22 Haziran 2018 Cuma

SİGARA-STRES DÖNGÜSÜ


Sigaranın sağlık üzerine olumsuz etkileri saymakla bitmez, kalp-damar hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları, birçok kanser türü ve dahası… Ancak biz bu yazımızda belki de ilk seferde aklımıza gelmeyecek olan, sigaranın stres yönetimi üzerine olan etkilerinden bahsedeceğiz…


Herkesin sigaraya başlama hikayesi benzerdir. Kimi sürekli ailede içen bireyler gördüğü için, kimi arkadaşlarından geri kalmamak için kimiyse stresi azalttığını savunduğu için başladığını söyler ve bunlar gibi birçok sebep daha…


Stres, günlük yaşantımızın kaçınılmaz bir parçasıdır. Normal düzeylerde olan, kontrol altına alınabilen stres kişinin yaşamına heyecan katarak başarılı olmasını desteklerken, yoğun dü­zeydeki, kontrolden çıkan stres ise hastalıklara yatkınlığı artırabilmektedir.

Sigara kullanan kişiler genellikle, sigaranın streslerini azalttığını, içmediklerinde daha huzursuz olduklarından bahsederler. Ancak bu konuyla ilgili yapılan araştırmalarda, sigara içen bireylerin, içmeyenlere oranla daha çok stresli hissettikleri, hatta sigara içen kişilerde depresyon gelişebilme olasılığının da daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Buradan yola çıkarak, sigaranın hoş duygular yaratmadığı aksine sigara bağımlılığı nedeniyle oluşan kötü duyguların azaltılması amacıyla içildiğinin, bize zarar veren ve yıpratan duyguların asıl yaratıcısının sigara olduğu sonucuna varabiliriz.

Stresli anlarımızda yanımızda olmasını istediğimiz, dostumuz sandığımız sigara, aslında stresi oluşturan ya da kontrolden çıkmasına sebep olan düşmanımızdan başkası değildir. Stresle başa çıkmanın birçok kolay yöntemi vardır. Kendimize vakit ayırmak, yürüyüşe çıkmak, meditasyon yapmak, müzik dinlemek, kitap okumak, yoga yapmak bu yöntemlerden sadece birkaçıdır. Kişinin kendisine iyi geldiğini düşündüğü, severek yapabileceği bir aktivite bulması sürdürülebilirlik açısından çok önemlidir.

Mora Terapi yöntemi ile uygulanan sigara bırakma terapilerinde, terapinin başında ve sonunda renk terapisi uygulayarak kişinin duygu durum bozukluklarını en aza indirmeyi amaçlıyoruz. Renk terapisi, uygulanan seansların etkinliği artırır ve sigarayı bırakma sürecinde kişide oluşabilecek stresin ve duygusal dalgalanmaların kontrol altına alınmasına yardımcı olur. 



4 Haziran 2018 Pazartesi

DİRENÇLİ KİLOLARINIZIN SEBEBİ GIDA DUYARLILIĞI OLABİLİR Mİ?


‘Yediklerime dikkat ediyorum, spor yapıyorum ancak bir türlü kilo veremiyorum’ diyenlerin dikkatine! Kilo verememenin sebepleri, hormonel veya metabolik rahatsızlıklar olabilir. Ancak bu sebeplerin arasında daha sinsi ilerleyen bir sebep daha var. Gelin birlikte inceleyelim…


Bağırsaklar sadece besinleri sindirimi ve emiliminde görevli değildir. Aynı zamanda en önemli özelliklerinden biri de vücudun korunmasında görevli bağışıklık sistemi hücrelerinin %70-80 inine sahip olmasıdır. Bağırsaklarımız, besinlerin sindirimi sonucunda oluşan yararlı bileşenleri vücuda geri emerken, zararlı bileşenleri vücuttan uzaklaştırmaktadır. Ancak günümüzdeki stresli yaşam şartları, bilinçsiz ilaç kullanımı, gıda katkı maddeleri veya maruz kalınan ağır metaller, toksin maddelerin sonucunda bağırsaklarımız olduğundan daha geçirgen hale gelmektedir. Tam olarak parçalanamadan kana geçen gıdalar, bağışıklık sistemimiz tarafından tanınamazlar ve yabancı bir maddeymiş gibi saldırıya uğrarlar. Bunun sonucunda da vücutta iltihaplanmalar ve çeşitli belirtiler görülmeye başlar.

Duyarlılık oluşan gıdalara karşı oluşan belirtiler ve şiddetleri kişiden kişiye değişmektedir. Gözlemlenebilecek belirtilerden bazıları: kabızlık, gaz, hazımsızlık gibi sindirim sistemi şikayetleri, deri döküntüleri, egzama, halsizlik, baş ağrısı, migren, kronik yorgunluk ve romatizmal şikayetlerdir.

Yapılan araştırmalarda, vücutta oluşabilecek iltihaplanmaların insülin direnci de oluşturabileceği düşünülmektedir. Oluşan insülin direnci ise kilo vermeyi zorlaştıran hatta obeziteye sebebiyet verebilen önemli bir faktördür. Obeziteyle birlikte biriken yağ dokusu stres hormanlarının artmasına sebep olur ve bunun sonucunda iltihaplanma artar. Kısır döngüyü bozabilmek için kişinin mutlaka gıda duyarlılıkları ve gıda alerjisi olup olmadığı sorgulanmalıdır.

Vücuttaki iltihabi durumun depresyonla ilişki mekanizması henüz net değil ancak, son yıllarda bu konuyla ilgili yapılan bazı çalışmalarda, gıda duyarlılıklarına bağlı bağırsaklarda meydana gelebilecek iltihaplanmaların, yaklaşık %95’i ince bağırsaklardan salgılanan seratonin hormonunun salgılanmasını olumsuz etkileyebileceği tartışılmaktadır. Seratonin hormonu eksikliği ise duygu durum bozukluklarına sebebiyet verebilmektedir. Duygu durum bozukluğu da yanlış beslenme alışkanlığının oluşmasında büyük bir etkendir.

Verdiğimiz tüm örneklerde olduğu gibi, çözüm sağlıklı beslenme alışkanlığının oluşturulması, vücutta beklenmedik belirtilere sebep olan besin bileşenlerinin diyetten uzaklaştırılmasıdır. Bizim de Mora Terapi yöntemiyle yaptığımız alerji terapilerin temeli, alerjen madde frekanslarının vücuttan silinmesidir. Bu şekilde izlem süreci boyunca vücuttan uzaklaştırılan ve aynı zamanda vücuttaki izleri silinen alerjenler, tedavinin sonunda eser miktarda alındığı veya gözden kaçıp tüketildikleri zaman eskisi gibi vücutta belirti yaratmamaya başlar. Aynı zamanda tedavide kullandığımız renk terapileri duygu durum bozuklukları için birebirdir.

18 Mayıs 2018 Cuma

PREBİYOTİKLER SİNDİRİM SİSTEMİMİZİ NASIL DESTEKLER?



Son zamanlarda sürekli konuşulan, bağırsaklarımızın doğru çalışabilmesi ve bununla birlikte tüm vücudumuzun sağlıklı olabilmesi için gerekli probiyotiklerin, vücudumuz için daha yararlı olabilmelerini destekleyen prebiyotiklerden bahsetmek istiyoruz bu yazımızda.  Nedir bu prebiyotikler?
Sindirim sistemimizde, sindirime uğramadan kalın bağırsaklara kadar ulaşabilen, kalın bağırsaktaki faydalı bakteri gruplarının (Bifidobacterium ve Lactobacilluslar gibi) besin olarak kullanabildikleri, bu bakterilerin çoğalabilmelerini ve aktivite gösterebilmelerini destekleyen besin bileşenlerine prebiyotik denmektedir. Kısaca probiyotiklerimizin enerji kaynaklarıdır diyebiliriz.

Prebiyotikler, besin lifleri olarak da tanımlanabilir ancak her lifli besinin prebiyotik olmadığı unutulmamalıdır. Bir besini prebiyotik olarak sınıflandırabilmemiz için, sindirime dirençli olması, kalın bağırsaklardaki sağlık için gerekli bir veya belirli sayıda bakteri tarafından kullanılabiliyor olması, bu bakterilerin büyümesini ve aktivite gösterebilmesini sağlaması gerekmektedir.

Prebiyotikler çoğu etkilerini kendileri değil, bağırsaklardaki yararlı bakterilerin üzerinde yaptıkları değişikliklerle gösterirler. En önemli görevlerinden bazıları; probiyotiklerin bağırsaklarda yaşayabilmeleri ve aktivite gösterebilmelerini sağlayarak, vitamin sentezi ve mineral madde emilimini artırmak, bağışıklık sistemini güçlendirmektir. Aynı zamanda sindirim sistemini düzenlerler, bağırsaklarda zararlı bakterilerin üremelerine engel olurlar, kalın bağırsak kanseri riskini azaltırlar ve kan kolesterol düzeylerini düşürürler.

Peki prebiyotikleri günlük beslenmemize nasıl ekleyebiliriz? Prebiyotik açıdan zengin besinlere; Hindiba, enginar, taze fasulye, nohut, buğday, arpa, çavdar, soğan, sarımsak, muz, kuşkonmaz, pırasa, yer elması, bamya, yeşil bakla, pazı, ıspanak, lahana, karnabahar, brokoli, kerevizin yeşil yaprakları, semizotu, bulgur, mercimek, keten tohumu, kuru fasulye ve barbunya örnek olarak verilebilmektedir.

Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Yönetmeliği’nde, beklenen etkilerin görülebilmesi için prebiyotik bileşen tüketiminin en az 5gr/gün olması gerektiği belirtilmiştir. Günlük olarak besinlerden karşılanabilecek doz kişinin tolerasyonuna göre değişmektedir. Genel bir örnek verecek olursak; bir porsiyon pırasa yemeği veya bir küçük boy muz veya bir küçük boy soğan/sarımsak günlük ihtiyacımızı karşılayabilmektedir. Her gün prebiyotik açısından zengin besinlerden en az 1-2 tanesini diyetimize eklemek faydalı olacaktır. Prebiyotiklerin besinlerle alımının yetersiz olduğu düşünüldüğü durumlarda gıda takviyesi olarak mutlaka beslenme planına eklenmelidir.

Mora terapi yöntemi ile çalışılan kilo kontrolü, metabolik sendrom, insülin direnci, bağırsak mantarı temizliği ve geçirgen bağırsak sendromu gibi pek çok rahatsızlıkta, kişilere verilen probiyotikler, prebiyotiklerle desteklenmektedir.


25 Ocak 2017 Çarşamba

Selülit için sağlıklı ve kalıcı çözüm: Mora Beauty

Selülitin kötü görüntüsünden dolayı estetiksel bir sorun olduğuna dair geniş bir algı hakim olsa da selülit aslında sağlık sorunudur. Deri altında düzensiz ve aşırı yağ birikimiyle oluşan, selülit özellikle bacak, kol ve kalça bölgesinde toplanan, görünümüyle portakala benzetilen bölgesel dolaşım bozukluğudur. Kadınlarda yumurtalıklardan salgılanan ve dokularda su tutma özelliğiyle selülit oluşumuna zemin hazırlayan folikülin (FSH) hormonunun varlığı selülitin erkeklere oranla kadınlarda görülme sıklığını artırır. Hormonsal sebeplerin dışında dengesiz ve yüksek kalorili beslenme, kafein ve gaz içeren içecekler, hareketsiz yaşam, genetik faktörler, hızlı ve aşırı kilo değişiklikleri selülitin oluşmasında önemli faktörlerdendir.

Üç aşamadan oluşan selülitin ilk aşamasında, dolaşım bozukluğuyla damarlardan çıkan su dokulara dolar. İlk aşamada selülit deride herhangi bir görünüş bozukluğuna yol açmaz ve dikkat çekmez. Genellikle selülitin oluştuğu bölge sıkıldığında portakal kabuğu görüntüsü ortaya çıkar. İkinci aşamada dokularda olan su daha da artar, ödem fazlalaşır. Yaşanan dolaşım bozukluğu derinin görünümüne belli belirsiz yansır. Üçüncü aşamada ise bu dokularda biriken yağ, su ve tuz molekülleri organizma tarafından  kullanılmayacak hale gelir ve selülit derinin altına iyice yerleşir. Deride yoğun ve kalıcı bir görüntüye neden olan selülitin üçüncü aşaması kişiye göre ağrılı da geçebilir.  Selülit için alınacak önlemler selülitin derecesini ve şikayetlerini bir nebze azaltsa dahi kesin çözüm için çoğunlukla tedaviye ihtiyaç duyulur.

Bütünsel tıp yöntemi olarak Türkiye’de geniş bir ağa sahip olan Mora Terapi cihazları içerisinde yer alan Mora Beauty, sağlığı ve güzelliği bir arada sunarak selülit için tedavi imkanı sunar. Selülit, saç, tırnak, yüz, boyun ve dekolte bölgelerindeki sorunlara kalıcı ve sağlıklı tedavi yöntemleri sunan Mora Beauty, bağ dokuları ve genel görünümde canlandırıcı, uyarıcı ve rahatlatıcı uygulamalarıyla kişinin kendini iyi hissetmesini sağlar. Dolaşım bozukluğunun yol açtığı bağ dokusu deformelerini tedavi eden Mora Beauty, Mora Terapi’nin biorezonans yöntemiyle SPA rahatlığı yaşatır.









14 Ocak 2017 Cumartesi

Metabolik Sendrom nedir ve nasıl tedavi edilir?

Yaşam tarzının değişmesi, yaşam şartlarının değişmesinin doğal bir sonucudur. Teknolojik gelişmeler, okuma yazma oranın artması gibi sıralanabilecek global etkenler kentleşme oranını artırmış, yeni bir yaşam tarzı ortaya çıkarmıştır. Bireylerin eğitimi, gelir düzeyi, yaş ve cinsiyet gibi özelliklerini kapsayan sosyoekonomik şartların iyileşmesinin kişinin beden ve ruh sağlığı üzerindeki güçlü etkisi yadsınamaz bir gerçektir. Üretim tarzının değişmesi, kol emeğinden beyin emeğine geçişte sağlık sorunları da şekil değiştirmiştir.

Artan sosyoekonomik düzey ile hazır gıdaların tüketimi artmış, hareketsiz yaşam yaygınlaşmış ve bunların sonucu olarak obezite, sindirim sistemi sorunları ve metabolik hastalıklara rastlanma oranında belirgin bir yükselme olmuştur. Masa başı çalışma, hareketsiz ve stresli mesai saatleri halk arasında insulin direnci, kalp hastalıkları ve tansiyon gibi isimlere bilinen hastalıkları kapsayan metabolik sendromun görülme sıklığını artırmıştır. Yaşam tarzı ile doğrudan bağlantılı olan metabolik sendromun tedavisinde başarılı sonuçlara imza atmış bütünsel tıp yöntemi Mora Terapiyi hastalarına uygulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Mustafa Çalık, metabolik sendromlu hastalarda iyileşmeye dair Mora Terapi ile gerçekleştirilmek istenen iki amacı şu şekilde özetliyor:

“Birincisi karbonhidrat bağımlılığını azaltmak veya bitirmek, ikincisi ise efektif bir detoksifikasyon ile insülinin etkinliğini artırmak.” 

Kilo almaya neden olmasının dışında metabolik sendorumun ortaya çıkmasında da oldukça etkili olan karbonhidrat bağımlılığı için hastanın bağımlısı olduğu şeker, tatlı, çikolata, buğday ekmeği, un ve tuz gibi maddeler tüplere konularak Mora Terapi cihazları aracılığıyla vücuttan siliniyor. Vücuttaki doku ve sistemler arasındaki iletişimin elektromanyetik frekanslar yardımıyla gerçekleşmesinden yola çıkan Mora Terapi teknolojisi, karbonhidrat bağımlılığı ile tahribata uğramış hücrelerin yeniden sağlıklı hale getiriyor.

Karbonhidrat bağımlılığının vücuttan silinmesi ile hastalanın kalori alımı azaltılarak metabolik sendroma yola açan belirtilerin ortadan kaldırılması amaçlanıyor. Mora Terapi tedavisinde aynı zamanda tedaviyi desteklemek için hastaya alkali beslenmeyi içeren bir diyet listesi veriliyor. Metabolik sendromda Mora Terapi tedavileri uygulanırken hastanın bütünsel olarak iyileşmesi ele alındığı için vücudun tüm zararlı maddelerden kurtulması amaçlanır. Bu amaç doğrultusunda hastalara özel bir detoks programı uygulanır. Bu detoks sırasında hastaların bol su tüketmesine özen gösterilir ve hayvansal proteinlerden uzak durması önerilir.


28 Aralık 2016 Çarşamba

Health Scanner ile 1 dakikada mini check-up


Hastalık belirtilerini ortadan kaldırmaya değil de hastalığa neden olan sağlık sorunlarını ortadan kaldırmaya yönelen bütünsel tıbba olan ilgili her geçen gün artıyor. İyileşmenin bir bütün olarak ele alındığı bütünsel tıpta kişinin beden, ruh ve zihin sağlığını dengede tutmak oldukça önemli. Sağlığı olduğu gibi insanı da çevresiyle bir bütün olarak ele alan bütünsel tıp, kişinin sağlığı üzerinde çevre ilişkilerini ve yaşam tarzını da değer veriyor.

Mora Terapi cihazları, hastayı eğitmek ve hastalığa neden olan sorunu ortadan kaldırmak üzerine kurulu felsefesiyle bütünsel tıbbın Türkiye’de öne çıkan uygulayıcısı. Vücudumuzdaki doku ve sistemler arasındaki iletişimin elektromanyetik frekanslar yardımıyla gerçekleştiğinden yola çıkarak icat edilen Mora Terapi cihazları, iki eş elektriksel sinyalin birbirini seçmesi ve ilişkiye geçmesidir. Biorezonans metodunun başlangıcı olarak kabul edilen Mora Terapi cihazları gelişen teknolojinin de katkısıyla geliştirilerek pek çok farklı sağlık sorununun tedavisi için kullanılmaktadır.
Mora Terapi kendi markası altındaki cihazlarından sonra Health Scanner ve Biofoton cihazlarını da Türk doktor ve hastalarıyla buluşturarak bütünsel tıp alanında hizmetlerine yenisi ekledi. En son kuantum tıbbı bilgilerine dayanarak aminoasitlerden ağır metallere ve minerallere kadar yüzlerce değeri saniyeler içinde ölçen Bionic Health Scanner’e artık Mora Terapi merkezlerinde ulaşmanız mümkün.
Ana cihaza bağlı bir el sensörünün avuç içinde 1 dakika tutulmasıyla kalp ritmi, böbrek fonksiyonu, karaciğer fonksiyonu, kemik hastalıkları, vücut toksinleri, beyin sinirleri, ağır metaller, aminoasitler, vitamin, mineral, eser, element, cilt, göz, prostat, jinekoloji ve göğüs gibi 40’a yakın alandaki sağlık analizi saniyeler içinde ölçülüyor. Hücre ve organların manyetik dalgalarını nano ve mikro - Gauss aralığında ölçerek yüzlerce değeri doğru bir şekilde gösteren Bionic Health Scanner mini bir check-up sunuyor. 40’a yakın spesifik sağlık analizini olması gereken normal değerler ile birlikte veren Bionic Health Scanner, kişiye değerlerini normal değerleri ile karşılaştırma imkanı sağlıyor.
Bionic Health Scanner’in özel yazılımı, kişinin değerlerinin normal değerlerinin üzerinde seyretmesi halinde hastalığın tanı ve tedavisi için yol gösterici konumundadır. Bionic Health Scanner geleneksel, tamamlayıcı ve bütünsel tıp tedavilerindeki her bir parametre için ipuçları vermektedir. Hücre ve organların manyetik dalgalarını nano ve mikro-Gauss aralığında ölçerek değerlendirme yapan Bionic Health Scanner ile bulunan tüm çözümsel sonuçlar hastanın sağlığı için birer ipucu değeri taşır.

 

 

 

13 Aralık 2016 Salı

Işığın iyileştirici gücü: Biyofoton

Yaz mevsiminin bitmesiyle birlikte gündüzlerin kısalması ve gecelerin uzaması insanların ışığa olan ihtiyacını bir kez daha gündeme getirdi. Nasıl ki bahar mevsiminde insanlar çoğu zaman açıklayamadıkları bir mutluluk hali içindeyse, güz mevsiminde kendisini derin bir hüzün ve karamsarlık girdabında bulur. İnsan enerjisi için temel ihtiyaç ışık, aynı zamanda iyileştirici bir etkiye sahiptir.

Işık sadece insanlar için değil tüm canlılar için hayati bir önem taşımaktadır. Işık olmadan canlılar yaşamsal faaliyetlerine devam edemez. Işığın insanlar için en faydalı özellikleri ise antibakteriyel etkisi, D vitamini deposu olmasıdır. Işık insanlara doğrudan ya da dolaylı olarak etki edebilir. Işığın ısınma ve görmemize olan katkısı doğrudan etkiyken; ışık yardımıyla bitkilerin fotosentez yapması sonucu oksijen üretimi dolaylı etkidir. Sabit olmayıp ortamsal faktörlere bağlı olarak şiddeti değişen ışık kişilerin ruh, zihin ve beden sağlığı dengesinde önemli bir faktördür. Işığın olmadığı ortamlarda nasıl ki olumsuz duygu durumu hakimse ışıktan yoksunluk kemik gelişimi gibi fizyolojik durumları da etkiler.
Bilimsel çalışmalarla biyofoton
Işığın insan vücudu üzerindeki iyileştirici etkisi üzerine yoğunlaşan bilim insanları biyofoton teknolojisinin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Kasnatschejew 1973 yılında, yaşayan hücrelerin mor ötesi seviyede fotonlar ya da elektromanyetik dalgalar aracılığıyla biyolojik bilgi paylaşımı yaptığını kanıtlamıştı. Dr. F. Popp  Kasnatschejew’in deneyinin devam niteliğini taşıyan çalışmalarını organizmada ışığın varlığı ve sonuçları üzerinde yoğunlaştırdı. Işık olmadan hayatın mümkün olmadığına inanan ve bilimsel çalışmalarını bu yönde sürdüren Dr. F. Popp geliştirdiği biyofoton teorisiyle ışığın iyileştirici gücünü keşfetti. Dr. F. Popp fotonları bilimsel olarak kabul edilebilir kılarak kanıta dayalı bir perspektif içinde değerlendirmiştir.
Işık düzenlemesinin doğru gerçekleşmediği durumlarda, ışık kuantumuna bağlı metabolik süreçlerde bozulma meydana gelir ve bu da kronik hastalıklara ve hatta kansere yol açar. Işığın iyileştirici gücü olan biyofoton teknolojisi, kronik ve sistemik hastalıklarda bozulan hücresel fonksiyonların sağlıklı haline dönmesini sağlar. Vücutta herhangi bir yan etkiye yol açmayan biyofoton seansları; hormonların dengelenmesi, enfeksiyonlar, zayıflamış bağ dokusu, migren, egzama, sedef, boyun, sırt ve bel ağrıları, sigara, alkol ve karbonhidrat bağımlılıkları, siyatik ağrıları, akne, uyku ve sindirim sistemi bozukluklarının tedavilerinde olumlu sonuçlar verir.
Elektromanyetik adı verilen dalgaların toplam enerjisini meydana getiren enerji parçacıkları olan fotonlar ve fonksiyonları hakkında mevcut bilgiler, fotonların terapatik uygulamalarını mümkün kılmaktadır.
Fotonların transfer edilmesinde en iyi yöntem olarak el ile dokunma tekniği ince el becerisi gerektirdiği için her uygulayıcı tarafından ustalıkla uygulanamamaktadır. Bu sebeple belirli dalga uzunluklarında ve frekanslarda fotonların cilde hedef odaklı olarak uygulanmasını sağlayan bazı cihazlar geliştirilmiştir.
Bütünsel tıbbın Türkiye’deki lider firması Mora Terapi güvencesiyle hizmet veren Bionic 880, biyofoton teorisiyle biyofizikte çığır açmış bir çalışmanın ürünüdür.