16 Ekim 2020 Cuma

MUTLULUK KİMYASALLARINI GÜNLÜK DOZLARDA NASIL ALIRSINIZ?

DOPAMİN

Motivasyonu, öğrenmeyi ve zevk duygusunu güçlendirir. Size hedefleri, arzuları ve ihtiyaçları gerçekleştirme kararlılığı verir.

Eksikliğinde neler olur?

Erteleme, kendine güven ve saygının azalması, motivasyon eksikliği, düşük enerji veya yorgunluk, odaklanamama, endişeli hissetme, umutsuz hissetme, sık ruh hali değişimleri.

Dopamini nasıl yükseltirsiniz?

Meditasyon yapın, günlük yapılacaklar listesi ile işlerinizi takip edin, uzun vadeli hedefleriniz olsun, L-Tirozin bakımından zengin yiyecekler tüketin (yumurta, baklagiller, balık, tam tahıllı gıdalar vb), düzenli egzersiz yapın, yaratıcılığınızı ortaya çıkaracak bir şeyler yapın; yazı yazmak, müzik veya sanat gibi…

OKSİTOSİN

Güven hissetmenizi sağlar, ilişkiler kurmayı ve onları sürdürmenizi sağlar. Aşk hormonu olarak da adlandırılır. İlişkilerinizde bağlanmada rol oynar.

Eksikliğinde neler olur?

Yalnızlık hissi, stresli olma, motivasyon eksikliği, düşük enerji veya yorgunluk, ilişkilerde bozulma, endişeli hissetme, uykusuzluk...

Oksitosini nasıl yükseltirsiniz?

Fiziksel dokunuşla (kucaklaşma vs), sosyalleşerek, masaj yaptırın, akupunktur veya akupunktur benzeri uygulamalar, müzik dinleyin, egzersiz yapın, soğuk duş alın, meditasyon yapın.

SERATONİN

Akranlar, arkadaşlarınız veya çevrenizde öneminizi hissedersiniz. Çevrenizdeki insanlarla birlikteyken kendinizi olduğunuz gibi sakince kabul etmenizi sağlar.

Eksikliğinde neler olur?

Kendine saygıda azalma, aşırı duyarlılık, anksiyete / panik ataklar, duygu durum dalgalanmaları, umutsuz hissetme, sosyal fobi, takıntı, uykusuzluk.

Seratonini nasıl yükseltirsiniz?

Egzersiz yaparak, soğuk duş alın, güneş ışığına daha çok çıkın, masaj yaptırın.


ENDORFİN

Fiziksel acıyı hafifletir. Coşku hali yaratır ve böylelikle anksiyete, depresyon, stres ve ağrı tepkilerini hafifletir.

Eksikliğinde neler olur?

Anksiyete, depresyon, ağrı ve acı çekme, sık ruh hali değişimleri, uykusuzluk, dürtüsel davranışlar ortaya çıkar.

Endorfini nasıl yükseltirsiniz?

Kahkaha atmak, ağlamak iyi gelecektir (duygu boşalımı), müzik dinleyin, sanat, şiir gibi ruhunuzu iyileştiren şeyler yapın, bitter çikolata ve baharatlı yemekler tüketin, egzersiz yapın, esneme hareketleri yapın, masaj yaptırın, meditasyon yapın.

Mora Terapinin Hormon dengeleme ve aktivasyon programları da tüm vücudunuzdaki hormonal salınımlarınızın dengesi için ayrıca mükemmeldir. Denemeyi sakın ihmal etmeyin. Mora Renk ve Bach Çiçekleri programlarımız da duygu durumunuz konusunda hızlı düzelmelere neden olur.

Sağlık dolu günler dileklerimizle.

 

 

9 Ekim 2020 Cuma

Müzik Gerçekten Ruhun Gıdası Mı?

Rahatlıkla neredeyse tüm insanlığın ortak kümesinin müzik olduğunu söyleyebiliriz öyle değil mi? Ya da sesler. Farklı türler, farklı yansımalar, farklı enstrümanlar sevebiliriz; ama bir şekilde müziği duyar, ona tepki veririz. Bu tepki, biz mutluyken de cereyan edebilir hüzünlüyken de. Belki de müziğin en güzel yanı da budur.

Müzik dinlemek eğlenceli olabilir, ancak sizi daha sağlıklı hale getirebilir mi? Müzik bir zevk ve memnuniyet kaynağı olabilir, ancak araştırmalar ayrıca birçok farklı psikolojik faydası olduğunu da göstermiştir. Müziğin faydaları neler bir bakalım. Müziğin düşüncelerinizi, duygularınızı ve davranışlarınızı etkileyebileceği düşüncesi, muhtemelen bir sürpriz gibi gelmeyecektir kulağa. En sevdiğiniz, tempolu rock eserini dinlerken havalara uçuyor ya da şahane bir canlı performans eşliğinde gözyaşlarını tutamıyorsanız, müziğin gücünü kolayca anlar, hissedebilirsiniz.

Müziğin psikolojik etkileri, tahmin edebileceğinizden çok daha güçlü ve geniş kapsamlı olabilir. Müzik terapisi, bazen duygusal sağlığı desteklemek, hastaların stresle başa çıkmasına yardımcı olmak ve psikolojik iyileşmeyi desteklemek için kullanılan bir girişimdir. Hatta bazı durumlar, müzikteki zevkinizin kişiliğinizin farklı yönlerini kavramasını sağlayabilir.

Müzik zihni rahatlatabilir, vücuda enerji verebilir ve hatta insanların acıyı daha iyi yönetmesine yardımcı olabilir.

Peki müzik başka ne gibi faydalar sağlayabilir?


1- Müzik, Bilişsel Performansınızı Geliştirebilir

Araştırmalar, fonda çalan müziğin, başka bir aktiviteye odaklanan bireylerde bilişsel görevler üzerindeki performansı geliştirebileceğini ileri sürmektedir. Spesifik olarak bir çalışma, ‘iyimser’ müziğin, beyindeki işlem hızında gelişmelere yol açtığını bulmuştur.

Çalışırken zihinsel performansınızda bir artış arıyorsanız, arka planda müzik çalmasını ihmal etmeyin. Karmaşık şarkı sözleri barındıran eserler yerine enstrümantal parçaları seçin.

2- Müzik Stresi Azaltabilir

Müziğin stresi azaltmaya veya yönetmeye yardımcı olabileceği uzun zamandır biliniyor. Zihni rahatlatmak ve için ortaya çıkarılan meditatif müzik merkezli kır evi endüstrisini düşünün. Neyse ki bu, araştırmalar tarafından desteklenen bir trend. Müzik dinlemek stresle baş etmenin etkili bir yolu olabilir.

Sonuçlar müzik dinlemenin insan stresine, özellikle de otonom sinir sistemine etki ettiğini ortaya koydu. Müzik dinleyenler, yaşanan bir stresin ardından daha hızlı iyileşme eğilimindeydi.

3- Müzik, Beslenme Alışkanlıklarınızı Değiştirebilir

Müziğin en şaşırtıcı psikolojik faydalarından biri, yararlı bir kilo verme aracı olabileceğidir. Kilo vermeye çalışıyorsanız, hafif müzik dinlemek ve ışıkları kısmak, hedeflerinize ulaşmanıza yardımcı olabilir.

Akşam yemeği yerken, evde hafif müzik çalarak bunu uygulamaya koyabilirsiniz. Rahatlatıcı bir ortam yaratarak, yavaş yavaş yemek yiyebilir ve bu nedenle daha doymuş hissedebilirsiniz.

4- Müzik, Hafızanızı Güçlendirebilir

Öğrencilerin çoğu, ders çalışırken müzik dinlemekten keyif alıyor. Peki bu harika bir fikir mi? Bazıları en sevdikleri müziği dinledikçe hafızalarını geliştirirken, diğerleri de müziğin hoş bir dikkat aracı olduğunu düşünüyor.

Bir araştırma, öğrencilerin hafif müzik dinlediklerinde, öğrenme testlerinde daha iyi performans gösterme eğiliminde olduklarını, muhtemelen bu tür müziklerin daha az dikkat dağıtıcı olduğunu ortaya koyuyor. Bir başka çalışma ise, yeni bir dil öğrenen katılımcıların, uygun müzik türü eşliğinde yeni kelimeleri ve sözcük öbeklerini daha kolay öğrendiklerini, bilgi ve yeteneklerinde gelişim olduğunu ortaya koyuyor.

5- Müzik, Acılarınızla Başa Çıkmanıza Yardımcı Olur

Araştırmalar, müziğin, acı ve ağrı yönetiminde çok yardımcı olabileceğini göstermiştir. Fibromiyalji hastaları üzerinde yapılan bir çalışmada, günde sadece bir saat boyunca müzik dinleyenlerin, başka bir kontrol grubundakilere oranla, ağrıda belirgin bir azalma yaşadıklarını gözler önüne serdi.

Bu tür sonuçlar, müzik terapisinin kronik ağrı tedavisinde önemli bir araç olabileceğini düşündürmektedir.

6- Müzik, Daha İyi Bir Uykuya Kapı Açar

Uykusuzluk tüm yaş gruplarından insanları etkileyen ciddi bir sorundur. Bu problemin yanı sıra diğer yaygın uyku bozukluklarının tedavisi için birçok yaklaşım olmasına rağmen, araştırmalar, klasik müzik dinlemenin güvenli ve etkili bir çözüm olabileceğini göstermiştir.

Müzik, uyku problemleri için etkili bir tedavi olduğundan, uykusuzluğu tedavi etmek için kolay ve güvenli bir strateji olarak kullanılabilir.

7- Müzik, Motivasyonu Güçlendirir

Müzik dinlerken egzersiz yapmayı daha kolay bulmanın iyi bir nedeni var. Araştırmacılar hızlı tempolu müziğin dinlenmesinin insanları daha fazla çalışmaya teşvik ettiğini keşfettiler. Çalan şarkılara göre görüldü ki, tempo, çalışma hızını %10 oranında artırdı veya tam tersi düşürdü.

Müziğin temposunu değiştirmek, mesafe tekrarı, kalp hızı ve müziğin verdiği duygu gibi faktörler üzerinde ne gibi etki yaratıyor? Araştırmacılar, tempoyu yükseltmenin, pedal çevirme hızı ve uygulanan güç açısından daha yüksek performansa yol açtığını keşfettiler. Tersine, müziğin temposunu yavaşlatmak, tüm bu verilerin azalmasına yol açtı.

 

8- Müzik, Moralinizi Yükseltir

Müziğin bilim destekli yararlarından bir diğeri, sizi mutlu edebilmesi. İnsanların müzik dinlemelerinin nedenleri üzerine yapılan bir incelemede, araştırmacılar müziklerin uyarılma ve duygu durumlarıyla ilgili önemli bir rol oynadığını keşfettiler. Katılımcılar, müzikle birlikte daha iyi ruh hallerine sahip oldular.

9- Müzik, Depresyon Belirtilerini Azaltabilir

Araştırmacılar, müzik terapisinin depresyon dahil olmak üzere çeşitli bozukluklar için güvenli ve etkili bir tedavi olabileceğini bulmuşlardır. Dünya Psikiyatri Dergisi’nde yer alan bir çalışma, bunama, inme ve Parkinson hastalığı gibi nörolojik durumlardan muzdarip hastalarda, depresyon ve anksiyetenin azalmasında önemli rol oynadığını göstermiştir.

10- Müzik, Dayanıklılığı ve Performansı Artırır

Müziğin bir başka önemli psikolojik yararı, performansı artırmasıdır. İnsanlar yürürken ve koşarken tercih ettikleri bir adım sıklığına sahip olurken, bilim adamları, hızlı tempolu şarkıların insanları hızlandırmaya teşvik edebileceklerini keşfettiler. Koşucular yalnızca daha hızlı koşmakla kalmıyor, ayrıca daha fazla dayanıklılık göstermek için motive oluyorlar.

Sonuç olarak; müzik akıl, vücut ve ruh arasında bir denge oluşturmaktadır. Teknolojinin gelişimiyle birlikte çağımızda müzik terapileri de önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Bunun en güzel örneklerinden biri de Mora Terapi
Psycobiophoni modülü ve 5 Element Müzik Terapi kiti. Söz konusu cihaz modülü de 5 Element modülü gibi müziğin terapi gücünden yardım almaktadır. Ancak onu müzik terapilerinden ayıran en önemli özelliği aynı zamanda vücuttaki frekansları düzenlemesidir. Dilerseniz bize ulaşarak detaylı bilgi alabilirsiniz.

Şimdi en sevdiğiniz şarkıyı açmanın tam zamanı! 😊

25 Eylül 2020 Cuma

Gerçek tanımıyla "bütünsel tıp / bütünsel sağlık" ne demektir?

 Bütünsel tıbbın sağlık anlayışı, klasik okul tıbbındaki gibi adı önceden konulmuş hastalıkları teşhis edip bunları kimyasal ilaçlar veya cerrahiyle “tedavi etmek”ten çok farklıdır. Bütünsel tıbbın sağlık anlayışı hastalıkları iyileştirmekten çok, doğal yöntemlerle sağlığı koruma odaklıdır. Bütünsel tıp, ağırlıklı olarak Geleneksel Doğu tıp sistemlerinden beslenir. Naturopati ve homeopati gibi bazı bütünsel tıp şifa sistemleri Batı’da geliştirilmiş olmakla birlikte, Geleneksel Çin Tıbbı ve Ayurveda Tıbbı gibi Geleneksel Doğu tıp sistemleri binlerce yıllık geçmişi olan önemli bütünsel tıp kaynaklarıdır. Bu şifa sistemlerinin her biri farklı yaklaşımlara sahip olmakla birlikte, klasik okul tıbbından ayrılan ortak noktaları insanın sadece fiziksel sağlığı üzerinde durmayıp, duygusal, zihinsel ve ruhsal boyutların da sağlığın bileşenleri olarak göz önünde bulundurmalarıdır.

Bütünsel sağlık tüm bu unsurların dengesinin kurulmasıyla sağlanır. Bütünsel tıpta beden-zihin etkileşimi dikkate alınır. Sinir sistemi ve bağışıklık sistemi zihinsel sağlık üzerinde; zihinsel durum da sinir sistemi ve bağışıklık sistemi üzerinde etkilidir. Günümüzde, özellikle stres kaynaklı kalp ve damar hastalıkları, astım, sindirim problemleri, obezite gibi kronik hastalıklardan ölüm oranının yüksekliği, beden-zihin bağlantısını açıkça göstermektedir. Bütünsel tıbbın faaliyet alanı mevcut bir hastalığı tedavi etmek değil, insanların kendi kendilerini iyileştirme kapasitelerini arttıracak, hastalıkları önleyecek çözümler sunmaktır. Sağlığı kaybetmeden önce korumanın önemini kavratmayı ve bu yolda neler yapılması gerektiği konusunda toplumu bilinçlendirmeyi amaçlar

"Bütün iyi olmadan parçayı iyileştirmek mümkün değildir." –Platon

Bütünsel (holistik) tıbbın iddiası, insanın beden, akıl ve ruhtan oluşan çok boyutlu bir varlık olduğu, tek tek organlara ve sistemlere indirgenemeyeceği ve insanın tüm bu parçaların toplamından daha fazlası olduğudur. Bu yönleriyle bütünsel tıp, gerek fiziksel bedeni kendi içerisinde, gerekse zihin ve fiziksel bedeni birbirinden ayıran biyomedikal modelin aşılarak, insanın parçalara ayrılmadan tüm varlığıyla ve şahsiyetinden soyutlanmadan ele alınmasıdır. Hastalığın nasıl tedavi edileceğinden önce, insanı hasta eden süreçlerin tespit edilmesidir. Hastalıkların seyrinden çok, hastalığı doğuran nedenleri sorgulayarak öncelikli olarak bu nedenlerin ortadan kaldırılması gerektiğini savunur. Tek tek bütünü oluşturan parçaları değil, o parçaların oluşturduğu bütünü ve parçaların birbiriyle karşılıklı etkileşimini, yani bütünün kendisini görmeyi önemser.

Hem dünyada, hem de ülkemizde tıp mesleği bir paradigma değişimine ihtiyaç duyuyor. Ülke olarak bugün yoga, meditasyon, akupunktur, biorezonans ve frekans, ozon tedavisi gibi bütünsel, alternatif, tamamlayıcı- ya da diğer tanımlamalarıyla her türlü doğal -tedavi uygulamalarının bazı hastanelerimizde uygulanmaya başlanmış olması- bütünsel tıbbın felsefesiyle çok uyumlu olmasa da- başlangıç için umut verici bir gelişmedir.  Hedefimiz bütünsel tıp yaklaşımlarını doktorların burun kıvırdığı, bu yöntemlerden yarar gördüğünü söyleyen hastalarını “hoş gördüğü” bir sistemden, bu uygulamaların bilimselliği, etkinliği konusunda daha bilgili doktorların yetiştiği ve bizzat bütünsel tıp uygulayan hekimlerin sayısının arttığı bir sisteme katkıda bulunmaktır. Bizler artık gerçek anlamda sağlıklı bir toplum için, insan bedenini bütünü oluşturan parçalarına indirgeyerek, her parçada oluşan bozukluğu “parça başı” yaklaşımla tedavi etme yaklaşımının, hastalık ve sağlığı sığ bir kimyasal indirgemecilikle açıklamaya çalışan tıbbi yaklaşımların ötesine geçilmesi gerektiğini savunuyoruz.  Daha hümanist bir sağlık anlayışı için, insanın bütününün ele alınması gerektiğini savunuyoruz. Bütünlükten kastımız da, insanın bedeninin, zihninin, duygu ve düşüncelerinin, yaşadığı hayatın, sosyal çevresinin topyekün ele alındığı, doktorun hastasına zaman ayırıp onu dinlediği, hastanın iyileşme sürecinde doktorun ortağı olduğu bir sistemdir. 

Bütünsel tıp insanların birbirleriyle ve çevreleriyle ilişkilerinin, yaşayış tarzlarının, ruhsal durumlarının genel sağlıkları üzerindeki belirleyiciliğine vurgu yapar. Hastalık, tüm bu unsurlardaki dengesizlikten kaynaklanır. İnsan, kendi içinde bu dengesizliği yenebilecek potansiyele sahiptir. İyileştirme rolünü üstlenen kişinin öncelikli görevi, insanın içindeki bu iyileşme yeteneğini canlandırmaktır. Bu görev, herhangi bir dışsal müdahaleden (cerrahi veya ilaç tedavisi)  önce “bilinç” le başarılır. Bu bilinç de eğitimle sağlanır. Bu açıdan doktorun öncelikli görevi “müdahale etmek” değil, “eğitmektir”.  İnsana kendi sağlığının kontrolü devredilir.  Yani insan sağlığının sorumluluğu doktordan önce, kişinin kendisine aittir.

Beden ve ruhu birbirinden ayıran biyomedikal dogmanın aşılarak, insanın parçalara ayrılmadan bütün varlığıyla ele alınmasıdır. Bireyleri, sağlık örgütlerini ve sivil toplumu sağlığın korunması konusunda sorumluluk almaya çağırmaktır. Doğaya hükmetmek değil, onunla uyum içinde yaşamaktır. Bu yönleriyle bütünsel tıp, sağlık anlayışımızda bir devrimdir ve Mora Terapi olarak biz de bu yaklaşımla hizmet vermekteyiz. Ana temamız “hastalığı nasıl tedavi ederiz” değil, “nasıl sağlıklı insanlar yaratırız”dır. 

 

18 Eylül 2020 Cuma

Küçük Yaşta Kilo Problemi Yaşayan Çocuklarımız İçin Ebeveynler Ne Yapmalı?

Etrafınıza dikkatle baktığınızda obezitenin çocuk ve gençler için de önemli sağlık sorunlarından biri, belki de en önemlisi ve en tehlikelisi haline geldiğini siz de göreceksiniz. Fazla kilolu ve şişman çocukların sayısı arttıkça sağlığı bozulan çocuklarımızın da sayısı artıyor. Sorun büyükler kadar onların da kalbini, damarlarını, dizlerini, bağışıklık sistemlerini, psikolojilerini etkiliyor. Kilosu artan çocuklarımızın fiziksel aktiviteleri azalıyor, arkadaş ilişkileri zayıflıyor, okul başarısı düşebiliyor. Daha da önemlisi güven kaybı ve benzeri ruhsal sorunlar başlıyor.

Çocuklar metabolik düzenleri, ailelerin onlar için daha iyi yaşam standartları ve beslenme imkanı sunması sebebiyle aşırı kilo konusunda erişkinlere göre daha şanslılar. Bu durum onları obezite salgınından birkaç on yıl korumasına rağmen artık mevcut özellikler hiçbir işe yaramıyor.

Zira 2010 yılında yapılan Türkiye merkezli araştırmada, 0-5 yaş arası çocuklarda fazla kilolu ve şişman olanların sıklığı %26.4,6-18 yaş arası çocuklarda ise fazla kilolu ve şişman olanların sıklığı %22.5 olarak bulunmuştur. Oranlara göz attığınızda olayın ne kadar ciddi olduğunu görüyorsunuz. Neredeyse Türkiye üzerindeki çocukların dörtte biri kilolu veya aşırı kilolu. Çocukluk çağında aşırı kilolu veya obez olan çocukların erişkin dönemde obez oldukları ve bu kişilerin genç yaşta diyabet ve kardiyovasküler olaylar geliştirdikleri bilinmektedir. Ayrıca erişkin yaşta osteoartrit gibi kas-iskelet sistemi hastalıkları ile meme, endometrium ve kolon kanseri geliştirme risklerinin yüksek olduğu görülmüştür. Çağımızda ebeveynlerin beslenme alışkanlıklarının yağ ve şekerden zengin yiyeceklere kayması çocukların yeme alışkanlıklarını bu şekilde geliştirmelerine neden olmaktadır. Bu tür beslenme vitamin, mineral ve diğer gerekli elemanların beslenme ile alınamamasına yol açmaktadır.


Obez çocuk mutlaka doktor kontrolü altında olmalıdır. Başlangıçta beslenme öyküsü aile öyküsü, sistem muayeneleri, fizik aktivite öyküsü, büyüme kayıtlarının değer-lendirilmesi ve bazı laboratuvar incelemelerinin yapılması gereklidir. Çocuğun beslenme öyküsü önemlidir. Çünkü bazı çocuklar çok fazla miktarda yememelerine karşın, aldıkları besinlerin yüksek düzeyde karbonhidrat ve yağ içermesi nedeni ile kilo alırlar. Doktorunuz; ailenin beslenme alışkanlığı, ailede başka bir obez bireyin varlığı ve ailede kalp-damar hastalığı ve şeker hastalığı öyküsünün öğrenmek isteyecek, çocuğunuzun fiziksel aktivitesi ve ruhsal durumunu değerlendirecektir.

Sürekli kilo alıp vermenin de vücut şekline ve metaboliz-maya zararlı etkileri vardır, bu nedenle kilo alıp-vermekten kaçınılmalıdır. Kilo verme ardından kilo alma vücutta kas kitlesini azaltır. Yeniden alınan kilo yağ olarak vücuda döner. Kilo alıp verme sakıncalı olduğu için sürekli ve yavaş kilo verme programına hazır olunmalıdır.

Katı diyetler, egzersiz programları ve en önemlisi iradeli davranabilmek, çocuklar üzerinde çalışmayacak yöntemlerdir. Bu aşamada, ‘çocuklar nasıl zayıflayabilir?’ sorusuna cevap aradığınızı duyar gibiyiz. Eğer yavrunuzun neden kilo aldığını belirleyebildiyseniz, çözüm yolunu da daha kolay bulacaksınızdır.  Bir çocuğun en sağlıklı kilo verme yöntemi, beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmektir. Çocuğunuzun yiyecekleri arasından zararlı gıdaları çıkartır, onların yerine sağlıklı alternatifler eklerseniz, büyük oranla yavrunuzu bu besinlerin zararlarından korumaya başlar ve onun gelişimini olumsuz olarak etkilemeden kilo vermesine katkı sağlamış olursunuz. Asitli ve şekerli içecekler yerine ev yapımı meyve suları, hazır meyveli yoğurt yerine evde hazırlanmış meyve püreli yoğurtlar veya fast food hamburgerler yerine anne köftesi ile hazırlanmış sağlıklı bir burger hazırlayarak, çocuğunuzu sevdiği yiyeceklerden tamamen koparmadan sağlıklı beslenmesini sağlayabilirsiniz.

Beslenme konusuna gösterdiğiniz özeni, çocuğunuzun aktiviteleri konusunda da göstermeye çalışın. Çocuğun günlük aktivitelerini çoğaltarak daha çok hareket etmesini sağlarsanız, enerji harcanmasını arttırarak daha çok kalori yakmasına yardımcı olursunuz. Okulda spor etkinliklerine katılmasına vesile olmanız veya tatil günlerinde farklı aktivitelere katılmanız, çocuğunuzun kilo verebilmesi için en az beslenme kadar önemlidir. Çocuğunuzu, her zaman sofra kurallarına uyarak yemek yemeye yönlendirmek kilo alımına engel olacaktır.

 

Televizyon veya bilgisayar başında yemek yiyen çocukların dikkatleri farklı bir yönde olduğu için, yedikleri yemekten ve doyduklarından bir şey anlamayacak, daha fazla yemek tüketeceklerdir. Her zaman masa başında yiyip içmelerini sağlamanız önemlidir. Kızartma, hamur işi, tatlı gibi kilo almaya yardımcı yiyeceklerin tüketimini azaltarak, çocuğunuza fırında hazırlanmış, sebze-meyve ağırlıklı, süt ve süt ürünlerinin bulunduğu bir beslenme şekli hazırlarsanız, ona en ideal diyet programını yaratmış olursunuz. Çocuğunuz gecenin geç bir saatinde acıkırsa, ona yüksek kalorili yiyecekler yerine daha masum besinler vererek kilo almasını önleyebilirsiniz. 

 

Sağlıklı ve teknolojik bir alternatif olarak Mora Terapi’nin kilo ile mücadele tedavileri ve terapilerinden de küçük / büyük insan demeden faydalanabilirsiniz. Mora Terapi her daim kilo alıp verme döngüsünü en sağlıklı biçimde uygulamayı amaçlar. Detaylı bilgi için bize ister web ister telefon numaramızdan ulaşabilir, bizimle tanışabilirsiniz.

Herkes için sağlıklı günler!
😊



4 Eylül 2020 Cuma

Enflamasyona Karşı Mora Terapi!

 İnflamasyon, vücudun herhangi bir zarara karşı verdiği normal koruyucu bir yanıttır. İnflamasyon, hem akyuvarlarımızın bizi bakteri veya virüs gibi bir dış etkenden koruması anlamına gelirken, herhangi bir sakatlık durumunda da inflamasyon meydana gelir; örneğin spor yaparken zorlandığınızda incinen bölge genellikle ağrılı bir hal alır, şişer ve iltihaplanır.


Doktorlar vücuttaki iltihabı veya tıbbi terimle enflamasyonu azaltmanın en iyi yollarından birinin ecza dolabı değil, buzdolabı olduğundan artık neredeyse eminler. Doğru beslenerek ve özel doğru gıdalarla vücuttaki enflamasyonunuza savaş açabilirsiniz. Bağışıklık sistemi, vücuda yabancı olan herhangi bir şey girdiğinde (bunlar; polenler, istilacı mikroplar, kimyasal maddeler, alerjenler vb olabilir) hemen aktive olurlar. Bu aktivasyon genellikle enflamasyon sürecini de tetikler. Aslında enflamasyon vücudunuzu saldıralara karşı koruyan bir sağlık bekçisidir.

Unutmayın beyniniz her zaman çalışır. Düşüncelerinizden hareketlerinize, nefes almanızdan kalp atışlarınıza ve hatta duygularınıza kadar her şeyinizle ilgilenir. 7/24 çalışır, siz uyurken bile. Bu beyninizin sürekli olarak yakıta ihtiyaç duyduğu anlamına gelir. Bu yakıt tükettiğiniz yiyeceklerden gelir. Ve yakıt olarak ne seçtiğiniz her zaman fark yaratır. Daha basit söylemek gerekirse, yedikleriniz doğrudan beyninizin yapısını, işlevini ve ruh halinizi etkiliyor.

Beyniniz kaliteli beslenmeden mahrum kaldığında enflamatuar hücreler beynin kapalı alanı içerisinde dolaşır ve dolayısıyla beynin dokusuna zarar verir. İlginç olan ise tıp dünyasının uzun yıllar beslenme ile duygu durum arasındaki bağlantıyı farkedememiş olmasıdır.

Neyse ki günümüzde psikiyatri bilimi, beslenme ile ilgilenmeye başlamış ve yalnızca ne yediğiniz, ne hissettiğiniz ve nihayetinde nasıl davrandığınızla değil, aynı zamanda bağırsaklarınızda yaşayan bakteri türleri arasındaki korelasyonu bile araştırmaktadır.

Bağırsak floranızdaki iyi bakteriler sadece neyi sindirdiğiniz ve hangi yapısal maddeleri emecekleriyle ilgilenmekle kalmayıp aynı zamanda vücudunuzdaki enflamasyon derecesini ve duygu durumlarınızdaki değişimleri de etkiler.

Peki ne yapabilirsiniz? Farklı yiyecekler yediğinizde nasıl hissettiğinize daha çok dikkat edin. Bir zaman aralığı belirleyerek sadece temiz bir diyetle doğal besinleri tercih edin. Diyetinize doğal fermente ürünleri de (turşu, kefir vb) eklemeyi ihmal etmeyin. Hatta tahılı bile kesmek bir süreliğine güzel bir çözüm olabilir. Vücudunuzdaki değişimleri ve özellikle duygu durumunuzdaki düzelmeyi göreceksiniz. Böyle bir diyet sonrası hem fiziksel, hem duygusal olarak ne kadar iyi hissettiğinizi fark edeceksiniz.

Ya da siz, en iyisi Mora Terapi kilo tedavileri adı altında uyguladığımız 3 aylık programımıza gelin. Çünkü aslen bağırsakları tamamen sağlıklı hale getirmek üzerine, yukarıda bahsedilen tarzda rafine şeker ve rafine tüm gıdalardan arındırılmış, doğal, Akdeniz diyetine çok yakın bir diyet uyguladığımız 3 aylık bir protokol. Üstelik rafine gıdalara ve özellikle karbonhidrat ve şekere olan bağımlılığınızı ortadan kaldırmaya yönelik olarak Mora Terapi cihazımızla uygulama da yaparak bu diyet protokolüne kolaylıkla uyum sağlamanıza yardımcı oluyoruz. Tek başınıza zorlanacağınız bir süreçte yanınızda olarak size destek veriyoruz. En büyük desteği de Mora cihazı veriyor. Fazla kilo bahane, sağlıklı olmak, sağlıklı duygular ve daha mutlu bir yaşam her şeydir.

Herkese mutlu ve sağlıklı günler!


22 Ağustos 2020 Cumartesi

Bağışıklik (İmmün) Sistemi ve Mora Terapi

Bağışıklık sistemi diğer adıyla immün sistem, vücudun virüsler veya zararlı bakterilerin sebep olduğu enfeksiyonlarla mücadelesine yardımcı olan, canlıyı hastalıklara karşı koruyan, patojenleri ve tümör hücrelerini tanıyıp onları yok eden doğal savunma sistemidir. Bağışıklık sistemi yetersiz olduğunda, sağlıklı dokular ve enfekte olmuş dokular arasında ayrım yapamaz ve dolayısıyla işlevini yerine getiremez. Bunun için bağışıklık sistemini güçlendirmek önemlidir. Genel olarak diyebiliriz ki bağışıklık sistemi hastalıkların oluşumunda birincil koruma kalkanımızdır. Gelişmiş, güçlü bir bağışıklık kalkanı oluşturmak için kimi yaşam değişiklikleri yapmak çok iyi bir fikirdir.

Bağışıklık sistemin sağlıklı çalışması için verilen beslenme önerileri, gıda takviyeleri ve çeşitli ürünler sık sık karşımıza çıkmaktadır. Kanserden, organ nakline, alerjiden, romatizmal hastalıklar olarak bilinen otoimmün rahatsızlıklara kadar geniş bir çalışma alanı olan, sağlıklı bir yaşamın şifresini barındıran bu mekanizmanın doğru çalışması için bazı önemli noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir. Ayrıca, Bağışıklık sisteminin gelişmesi için bebeklik döneminden itibaren yaşamın her döneminde dikkat edilmesi gereken önemli noktalar vardır. Hava kirliliği, dengesiz ve kötü beslenme, yoğun stres, mevsim değişiklikleri, sigara – alkol gibi bağımlılıklar, kimyasallar, genel hijyen kurallarının yerine getirilmemesi, aşırı kilo, bilinçsiz ilaç kullanımı, kalitesiz uyku gibi sebepler bağışıklık sistemini zayıflatabilmektedir. Özellikle pandemi gibi efektif virüs salgını yaşandığı bu dönemde bağışıklık sistemimiz en büyük savunma silahımızdır.



Bağışıklık sistemi vücuda tüm organlara yayılmış olan hücrelerden ve ek olarak dalak, karaciğer, timus, lenf bezi gibi organlardan ve kemik iliğinden oluşur. İlk bağışıklık sistemi hücrelerinin aort dediğimiz en büyük atardamarımızın içinde olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Yani kanın oluşmaya başlaması ile birlikte bağışıklık sistemimiz de oluşmaya başlıyor denilebilir. Daha sonra en erken öncülleri karaciğer içinde gösterilmiştir. Karaciğer öncesini göstermek, yöntemsel olarak çok kolay değildir. Burada en ilginç nokta, özü olan ve olmayanı ayırt etmek temeli üzerine kurulmuş bir sistemde yarı yabancı olan bebeğin, anne rahminde nasıl kalabildiği ve daha önemlisi bağışıklık sistemi tam olan annenin bu yarı yabancıyı nasıl reddetmeden dokuz ay saklayıp büyütebildiğidir.

Bağışıklık sistemin sağlıklı çalışması için verilen beslenme önerileri, gıda takviyeleri ve çeşitli ürünler sık sık karşımıza çıkmaktadır. Kanserden, organ nakline, alerjiden, romatizmal hastalıklar olarak bilinen otoimmün rahatsızlıklara kadar geniş bir çalışma alanı olan, sağlıklı bir yaşamın şifresini barındıran bu mekanizmanın doğru çalışması için bazı önemli noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir.

Mora Terapi kilo seanslarında bağırsak sağlığı her zaman ön planda tutulur ve iyileştirilmeye her zaman bağırsaklardan başlanmaktadır. Sağlıklı bağırsaklar güçlü bağışıklık sistemini de beraberinde getirmektedir. Aynı zamanda bağımlılık terapileri ile sigara alkol gibi bağışıklık sisteminizi olumsuz etkileyen bağımlılıklarınızdan kurtularak bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz. Mora terapi ile yapılan tüm seanslarımızda genel frekans temizliği yapıldığından bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebilecek olumsuzluklar ortadan kaldırılarak kişinin bütünsel olarak sağlıklı olabilmesi sağlanmaktadır.

Mora Terapi biorezonans yöntemi ile tüm tedavilerde vücudun sağlıklı ve sağlıksız frekans bilgisi filtrelenip, vücudumuzdaki sağlıklı frekans bilgisi arttırıldığından zaten otomatik olarak bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Ayrıca  bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik  özel programlarımız da ekstra cihazlar içinde mevcut, doktorlarımız tarafından kullanılıyor.  İlaveten tüm tedavilerimizde sağlıklı yaşam alışkanlıkları değişimi destekleniyor. Yukarıda saydığımız gibi sağlıklı beslenme, egzersiz, mineral, vitaminlerin vücutta yeterli olup olmadığı sağlık profesyonellerimiz tarafından sorgulanıyor, gerektiği durumlarda destek takviyeler öneriliyor. Kronik hastalığı olanlar, kronik hastalık tedavilerimizle güçlendiriliyorlar. Bu yüzden bu dönemde, sağlığınız için iyi çözümlerden biri olduğu konusunda aklınızın bir kenarında mutlaka bulunsun. Sizi ve sağlığınızı önemsiyoruz. Kısacası bütünsel sağlığınızı önemsiyoruz. Toplum olarak, bu zorlu dönemi en kısa, en hasarsız, en sağlıklı şekilde atlatmak dileğiyle. 


Sağlıklı ve mutlu günler!


8 Ağustos 2020 Cumartesi

Mucize Bir Yağ: Omega 3


Bugün birazcık da mucize besinlerden bahsedelim. Mesela Omega 3 ya da diğer bilinen adı ile balık yağı. Cücudumuzda beyin ve kalp fonksiyonları için anne karnından itibaren gereksinim duyulan besinlerden biridir. Omega 3'ün yanı sıra omega 6-9 ve krill yağı (krill oil) gibi balık yağı sınıfına giren besinler de bulunur. Genellikle deniz ürünleri balık yağı içeren ürünlerin başında gelir. Hatta şöyle ki; Amerikalı bilim adamlarınca yapılan bir araştırma, balık, soya, semizotu ve kabuklu yemişler gibi omega 3 yağ asitlerince zengin yiyecekleri tüketmenin Alzheimer hastalığı ve bunama riskini azaltabildiğini gösterdi. Başka araştırmalarda da daha önce benzer sonuçlar elde edilirken omega-3 mucizesi bir kez daha doğrulanmış oldu.
Omega 3 içeren yiyecekler genellikle deniz ürünleridir. Somon, uskumru, ton balığı, ringa balığı ve sardalya gibi soğuk sularda yaşayan yağlı balıklarda bol miktarda omega 3 bulunur. Bazı bitki, yemiş ve et ürünlerinde de Omega3 içeren yiyecekler bulunmaktadır. Omega-3 yağ asitleri, balık ve keten tohumu gibi gıdalarda bulunur.


Kuruyemiş ve tohumlar (keten tohumu, chia tohumu ve ceviz gibi), bitkisel yağlar (keten tohumu yağı, soya fasulyesi yağı ve kanola yağı gibi), takviyeli gıdalar (bazı meyve suları, süt, soya içecekleri ve bebek mamaları gibi) farklı miktarlarda omega 3 içerir.




Peki Omega 3’ün faydaları nelerdir?


Balık yağının hava kirliliğinin kalp üzerindeki olumsuz etkilerini azalttığını kim tahmin edebilirdi ki? 2012 yılında Amerika’da yapılan bir araştırmada, 29 orta yaşlı yetişkinin 4 hafta boyunca her gün 3 gr. balık yağı kullanması istendi ve günde 2 saat boyunca kirli havaya maruz bırakıldılar. Araştırma sonunda balık yağı kullanan grubun plasebo alan gruba göre, daha az negatif etkiye maruz kaldığını tespit edildi.
Bristol Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre 
Omega 3 balık yağı kireçlenme belirtilerini azaltmaktadır. Genetik olarak kireçlenme problemi yaşayan kobay fareleri Omega-3’ten zengin bir diyet ile beslendiklerinde, standart diyet ile beslenen farelere göre kireçlenmenin %50 azaldığı görülmüştür.

Yapılan araştırmalar telomer kısalmasının kök hücre fonksiyonlarını kısıtlayabildiğini ve hücresel yenilenmeyi yavaşlatarak erken yaşlanmaya yol açtığını göstermektedir. 2010 yılında California Üniversitesi’nde 600 hasta arasında yapılan bir araştırmada 
balık yağı ve telomer kısalması arasında bir bağ bulunmuştur.

Araştırmacılar balık yağı ve bilişsel zeka arasında pozitif bir ilişki bulmuşlardır. Balık yağı kullanan kişilerin kullanmayanlara göre beyinlerinin serebral korteks ve hipokampus bölümleri daha gelişmiş olduğu için, hafıza ve düşünme yönünden daha başarılı oldukları görülmüştür. Balık yağı omega-3 yağ asitlerinden meydana geldiği için vücuda esansiyel yağ desteği sağlar. Esansiyel yağları vücut tek başına üretemez, gıdalar yoluyla alınması gerekmektedir. Balık yağı vücutta yağa dönüşmez (yağ olarak depolanmaz); aksine hücreleri koruyucu bir yağ tabakası olarak kullanır. Omega-3 yetişkin insanlarda dikkati ve konsantrasyonu artırıyor. Depresyon tedavisini destekliyor ve hatta Alzheimer hastalığı riskini azalttığı da düşünülüyor.
Bu arada unutmadan; Omega-3, gençler, çocuklar ve tüm yaş gruplarında öneriliyor. Ülkemizde balık tüketimi yeterli olmadığı için, özel bir yan etki görülmediği sürece kullanımında sakınca bulunmuyor.

24 Temmuz 2020 Cuma

Foton, Kanser ve Fritz-Albert Popp Üzerine

Kimyasal olarak birbirlerine benzemelerine rağmen, neden bazı maddeler kanserojenken diğerleri değil?  1970 yılında, Alman teorik biyofizikçi, Fritz-Albert Popp, güçlü bir kanserojen olan benzo pireninin bir dalga boyunda ultraviyole ışık emerken diğer dalga boyunda yaydığını keşfeder. Oysa ki yine bir benzo piren ile hemen hemen aynı, iyi huylu bir bileşik olan benzo piren sadece aynı dalga (orijinal) boyunda ışığı emip, yayıyordur. Popp, bu şekilde 37 farklı kimyasalı test etti.
Kanserojen olanların ışıkları 380 nanometre dalga boyundaydı. İyi huylu olan kimyasalların ışıkları ise değildi. Bu inanılmaz bir keşif. Ultraviyole ışık kullanarak endüstri tarafından kullanılan binlerce kimyasaldan hangisinin kanserojen olma olasılığı yüksek kolaylıkla bulunabilecekti.

Kimyasallarla yaptığı çalışma sırasında Popp öğrendi ki, 380 nanometre dalga boyu kanserojenler tarafından değiştirilen dalga boyu  olmakla birlikte, hücrelerin kendilerini tamir etmek için kullanmayı tercih ettiği dalga boyuydu aynı zamanda.
Hücreler yoğun UV ışığına maruz kaldıktan sonra, 380 nanometrede dalga boyundaki zayıf UV ışığında kendilerini hemen tamir ediyorlar.


Popp’un hipotezine göre kanser, hücrelerin foto-tamir sisteminin bozulması sonucuydu. Popp’un bu hipotezi bir soruyu akla getirdi; Peki, vücutta bu zayıf UV ışığını üreten ne? Popp ve Popp’un öğrencisi olan Bernard Ruth, tüm canlı sistemlerin DNA’sında ışık enerjisi (fotonların) depoladığını buldular ki bu fotonlar güneşten ve besin olarak tüketilen bitkilerden (fotosentez yapan bitkiler kaynaklı) geliyordu.
Depolanan bu ışık çok zayıf, son derece tutarlı biyofotonlar olarak salınıyorlardı.
"Fotonlar vücut proseslerini, farklı frekanslarda farklı performanslar sergileyen iletkenler gibi açarlar." diye açıklıyor Lynn McTaggart bu hipotezi.

Sonraki yıllarda Popp, sağlıklı insan biyofoton emisyonlarının ritmik paternler sergilediği buldu. Ayrıca, bu emisyonların tutarlılığının, yoğunluğunun ve ritmik paternlerinin farklı hastalıkları olan kişilerde farklı şekillerde olduğunu gözlemledi.

Örneğin, multipl sklerozu olan insanlar çok fazla ışık emiyor ve foton emisyonları çok fazla düzen gösteriyordu.  Kanser hastalarının biyo-foton emisyonu tutarlılıktan yoksundu ve doğal ritmik paternleri yoktu.  Ayrıca, tümörler  300 [veya -] 90 foton / cm / dakika  ortalamasında foton yayarken normal hücreler  22 [veya -] 6 foton / cm/ dakika ortalamasında foton yayıyorlardı.

Uluslararası Biyofizik Enstitüsü'nde Popp ve meslektaşları, yüzey tümörlerinin ve cerrahi operasyonla alınan bu tümörlerin ilaca olumlu yanıt verdikleri zamanlarda foton emisyonlarının değiştiğini gözlemlediler. Genellikle olası tedavilerin tümörün yüksek emisyon oranı üzerinde hiçbir etkisi yoktu. Ancak, toksik olmayan bir ilacın tümörü büyük ihtimalle iyileştireceğini tümördeki emisyon düşüşünden anlıyorlardı. 
Kanserli hücreleri öldürmekten ziyade, olmayanları sitimüle ederek kanserli hücreleri yenmeleri sağlanıyordu.

Biyofoton ışık terapisi pek çok kronik hastalığın yanı sıra, hormon tedavileri,  duygu durum bozuklukları ve anti-aging tedavilerinde çağımızın vazgeçilmez tedavileri arasında yerini almayı başardı. Siz de Mora Terapi'ye gelerek Bionic 880'le tanışabilir, hayatınıza yeni ve sağlıklı bir yön verebilirsiniz

17 Temmuz 2020 Cuma

Sağlık Endüstrisinde Dijitalleşme Devrimi - I

Her gün işimiz olan sağlık ve bilimle ilgili yeni gelişmeleri yayınlamak istesek bile sanırım teknolojinin hızına yetişemeyiz.  Ama bu hız tabii ki de bizim yararımıza. Sağlık endüstrisinde de her gün onlarca insana ışık tutabilecek, ilham kaynağı olacak gelişmeler yaşanıyor ki umarız bu hep yaşanır ve biz de aynı heyecanla takip ederiz.

Her sektöre pozitif etkisi olduğu gibi sağlık endüstrisinde de bilimin ve teknolojinin artık büyük bir payı var!

Bilimsel gelişmeler ve teknolojik ilerlemeler sayesinde sağlık alanında çok ciddi gelişmeler yaşanıyor. Bunun sonucunda ise uzayan ortalama yaşam süresi, yükselen hayat kalitesi ve ulaşılabilir 
sağlık hizmetleri bütün dünyada hızla yayılıyor. Endüstri 4.0, 3D Üretim, BT teknolojisinin gelişimi sağlık endüstrisine teknolojinin ve dijitalleşmenin en çok etki ettiği alanlar.

Hastaya Özgü Cihazlar Geliştirmede Endüstri 4.0!

Hastaya özgü cihazlar geliştirmede
Endüstri 4.0, tıbbi imalat alanında önemli avantajlar sağlıyor. Endüstri 4.0 ile ürünler ve yazılımla geliştirilmiş donanımlar, kendi yönetimini ve üretim hattının optimizasyonunu sağlamak için akıllı bilgi alış verişinde bulunabiliyor. Ürünler hangi işlem adımlarından geçeceğini, makineler ise kendi durumunu, kapasitesini ve yapılandırma seçeneklerini biliyor. Bu merkezi olmayan üretim modeli ile operatör müdahalesine ihtiyaç duymadan üretim kararları alınabilir. Bu üretim modeli sağlamlık, özerklik, kendi kendini düzenleme, kişisel bakım, kişisel tamir ve öngörülebilirlik sunuyor. Böylelikle hasta ihtiyaçları için tamamen kişiselleştirilmiş ürünlerin otomatik olarak üretilmesi sadece pratik olmakla kalmayıp, aynı zamanda yüksek verimli ve ekonomik hale geliyor.

Örneğin, ilaçlar... Artık dijital kodlar ile her öksürük şurubu için ambalajın belirli bir kimliğinin olmasını sağlıyor. Böylece ilaç, şirketten ayrıldıktan sonra açıkça tanınabilir durumda olur. Bu, tüm lojistik zincirinde izlenebilirliği sağlar ve sahte ilaçların önüne geçilmesini olanaklı hale getiren büyük bir gelişme. 2019'dan itibaren Avrupa Birliği'nde ilaçlar, yalnızca ambalajında seri numarası olması ve hasar görmediği takdirde satılabilecek. Bu nedenle Endüstri 4.0, üretimin ötesine geçerek tüm değer zincirini kapsamaktadır.

Yapây Zeka ve 3D Üretim’in Sağlık Endüstrisindeki Müthiş Uyumu!

Sağlık sektörüne yönelik yapay zekâ pazarının 2021 yılı itibariyle 6,5 milyar doları aşacağı öngörülüyor. Sağlık sektöründeki karar vericilerin yüzde 39’unun makine öğrenimi ve kestirimsel analiz sistemlerine yatırım yapmayı planladığı düşünülürse, bu rakam ilerleyen yıllarda daha da artacak.
“Hangi doktor? Yapay zekâ ve robotbilim yeni sağlık sektörünü neden şekillendirecek?” başlıklı araştırmada tüketicilerin sağlık sektöründe yapay zekâ ve robotlara ne kadar hazır olduğunu inceliyor.

Araştırmada aşağıdaki bulgular ön plana çıkıyor:

– Yapay zekâ ve robot kullanma isteği giderek artıyor, bu artışta temel etken sağlık hizmetlerinden daha kolay faydalanma.

– Teşhis ve tedavinin hızı ve doğruluğu da yapay zekâ ve robotbilime olan istekliliği artıran önemli bir faktör.
– Daha fazla kullanım ve kabullenme için teknolojiye güven kritik önem taşıyor; ancak sağlık sektörü deneyiminin kilit bileşeni “insan ilişkileri” olmaya devam ediyor.
Kaliforniya Üniversitesi’nden bir grup mühendis ise 3D üretim yöntemi ile kanı güvenli bir şekilde vücut içerisinde taşıyabilen ve dolaşım sisteminin bir parçası haline gelen yapay damarlar üretmeyi başardı. Üniversite, bu çalışmanın organ naklinde yeni bir dönem başlatabileceğini söylüyor çünkü bütün dokuların ve organların kan dolaşımına ihtiyacı var ve bu sistem bu konuda oldukça yardımcı olabilir. Aynı zamanda 3D üretim ile organ üretilmesi için de bu uygulama yeni bir kapı aralamış oluyor.

3D Systems adlı üretim firmasının geliştirdiği özel protez, doğuştan ön bacakları olmayan Derby isimli köpeğe takıldı. Yeni protezleriyle diğer köpekler gibi koşabilen Derby, bu sayede normal hayatına devam ediyor. 3D yazıcıda özel hazırlanan protez, köpeğin daha önce kullandığı tekerli sistemin yerini aldı. Mühendislerin tasarımı geliştirerek köpeğin daha rahat hareket etmesini sağlayacak yeni bir protez üzerinde çalıştıkları da açıklandı.

Ve tabii ki Biorezonans Teknolojisi!

Teknoloji ve bilimin müthiş uyumunun bir başka yansıması da biorezonans. Ortaya çıkış yeri ve ilk kullanılmaya başlanılan yer Almanya’dır. Son on yıldır ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada çok daha bilinir hale gelmesine rağmen, MORA-Terapi’nin ya da klasik biorezonansın temel kavramları ve etki mekanizması birçok hekim için açıklanmaya ihtiyaç duymaktadır.

MORA-Terapi’de tedavi materyal maddeler (ilaçlar, tıbbi malzemeler) yerine “elektromanyetik titreşimler üzerinden iletilen bilgi” ile sağlanır. Bu açıklama MORA-Terapi’nin yalnızca uygun bir tanımı olmakla kalmaz, ayrıca klasik homeopati, akupunktur ve diğer etkili madde dışı tedavilere de tam olarak uygulanabilir. Hasta organizmanın iyileşmesi frekanslar üzerinde taşınıldığı düşünülen ve vücut tarafından kendi enerji sistemi içine absorbe olan BİLGİ vasıtasıyla olur. Bilgi elektromanyetik niteliktedir ve elektromanyetik titreşimler şeklinde taşınır. Vücuttaki meridyenler üzerinde akan elektromanyetik bilgi ile dışarıdan verilen bilgi arasında rezonansın gerçekleşmesi iyileşmeyi getirir... Klasik tıbbın tersine, burada iyileşme materyal maddeler (ilaçlar, tıbbi malzemeler) yerine BİLGİ ile sağlanır.

Mora Türkiye hakkında detaylı bilgi almak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz: Mora.com.tr

Böyle pozitif gelişmeleri bize sağlayan bilim ve teknoloji insanlarına her daim müteşekkiriz. Umarız tüm dünya bilim ve teknolojiye olan inancıyla yaşama değer katmaya devam eder.



3 Temmuz 2020 Cuma

Birçoğumuzun Kabusu Migren Hakkında Ne Kadar Bilgiliyiz?

Bu hastalığı halk dilinde tanımlamak için en uygun söz öbeklerinden biri kuşkusuz: “Çeken bilir.”dir. İnsanın hayatını en çok etkileyen hastalıklardan biri migren ağrılarıdır ve şaşırtıcı bir şekilde yaygın olan bu problem, yaşamlarının bir döneminde kadınların %25 – 30’unu, erkeklerin ise %15 – 20’si gibi büyük kesimini etkiler. Bunun yanı sıra söz konusu rahatsızlık bazı dönemlerde bir hayli şiddetlenebilmekte ve bu durum daha çok iş ve aile ortamını etkilemektedir. Örneğin sadece profesyonel hayatımızı düşünecek olur isek, önemli bir iş toplantısı ortasında gelen migren ağrısı hem toplantıyı hem de konsantrasyonunuzu dağıtacaktır. Hiçbirimiz hayat kalitemizin böylesine etkilenmesine göz yummak istemeyiz; bu sebeple migreni iyi tanımak, semptomlarını tanımlayabilmek ve bu bağlamda tedavi uygulatabilmek oldukça önemli.

Genetik de olabilen bu hastalık, diğer baş ağrıları ile karıştırılabilir fakat migren sadece basit ve hafif bir baş ağrısı değildir. Bilimsel tanı olarak migren, otonom sinir sisteminden kaynaklanan bio-elektriksel bir hastalıktır. Otonom sinir sistemimizi de bedenimizin tüm yaşamsal faaliyetlerini yöneten bir ağ gibi düşünebilirsiniz. Karıştırmamak adına çeşitli semptomlarla tanı koyulur. Migrende baş ağrısı kişiden kişiye göre değişkenlik gösterirken 4 ile 72 saat aralığında sürebilir. Bu süre zarfında mide bulantıları, ışığa, kokuya veya sese hassasiyet, uyuşma veya karıncalanma, ense, şakak veya göz çevresinden başlayan ağrı hareket ettikçe çoğalabilir. Atak sırasında, otonom sinir sisteminin temel işlevleri olan damar-sindirim-dolaşım geçici bir süreliğine aksar bu da çeşitli olumsuzlukları beraberinde getirebilir.



Migren hakkında öne çıkan pratik bilgileri ve semptomları şöyle sıralayarak
hastalığı mercek altına alabiliriz:

Baş ağrısı, bulantı, kusma, ışık, ses, koku hassasiyeti en belirgin şikâyetlerdir.
Basit migren en sık, auralı en farklı olanıdır.
Auralıda görsel bulgular, uyuşma, geçici felç gibi nörolojik semptomlar olabilir.
Çocuklarda karın ağrısı, bulantı, kusma ön planda olabilir.
Psikolojik sıkıntılara da yol açabilir.
En büyük iş kaybı nedenidir. Atak sırasında %90 hasta işini sürdüremez.
Ayda ortalama iki atak yaşayan kişi, yılın bir ayını kaybetmektedir.

Değişik migren tiplerinden söz edebiliriz. Haberci / belirtili migren ve haberci / belirtisiz migren en sık rastlanan tiplerdir. Haberci belirtisiz olan daha sık görülür. Haberci belirtili olanda (auralı migren) baş ağrısı öncesinde bazı belirtiler olur. Bunlar daha çok görme ile ilgilidir. Karanlık nokta, görme alanında zikzaklar veya parlayan ışıklar olabilir. Bazı hastalar baş ağrısı öncesinde sanki bir tül perde oluştuğundan veya dış âleme buzlu cam arkasından bakar gibi bir duruma girdiklerini ifade ederler. Daha seyrek olarak vücudun bir tarafında uyuşma veya güçsüzlük bazen de konuşma bozukluğu olur. Bu haberci belirtilerden sonra baş ağrısı başlar. Migren hastalarının büyük çoğunluğunda ise bu haberci belirtiler olmadan baş ağrısı ve diğer buna eşlik eden belirtiler başlar. Bu örnek migren haberci belirtisiz migren olarak adlandırılır (aurasız migren).

Her ne kadar sağlıklı beslenmeyle milyon yıllar yaşayamıyor olsak da yaşam standartlarımızı üst düzeye çıkarmak mümkün. Bu üst düzeye çıkarmaya çalıştığımız sağlığımız migren ataklarını da azaltmaya yardımcı olabilir. Seyhanlar manav reyonundan temin edebileceğiniz taze sebzelerle hazırlayacağınız çorbalar veya püreler, kereviz, haşlanmış yumurta, armut, elma, kivi, papatya veya melisa çayı atakların sayısını azaltabilir. Aynı zamanda migren ilaçlarıyla birlikte kafein tüketimi baş ağrınızın hafiflemesine yardımcı olurken aşırı tüketilmesi durumunda ters etki yaratarak ağrının daha fazla artmasına neden olabilir. 


Peki migrenin tam anlamıyla tedavisi mümkün mü?

Migren genellikle 16-35 yaş arası başlar ve 50 yaş civarında sıklığı azalmaya başlar. Kadınlarda menstruasyonla ilgili migren menopozda kaybolur. Bazı istisnalar hariç migren ileri yaşlarda problem olmaz. Migren tanısı mutlaka ilgili uzman hekim tarafından konur. Baş ağrısına sebep olabilecek birçok faktör olabileceği bunların bir kısmının tehlikeli olabileceği unutulmamalı ve teşhis için mutlaka konunun uzmanına başvurulmalıdır. 



Kronik Migren Hastalarında Biorezonans (MORA) Terapinin Etkisi ve Sonuçları

Yakın zamanda gerçekleşmiş bir örnekte nöroloji kliniğine başvuran, Uluslararası Baş Ağrısı Sınıflaması II’ ye göre epizodik migren tanısı konulan, tedaviye dirençli ve sık atak geçiren 4 kadın (%80) ve 1 (%20) erkek olmak üzere toplam 5 hasta biorezonans terapiye için çalışmaya alınıyor. Mevcut hastaların hepsini aurasız migren hastaları oluştururken, epizodik migren dışında hastalığı olanlar çalışmaya alınmıyor. Hastalara MİDAS testi verilerek, her hasta için MİDAS skoru, baş ağrısı olan toplam gün sayısı ve atak sıklığı belirleniyor. Hastaların almakta olduğu bütün migren proflaksi ilaçları kesilerek, hastalara biorezonans (MORA TERAPİ) uygulanıyor. MORA Terapi seansları atak ve atak dışı olmak üzere iki dönmede uygulanırken, ataklarda sadece renk terapisi ve MTI kupasına analjezikler konularak yapılırken atak dışı dönemde Bioritim, renk ve Bach Çiçekleri kullanılıyor. Bu süreçte hastalara hiçbir medikal tedavi uygulanmıyor; ancak tedavi tamamlandıktan sonra ataklarda kullanımı için basit analjezikler öneriliyor. Hastaların MİDAS skorları 4-10 arasında sonuçlanıyor.  Ağrı şiddeti 0-10 ölçeğine göre “5” düzeyine geldiğinde genel olarak özürlülüğün başladığı kabul edilmektedir


Tedavi başlangıcından önceki 3 ay boyunca hastaların MİDAS ortalama derecesi 8 iken 3 aylık bir tedavi periyodu boyunca MİDAS ortalama skoru 2 olarak belirleniyor. Tedavi sonucunda hastaların sosyal ve iş gücü kaybına neden olan atakları %80 azalmış ve hastalar basit analjeziklere bile yanıt alınır hâle gelmişler. Sonuç olarak migren tedavisinde MORA Terapi farmakolojik tedaviye alternatif olarak değil ilk seçenek olarak düşünülmelidir. Biorezonans Terapi artık bilimsel ve akademik çevrelerde de yerini almalı ve etki mekanizması araştırılmalıdır. 
Asla “Çeken bilir.” demeyeceğiniz, hem kişisel hem de profesyonel hayatınızda herhangi bir hastalık sebebiyle olumsuzluklar yaşamayacağınız, bol sağlıklı ve güçlü günlere...


1 Haziran 2020 Pazartesi

MORA TERAPİ TEDAVİLERİ NEDEN İMMÜN(BAĞIŞIKLIK) SİSTEMİNİZİ GÜÇLENDİRİR?




Bağışıklık sistemi veya immün sistem, bizim hastalıklara karşı savunma mekanizmalarımızı oluşturan, patojen veya tümör hücrelerini tanıyıp onları yok eden, vücudumuzu yabancı zararlı maddelere karşı koruyan karmaşık bir sistemdir. Kısacası vücudumuzun hastalıklara karşı korunmasında kalkan görevi görür. Vücudumuza girmeye çalışan tüm maddeleri tanır, ayrıştırır ve zararlı gördüklerini yok eder.

Doğumla birlikte aktif hale gelen bağışıklık sistemimiz zayıfladığında hastalıklara yakalanma riskimiz de artar.  Bağışıklık sistemindeki zayıflığı fırsat bile virüs ve mikroplar da vücudumuza akın ederek hastalıklara yol açar. Özellikle Covid-19 ile gündeme gelen bağışıklık sistemimizi güçlendirmek konusu sadece Covid-19’a karşı değil, oluşabilecek tüm hastalıklara karşı kendimizi, vücudumuzu güçlendirmek açısından çok önemlidir.

Uzun zamandır Bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik blog sayfalarımızdan sayısız yazılarla sizi bilgilendirdik. Mora Terapi’nin hangi alanlarda kullanıldığı konusunda da sıkça yazılar yazdık. Ancak Mora Terapi’nin neden bağışıklık sisteminizi güçlü tutmaya yarayan bir terapi olduğu konusunda bir özet yapmanın da tam zamanı.

Öncelikle Mora Terapi’nin ana terapi felsefesinden bahsetmek istiyorum. Tüm bütünsel terapi metotları gibi hastalıklara bütünsel bir bakıştan yaklaşır. Vücudu kısımlara veya bölümlere ayırmak yerine bütün olarak ele alır. Hastanın bir organ veya vücut bölümünü iyileştirmek yerine, tüm tedavilerde, tüm vücudun iyileşmesini kapsayacak şekilde terapiler yapılır. Dolayısıyla migren için alınan bir Mora Terapi seansında aslında, hedef migren hastalığı olmakla birlikte, tüm vücudun sağlıklılık hali arttırılacak şekilde terapi yapılmaktadır.





Aslında sigara bırakırken veya kilo tedavilerimizde iştah kesme seansları alırken veya alerji vb tedavilerimizdeki seanslarda tüm vücuttaki sağlıklılık halinin arttırılmasına yönelik işlemler yapılır. Kişi sigarayı bırakmanın yanı sıra tüm vücudunun daha sağlıklı hale gelmesi için desteklendiği bir tedaviyi almış olur. Çünkü terapi aldığınız konu ne olursa olsun, Mora Terapi seanslarının tamamında, kişinin tüm vücudundan alınan frekans bilgisi filtreleme, ters çevirme, yükseltme işlemlerinden geçirilerek sağlıklı frekans bilgisinin yükseltilmesine, sağlıksız bilginin de ortadan kaldırılmasına yönelik olarak yapılır. Terapi seansları ilerledikçe cihaz üzerinde olan bütün vücut frekans bilgisinin - enerjisinin tarandığı ve tanımlandığı segment test bölümünde vücuttaki genel enerji-frekans bilgisinin nasıl olumlu yönde değiştiğine tanık olmak her zaman şaşırtıcıdır. Segment test değerlerindeki değişimin yanı sıra, kişiler kendi genel sağlık durumlarındaki iyileşmeyi, enerji artışı, genel duygu durumdaki iyilik hali, uykuların derin ve kaliteli olması, ağrıların azalması veya semptomların ortadan kalkması şeklinde net olarak her zaman görmekte, hissetmektedirler. Zihinsel netlik, duygusal rahatlık fiziki bedendeki iyileşmeler kadar net bir şekilde hissedilir.

Ayrıca Mora Terapi diğer tüm bütünsel tıp yaklaşım modelleri gibi hastalığın vücutta oluşma nedeninin, vücudun hastalığın oluşumuna imkan veren halinden kaynaklandığı varsayımıyla hareket eder. Yani aynı immün sistemimiz bozukken nasıl hastalıklara açık hale geliyorsak benzeri şekilde fiziksel bedendeki bozukluklar veya yanlış işleyişler veya sağlıklılık halinin zayıflığının, o hastalığın ortaya çıkmasındaki en büyük neden olduğunu, hastalık zemini olduğunu düşünür. Dolayısıyla migren, alerji, romatizma, diyabet vs’nin kendisiyle değil, bu hastalıkların vücutta ortaya çıkmasına neden olan  hastalık yapıcı zemin ile uğraşır ve onları ortadan kaldırmak için çalışır. Vücut normal sağlıklı haline geri döndüğünde, hastalığa neden olan zemin ortadan kalktığında hastalık da ortadan kalkacaktır.

İşte tam bu yüzden, tüm Mora terapi tedavileri aynı zamanda yaşam değişiklikleri de içerir. Çünkü hastalık yapıcı zemini değiştirmek, bir taraftan, o hastalığa neden olan tüm sorunları da ortadan kaldırmak ve yeniden oluşmasına izin vermemek demektir. Bu da, tedavilerin kalıcı olması için uzun vadede kişinin yaşam alışkanlıklarını değiştirmekle mümkündür.

Örneğin kişinin, vücudundaki enflamasyonu arttıracak şekilde bir beslenme alışkanlığı varsa ve bundan dolayı yüksek tansiyon, diyabet, kilo vb problemleri yaşıyorsa, Mora Terapi ile vücut sağlıklı haline dönsün diye desteklenirken, bir taraftan da beslenme alışkanlığı enflamasyona neden olmayacak şekilde değiştirilir. Bir çöplüğün içinden bir çöpü çıkarıp, yıkayıp temizlediğinizi düşünün. Sonra yeniden o çöplüğün içerisine atarsanız ne olur? Yine eski, kirli haline döner değil mi? O zaman hastalığın uzun vadede yeniden oluşmaması için hastalığı oluşturan etmenleri de ortadan kaldırmak mutlaka gerekir.
Dolayısıyla tüm Mora Terapi tedavilerinde, tedavilerin yanı sıra,  kişilerin sağlıklılık halinin devamı için yaşam alışkanlığı değişimlerini de mutlaka yapmaları sağlanır.

Genel olarak o zaman Mora Terapi tedavileri neden immün sisteminizi güçlendiren tedavilerdir konusunu şu şekilde özetleyebiliriz;
-Çünkü Mora Terapi ile vücudunuza zarar veren bağımlılıklarınızdan (sigara, alkol, ilaç vb) kurtulabilirsiniz.
-Çünkü Mora Terapi kilo tedavileri ile hem kilo verip hem de kolaylıkla sağlıklı beslenme alışkanlığı geliştirebilirsiniz.
-Çünkü Mora terapi alerji ve diğer immün sistemi tedavilerimizde vücudunuz alerjen maddeye reaksiyon vermeyecek şekilde güçlendirilir.
-Çünkü tüm kronik hastalık tedavilerimizde vücuttaki enflamasyon miktarı azaltılacak veya ortadan kaldırılacak şekilde tedaviler yapılır böylelikle immün sisteminiz güçlenir.
-Çünkü vücudunuzda yıllardır birikmiş ağır metal, parazit, mantar vb toksik yükleri Mora Terapi tedavilerimizle vücudunuzdan atabilir, detoks olabilirsiniz.
-Çünkü hemen hemen tüm tedavilerimizde, tedavilere ek olarak duygu durum tedavileri de yapılmaktadır. Böylelikle duygusal olarak da daha güçlü olmanız kolaylaşır. Biliyorsunuz immün sistem, kronik stres veya kronik duygu durum bozukluklarında zayıflamaktadır.
-Çünkü Mora Terapi tedavilerimizin tamamında sağlıklı beslenme, uyku, yeterince su ve egzersizin önemi her zaman anlatılır ve uygulama konusunda kişiler takip edilir. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları desteklenir.
-Çünkü Mora terapi tedavilerinde kişinin kendisinden alınan frekans bilgisi daha sağlıklı frekanslarla desteklendiğinden ve bu işlem tüm vücudu destekleyecek şekilde yapıldığından problemin ortadan kalkması hızlıdır.
-Çünkü Mora Terapi tedavilerinde kişiler, mutlaka, aldıkları tedaviye uygun, mineral, vitamin, eser element, nutrasötik vb’leri için değerlendirilir ve gerekli durumlarda eksik olanlar takviye edilir.
-Çünkü Mora Terapi tedavilerinin birincil önceliği kişilerin kalıcı olarak daha sağlıklı yaşamlarını devam ettirmeleridir.

Kalıcı olarak sağlıklı, mutlu, keyifli, güçlü bağışıklık - immün sistemine sahip nice güzel yıllarımız olsun…