gıdalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gıdalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2022 Pazartesi

PROTEİNLERİN VÜCUDUMUZDAKİ GÖREVLERİ NELERDİR?




         PROTEİNLER

Proteinler aminoasit zincirlerinden oluşan organik bileşiklerdir. Yaklaşık 20 aminoasitten oluşan proteinlerin işlevleri aminoasit dizilimine göre değişkenlik gösterir. Proteinler vücudumuz için oldukça önemli yapı taşlarıdır. Yaşamsal pek çok faaliyetimiz proteinler sayesinde gerçekleşmektedir. Bir kısım proteinler insan vücudunda üretilemez ve besinlerden alınması gerekir. Proteinlerin vücudumuzda çeşitli fonksiyonları vardır ve mutlaka tüketmemiz gerekir.

Proteinlerin vücudumuzdaki görevleri nelerdir bahsedelim:

• Proteinler vücudumuzda hasarlı doku onarımı ve yeni doku inşasında görev alır.

• Kas gelişimi ve kas dokusunun korunmasında da proteinlerin etkisi büyüktür.

• Proteinler çocuk ve gençlerin büyüme ve gelişmesinde önemli rol oynar.

• Proteinler bağışıklık sistemini güçlendirmekle beraber virüs ve bakterilerden korunmamıza da yardımcı olur.

• Proteinler vücudumuzda taşınması gereken moleküllerin taşınmasında da görev alırlar.

• Cilt sağlığı alanında öne çıkan ve bir protein türü olan kolajen vb. yapıların üretimi de proteinler sayesinde olur.

• Vücudumuzdaki sistemler için oldukça önemli olduğunu belirttiğimiz proteinler; metabolizmanın düzenlenmesini sağlar.

• Proteinler vücudumuzda enerji üretimini de sağlarlar.

• Proteinler çeşitli nedenler sonucu oluşan yaralanmaların daha hızlı iyileşmesine katkı sağlar.

• Kan şekerini düzenlemeye yarayan insülinin yapısında da protein bulunur.

• Proteinler yüksek tansiyon ve kolesterolün düzenlenmesine de yardımcı olmaktadır.

• Hemoglobinin yapısında da bulunan proteinlerin kansızlığı önlediği de bilinmektedir.


Vücudumuzda üretilemediği için besinlerden almamız gereken protein hangi besinlerde bulunur?

Proteinlerin en çok bulunduğu besin grubu hayvansal gıdalar olarak bilinir fakat bununla beraber sebze ve meyvelerden de protein almak mümkündür.

Hayvansal proteinler

Yumurta

Süt ve yoğurt

Peynir

Kırmızı ve beyaz et 

Balık

Ton balığı 

Karides 

Bitkisel proteinler

Baklagiller (yeşil mercimek, bulgur...)

Yulaf 

Kinoa

Çiğ badem 

Yer fıstığı

Kabak çekirdeği 

Brokoli

Brüksel lahanası

Fasulye

Bezelye 

Kuşkonmaz

Mısır

Ispanak

Soya fasulyesi


Proteinin vücudumuz için gerekli olduğundan ve tüketmemiz gerektiğinden bahsetmiş olsak da özellikle hayvansal proteinlere karşı duyarlılığı olan kişilerin dikkat etmesi gerekmektedir. Protein içerikli diğer gıdalarda da alerji riski olduğundan kontrollü tüketim herkes için önemlidir.

Bununla beraber gebelikte protein alımı önemli bir konudur. Anne karnındaki bebeğin gelişimi için aşırıya kaçmadan protein kaynaklı besinler tüketmek önemlidir. 

Protein gereğinden fazla tüketildiği takdirde bazı sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Örneğin; kabızlık, kalsiyum ve kemik kaybı, kalp rahatsızlıkları, su kaybı...

Proteinin aşırı alımı zararlı olduğu kadar eksikliğinde de bazı problemler görülebilmektedir. Protein eksikliğinin belirtileri şunlardır: saçlarda kırılma ve dökülme, tırnak kırılmaları, cilt kuruluğu, yorgunluk hissi, uyku problemleri, vücutta ödem oluşumu ve ruhsal değişimler...

Bu belirtiler dikkate alınmadığı ve protein eksikliği devam ettiği takdirde çeşitli hastalıklar da görülebilmektedir. Protein eksikliği sonucu görülen hastalıklar ise şunlardır:

o Marasmus hastalığı: Bu hastalık genellikle çocuklarda, protein eksikliğine bağlı olarak kas, kemik ve yağ dokusu kaybı olarak ortaya çıkar.

o Kwashiorkor hastalığı: bu hastalık da yine çocuk ve gençlerde protein eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkar. Ve tedavi edilmediği takdirde fiziksel ve zihinsel gelişimi etkilemektedir.

o Organ yetmezliği

o Yetişkinlerde kas kütlesi kaybı

o Hormon bozuklukları

o Bağışıklık sisteminde zayıflama


Protein tüketiminde dikkatli olmalı ve mutlaka uzman bir doktora danışmalısınız.




28 Şubat 2022 Pazartesi

MAGNEZYUM KULLANIMI NEDEN ÖNEMLİDİR

                    



           MAGNEZYUM 

Magnezyum vücutta en çok bulunan 4 mineralden biridir ve vücuttaki işleyişte önemli rolü vardır. Ayrıca magnezyum vücutta kendiliğinden üretilemez, dışarıdan alınması gerekir.

Vücudumuzda enerji mekanizmasını harekete geçirmekle görevli olan ve işleyiş düzeni için hayati önem taşıyan magnezyumun diğer görevleri şunlardır:

• Sinir ve kas sistemi için oldukça gereklidir. Kasların güçlenmesini sağlar.

• Ağız ve diş sağlığını desteklemeye ve korumaya yardımcı olur.

• Tiroit, insülin ve cinsel hormonların dengeli ve kalmasını sağlar.

• Kan basıncının normal değerde kalmasına yardımcı olur.

• Beyin ve kalpte daha fazla bulunan magnezyum bu organların sağlığı için önemlidir.

• Kalsiyum ve potasyumun işlevini arttırır.

• Hücre bölünmesinde de önemli bir faktördür.

Magnezyum eksikliği yani ‘hipomagnezemi’ bazı kişilerde görülebilir. Örneğin; fazla terleyen kişilerde magnezyum atılımı fazla olur. Gebelikte magnezyum eksikliği görülme olasılığı yüksektir, bunun sebebi gebelikte vücudun daha fazla magnezyuma ihtiyaç duymasıdır. Gastrointestinal hastalıklar da fazladan magnezyum ihtiyacı ortaya çıkarabilmektedir. Magnezyum eksikliği görüldüğü takdirde eğer  dışarıdan takviye yapılmazsa vücut kemiklerde depolanan magnezyumu tüketmeye başlar. Vücudumuz için gerekli ve önemli olan magnezyum; eksiklik olduğu halde bazı belirtiler göstermektedir. Bu belirtiler şunlardır :

• Halsizlik, yorgunluk

• İştahsızlık 

• Bulantı, kusma

• Saç dökülmesi 

• Dikkat dağınıklığı 

• Kas krampları

• Fibromiyalji (genel kas ağrıları)

• Uyuşma

• Kalpte ritim bozukluğu

Magnezyum kullanımı eksikliğin giderilmesi için oldukça önemlidir. Ve magnezyum eksikliği bazı sağlık sorunlarına sebep olabilmektedir:

• Tip 2 Diyabet

• Kemik erimesi

• Hipoglisemi 

• Hipertansiyon

• Depresyon

• Astım ve migren semptomlarında artış

• Kalp ve solunum rahatsızlıkları 

• Huzursuz bacak sendromu

Bunlar gibi sağlık sorunlarını yaşamamak için magnezyum eksikliğinin tanı ve tedavisi çok önemlidir. 

Belirtilere sahip kişilerin bir sağlık kurumuna başvurması gereklidir. Magnezyum eksikliği tespit edildiği halde, kişiye doktor tarafından magnezyum hapı ve multivitaminler şeklinde takviyeler verilmektedir. Eksikliğin ileri boyutta olduğu kişilere damar yolu ile magnezyum takviyesi de uygulanabilmektedir.

Magnezyum eksikliği yaşamamak ve eksikliği gidermek için magnezyum içeriği yüksek besinleri tüketmek de gerekir. 

Magnezyum İçeren Besinler

• Baklagiller ( mercimek, nohut, barbunya, fasulye...)

• Yeşil yapraklı sebzeler ( ıspanak, pazı...)

• Avokado, enginar, fasulye, brokoli...

• Tahıllar ( yulaf, buğday, susam, çavdar...)

• Bitter çikolata 

• Süt

• Somon ve Uskumru Balığı 







25 Kasım 2019 Pazartesi

BEYNİMİZ VE GIDALAR


Unutmayın beyniniz her zaman çalışır. Düşüncelerinizden hareketlerinize, nefes almanızdan kalp atışlarınıza ve hatta duygularınıza kadar her şeyinizle ilgilenir. 7/24 çalışır, siz uyurken bile. Bu beyninizin sürekli olarak yakıta ihtiyaç duyduğu anlamına gelir. Bu yakıt tükettiğiniz yiyeceklerden gelir. Ve yakıt olarak ne seçtiğiniz her zaman fark yaratır. Daha basit söylemek gerekirse, yedikleriniz doğrudan beyninizin yapısını, işlevini ve ruh halinizi etkiliyor.

Pahalı bir otomobil gibi, beyniniz yalnızca premium yakıt aldığında en iyi şekilde çalışır. Çok sayıda vitamin, mineral ve antioksidan içeren yüksek kaliteli yiyecekleri yemek beyni besler ve oksidatif strese karşı korur.

Oysa düşük kaliteli yakıt aldığında (işlenmiş veya rafine gıdalar gibi) beyin zarar görür. Yüksek rafine şeker içerikli bir diyet beyne kesinlikle zarar vericidir. Vücudunuzun insülin direnci mekanizmasını bozmanın yanı sıra, vücuttaki iltihabı (enflamasyonu) ve oksidatif stresi arttırır. Çok sayıda bilimsel araştırma, rafine şeker oranı yüksek diyetler ile beyin işlev bozuklukları ve hatta depresyon gibi duygu durum bozuklukları arasındaki ilişkiyi ispatlamaktadır.

Beyniniz kaliteli beslenmeden mahrum kaldığında serbest radikaller ve enflamatuar hücreler beynin kapalı alanı içerisinde dolaşır ve dolayısıyla beynin dokusu zarar görür. Mantıklı değil mi? İlginç olan tıp dünyasının uzun yıllar beslenme ile duygu durum arasındaki bağlantıyı farkedememiş olmasıdır.

Neyse ki günümüzde, psikiyatri bilimi, aynı zamanda beslenme ile ilgilenmeye başlamış ve yalnızca ne yediğiniz, ne hissettiğiniz ve nihayetinde nasıl davrandığınızla değil aynı zamanda bağırsaklarınızda yaşayan bakteri türleri arasındaki korelasyonu bile araştırmaktadır.

Kesinlikle emin olmanız gereken şey, yediğiniz yiyeceklerin nasıl hissettiğinizi etkilediğidir.







Serotonin, uyku ve iştahı düzenleyen, duygu durum değişikliklerine aracılık eden ve ağrıyı engelleyen bir nörotransmitterdir. Serotoninin yaklaşık %95’i gastrointestinal kanalınızda üretilir. Gastrointestinal (sindirim) sisteminiz yüz milyon sinir hücresi veya nöronlarla kaplıdır. Sindirim sisteminiz sadece sindirimden değil aynı zamanda duygularınızın yönlendirilmesinden de sorumludur. Sindirim sisteminizdeki nöronların işlevleri, bağırsak mikrobiyotanızı oluşturan milyarlarca “iyi” bakteri tarafından etkilenir. Bu bakteriler tüm vücut sağlığınız için önemli bir rol oynarlar. Bağırsak zarınızı zararlı bakterilere ve toksiklere karşı güçlü bir bariyer oluşturarak korunmasını sağlarlar. Vücuttaki enflamasyonu sınırlandırırlar; aldığımız gıdalardan yararlı yapı maddelerinin emilimlerini sağlarlar ve doğrudan bağırsaklar ve beyin arasındaki sinir yollarını aktive ederler.

Araştırmalar probiyotik kullananlarda endişe düzeylerinin, stres algılarının ve genel zihinsel durumlarının olumlu ve fark edilebilir şekilde değiştiğini göstermektedir. Aynı şekilde Akdeniz diyeti veya geleneksel Japon diyeti ile beslenenlerin klasik Batı diyetiyle beslenenlere oranla depresyon riskinin %25-%35 oranında daha düşük olduğunu da göstermektedir. Bilim insanları Akdeniz veya geleneksel Japon diyetini önerirler çünkü Akdeniz veya geleneksel Japon diyeti yüksek miktarda sebze, meyve, işlenmemiş tahıllar, balık ve deniz ürünleri ağırlıklıdır ve sadece mütevazi oranda et ve yağsız süt ürünleri bulunmaktadır. Ayrıca klasik batı diyetinde bolca olan, rafine un ve şeker Akdeniz veya geleneksel Japon diyetinde yoktur ve ek olarak çokça işlenmemiş ve fermente gıdalar içerir. Bu gıdalar da insan vücudunda zaten doğal probiyotikler gibi davranırlar.

Unutmayın bağırsak floranızdaki iyi bakteriler sadece neyi sindirdiğiniz ve hangi yapısal maddeleri emecekleriyle ilgilenmekle kalmayıp aynı zamanda vücudunuzdaki enflamasyon derecesini ve duygu durumlarınızdaki değişimleri de etkiler.

Peki ne yapabilirsiniz? Farklı yiyecekler yediğinizde nasıl hissettiğinize daha çok dikkat edin. Bir zaman aralığı belirleyerek sadece temiz bir diyetle doğal besinleri tercih edin. Diyetinize doğal fermente ürünleri de (turşu, kefir vb) eklemeyi ihmal etmeyin. Hatta tahılı bile kesmek bir süreliğine güzel bir çözüm olabilir. Vücudunuzdaki değişimleri ve özellikle duygu durumunuzdaki düzelmeyi göreceksiniz. Böyle bir diyet sonrası hem fiziksel, hem duygusal olarak ne kadar iyi hissettiğinizi fark edeceksiniz.

Ya da siz, en iyisi Mora Terapi kilo tedavileri adı altında uyguladığımız 3 aylık programımıza gelin. Çünkü aslen bağırsakları tamamen sağlıklı hale getirmek üzerine, yukarıda bahsedilen tarzda rafine şeker ve rafine tüm gıdalardan arındırılmış, doğal, Akdeniz diyetine çok yakın bir diyet uyguladığımız 3 aylık bir protokol. Üstelik rafine gıdalara ve özellikle karbonhidrat ve şekere olan bağımlılığınızı ortadan kaldırmaya yönelik olarak Mora Terapi cihazımızla uygulama da yaparak bu diyet protokolüne kolaylıkla uyum sağlamanıza yardımcı oluyoruz. Tek başınıza zorlanacağınız bir süreçte yanınızda olarak size destek veriyoruz. En büyük desteği de Mora cihazı veriyor. Fazla kilo bahane, sağlıklı olmak, sağlıklı duygular ve daha mutlu bir yaşam her şeydir.

Sağlık ve mutluluk dolu günler dileklerimizle.

Kaynaklar:

·         A systematic review and meta-analysis of dietary patterns and depression in community-dwelling adults 

The American Journal of Clinical Nutrition, Volume 99, Issue 1, January 2014

·         Mediterranean diet, stroke, cognitive impairment, and depression: A meta-analysis.


·         Relationship Between Diet and Mental Health in Children and Adolescents: A Systematic Review

Adrienne O’Neil, BA(Psych/Soc)(Hons), PhD,corresponding author Shae E. Quirk, BAppSci(Psych), GradDipPsych, Siobhan Housden, MA (Hons), Sharon L. Brennan, BA(Hons), PhD, GCALL, Lana J. Williams, BPsych, GradDipAppPsych, PhD, Assoc MAPS, Julie A. Pasco, BSc(Hons), Dip Ed, PhD, MEpi, Michael Berk, MBBCh, PhD, and Felice N. Jacka, PgDipSci, PhD

·         Mediterranean dietary pattern and depression: the PREDIMED randomized trial