zayıflamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zayıflamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2019 Cuma

İDEAL KİLOYA DÜŞMEK, SAĞLIKLI KİLO VERMEK NEDEN ÖNEMLİDİR?


Kilo vermek dendiğinde ilk akla gelen genel olarak dış görünüşteki değişikliklerdir. Aslında kişi kilo verdiğinde dış görünüşündeki değişimlerin yanı sıra vücudunda da bedensel, zihinsel ve psikolojik açıdan birçok olumlu değişim meydana gelmektedir. 

Kilo verirken en önemli noktalardan biri de sağlıklı kilo verebilmektir. Kısa zamanda fazla kilo vermeyi vaat eden diyetlerden uzak durulmalıdır. Bütünsel olarak sağlıklı olabilmek için kilo verme çalışmaları uzun vadeli çözümler sunmalı ve sağlıklı yöntemler ile yapılmalıdır. 

Kilo verdiğinizde vücudunuzdaki değişimleri fark edebilmeniz için ilk aşamada ideal kilonuza düşmeniz şart değildir. Kilo verme sürecinde %5-10 oranında kilo kaybından itibaren vücudunuzdaki olumlu değişimleri fark etmeye başlayabilirsiniz.

İnsülin direnci son zamanlarda sıkça duyduğumuz bir sağlık problemidir. Kandaki yüksek seyreden insülin seviyesi, özellikle bel bölgesinde yağlanma, düzensiz kolesterol seviyeleri, bazen erkeklerde saç dökülmesine, kısırlığa ve kadınlarda hormonel bozukluklar meydana getirebilmektedir. Yapılan araştırmalarda yüzde 5-10 oranında kilo kaybının, insülin düzeylerini önemli ölçüde düşürdüğü ve bu nedenle bu koşulların tersine çevrilmesine yardımcı olduğu saptanmıştır. Aynı zamanda özellikle Tip 2 Diyabet hastalarında kilo kaybı ve düzenli egzersiz ile hastalık sonucu oluşabilecek semptomların oluşumu engellenebilmektedir. Bu şekilde ilaç kulanımı da eşit oranda azalacaktır.


Fazla vücut ağırlığı, hipertansiyon vakalarının yaklaşık yüzde 25-30’unu oluşturmaktadır. Artan vücut ağırlığı kan basıncının yükselmesine neden olabilmektedir. Yüzde 5-10’luk bir kilo kaybıyla kan basıncı ortalama 5 mmHg azalmaktadır. Aynı zamanda sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz ile kilo kaybı sağlandığında kan kolesterol ve yağ asidi miktarında da azalma olmaktadır.

Kalp sağlığı da fazla kilolardan büyük ölçüde etkilenmektedir. Kilo problemi olan bireylerde, kalbin çalışma düzeni bozulmaktadır. Kalp gereğinden fazla zorlanmaya başladığında, kalp krizi riski artmaktadır. Bu risk, sağlıklı diyet ve düzenli kilo yönetimi ile uzun vadeli kilo verme çalışmalarıyla azaltılabilmektedir. İdeal kiloya düşmek, kalp üzerindeki baskıyı azaltmakta ve kalbin normal işlevine ve çalışma temposuna dönmesini sağlamaktadır.

Fazla kilolardan dolayı, vücuttaki kemik ve kaslarda zorlanmalar meydana gelmektedir. Sağlıklı beslenme planı ve düzenli bir yaşam tarzıyla kas ve kemiklerde meydana gelebilecek ağrılar ve eklemler üzerindeki fazla yük azalmaktadır. Kilo verme ile vücut daha verimli çalışmaya başlamaktadır. Öncesinde vücudu zorlayan aktiviteler, vücudu eskisi kadar zorlamamaya başlamaktadır. Bunun nedeni fiziksel olarak kondisyonun daha iyi hale gelmesidir. Kilo verildikçe kişi kendisini daha hafif hisseder ve daha az yorulmaya başlar. Aynı zamanda araştırmalara göre, kilo verme sonrası, yaralanmalardan sonra iyileşme süresi kısalmakta, virüslerden ve enfeksiyonlardan korunma düzeyi artmaktadır.

Kilo vermeye başlandığında; kişi kendini duygusal açıdan daha iyi hissetmeye başlamaktadır. Kilo verme beslenme planını düzgün bir şekilde uygulayan ve günlük egzersizlerini yaparak zayıflayan kişilerde özgüven ve mutluluk seviyeleri artmakta, depresyon riski de azalmaktadır. Kişi sağlıklı beslenme ve aktivite davranışlarını kazanarak, hedeflediği kiloya inmeye başladığında ise özgüveni artabilmektedir. Mutluluk artışının başlıca sebebi olarak görünümdeki ilk değişimler ve başarmanın verdiği gurur duygusu olduğu düşünülmektedir. Bedendeki ‘mutluluk’ kimyasalları ilk sonuçlar görülmeye başladığı andan itibaren salgılanmaya başlar ve kilo kontrol döneminde seviyeleri sabit kalmaya devam etmektedir. Kilo vermek stres seviyelerini de azaltmaktadır. Bu süreçte kişi kendini daha rahat hissetmeye başlar. Spor ve egzersiz yaparken vücut mutluluk ve tatmin duygusu oluşturan endorfin gibi maddeler salgılayacağından sağlıklı beslenme programlarına egzersizin eklenmesi önemlidir.

Mora ile kilo verme terapisinde temel amaç hızlı kilo vermek değil, sağlıklı ve kalıcı kilo vermektir. Kilo terapilerinde danışanların uzaklaşamadıkları sağlıksız gıdalara karşı isteksizlik oluşturularak, bağırsak sağlığını bozabilecek zararlı etkiler ortadan kaldırılmaktadır. Bağırsak terapisi ile birlikte genel frekans temizliği de yapıldığından kan değerlerindeki, kan basıncındaki, hormonlardaki dalgalanmalar düzenlenebilmektedir. Aynı zamanda kişiler renk terapileri ile psikolojik olarak da desteklenmektedir. Mora terapi ile sağlıklı ve mutlu şekilde kilo vererek bütünsel sağlığınızı geri kazanabilirsiniz.




20 Haziran 2016 Pazartesi

Mora Terapi ile kilonuzu kaderiniz olmaktan çıkarın


Kilo alma konusu, tüm bilimsel ve toplumsal çalışmalara rağmen baş ağrıtan bir konu olmayı sürdürüyor. Toplumsal çalışmalara, uyarılara ve önlemlere rağmen modern yaşamın hayatımıza kattığı tüketim alışkanlıkları ve düzensiz beslenme biçimi bize kontrol etmekte güçlük çektiğimiz kiloları miras bıraktı. Fazla kilolar konusunda hatalı beslenme, insülin direnci, hareketsizlik ilk sıraya yazılabilecek nedenler olarak anılırken basit psikolojik travmaların dahi beslenme alışkanlıklarını değiştirebildiği bilmekte. Özellikle çevresel etkenlerin önemli rolü olan kilo alma konusunda vücudumuzu tanımak, kilo almaya neden olan alışkanlıkları bilmek son derece önemli. Kilo alımının artması ve kalori harcanmasının azalmasına neden olan faktörleri tanımak, doğru beslenme alışkanlıkları kazanmak kilo verme konusunda yardımcı olan bilgiler arasında.


En basit ifade ile sağlıklı kiloda kalmak için vücudumuzun yakabileceği kadar besin almak gerekir. Eğer yakabileceğimizden daha fazla gıda alırsak, fazla kaloriler vücudumuzda yağ olarak birikir ve kilo sorunu ortaya çıkar. Asıl olarak kilo almaya veya obeziteye neden olan başlıca faktörler hareketsizlik ve aşırı beslenmedir. Bunların dışında Tiroid bezi yetmezliği (hipotiroid), insülin direnci, kan şekeri düşüklüğü, böbreküstü bezinin aşırı kortizol üretmesi, yumurtalıklardaki kistler ve hormon bozuklukları gibi fiziksel sorunlar; az su içmek, aşırı alkol tüketimi, depresyon, bazı psikolojik sorunlar, emeklilik ve gece vardiyasında çalışmak gibi sosyal ve psikolojik nedenler kilo alımında önemli etkenlerdir.

Mora Terapi farkı


Sebebi ne olursa olsun alınan kilolardan doğal yöntemlerle kurtulabileceğiniz Mora Terapi seanslarıyla diyet yapıyor hissi yaşamadan yeme isteğinizi azalıyor. Tamamlayıcı tıbbın önde gelen uygulayıcılarından Mora Terapi cihazları; ekmek, makarna, hamur işleri, tatlılar gibi karbonhidrat içeren besinler ile tuz, kahve, çay ve alkol gibi metabolizmaya zarar veren gıdaları yeme isteğinizi ortadan kaldırıyor. Mora Terapi cihazları, vücudun doku ve sistemler arasındaki iletişimin elektromanyetik frekanslar yardımıyla gerçekleşmesinde yola çıkarak, kişinin metabolizmasındaki rafineri karbonat bağımlılığını bu frekanslar yardımıyla silerek, yeme isteğini ve insülin direncini azaltıyor. Türkiye’de 100’den fazla merkezde uygulanan Mora Terapi yöntemiyle bireyler ilk seansta yemek alışkanlıklarında fark edilir bir değişim yaşadıklarını asıl etkinin ise 2. seansı takip eden günlerde ortaya çıktığını dile getiriyor.

Zayıflama programlarının kişinin diyet haline psikolojik uyum sağlayabildiği ölçüde başarılı olduğu bir gerçek. Mora Terapi, kilo almaya yol açan nedenler ile duygu durumu arasında bir bağ olduğunu ve bağ üzerinden geliştirdiği çözüm ile bireylerin hem zayıflamasını hem de duygu durumundaki iyileşmeyi ortaya koyuyor. Bu sebeple bireylerin diyette yaşadığı halsizlik, yorgunluk, depresif hallere yol açmıyor. Mora Terapi duygu durumunun güçlendirilmesine ve bireyin kendisini duygusal olarak çok daha iyi hissetmesini sağlıyor.

























21 Ocak 2016 Perşembe

Hayalimiz gerçeğe dönüşüyor: Aç kalmadan zayıflamak mümkün

Toplumsal çalışmalara, uyarılara ve önlemlere rağmen modern yaşamın hayatımıza kattığı tüketim alışkanlıkları ve düzensiz beslenme biçimi bize kontrol etmekte güçlük çektiğimiz kiloları miras bıraktı. Fazla kilolar konusunda yanlış beslenme, insülin direnci, hareketsizlik ilk sıraya yazılabilecek nedenler olarak anılırken basit psikolojik travmaların dahi beslenme alışkanlıklarını değiştirebildiği bilmekte.

Kilo vermenin bazılarımız için adeta bir işkenceye dönüştüğü ve defalarca denemenin sonunda elde kalan hayal kırıklığı malum. Aç kalmadan zayıflatacak yöntemleri dört gözle arar olduk, yeme alışkanlığını değiştirerek kilo vermek ise epey zorlayan bir süreç. Çocukluğundan itibaren edindiği yeme alışkanlıklarını bir an değiştirmek zorunda kalan bireyler aynı zaman psikolojik olarak da baskı altında kalıyor ve bu da kilo vermeyi neredeyse imkansız hale getiriyor.

Diyet yapıyor hissi yaşatmadan yeme istediğimiz azaltan tamamlayıcı tıp yöntemi Mora terapi cihazları;ekmek, makarna, hamur işleri, tatlılar gibi karbonhidrat içeren besinler ile tuz, kahve, çay ve alkol gibi metabolizmaya zarar veren gıdaları yeme isteğinizi ortadan kaldırıyor. Türkiye’de 100’den fazla merkezde uygulanan bu tamamlayıcı tıp yöntemini kullanan bireyler, ilk seansta yemek alışkanlıklarında fark edilir değişim yaşandığını ve asıl etkinin 2. seansı takip eden günlerde ortaya çıktığını dile getiriyor.




Yeme alışkanlığında iyileşme


Zayıflama programlarının işe yaraması ve kalıcı olmasında en önemli faktörünün kişinin diyet haline psikolojik uyum sağlayabilmesidir.Yeme alışkanlığında yapılacak pozitif bir düzenlemeyle uzun diyet listelerinin içinde kaybolmayan bireyler daha mutlu ve sağlıklı kilo veriyor.Kilo verme konusunda özellikle zorluk çekilen konulardan olan tatlı yeme isteğinin terapi sonrası ortadan kalkması bireyi psikolojik olarak da rahatlatıyor.

Vücudumuzdaki doku ve sistemler arasındaki iletişimin elektromanyetik frekanslar yardımıyla gerçekleştiğinden yola çıkarak; metabolizmamızdaki rafineri karbonhidrat bağımlılığını bu elektromanyetik frekanslarla silen, yeme isteğini azaltan ve insülin direncini azaltan Mora terapi, sağlıklı şekilde verilen kiloları korumayı da kolaylaştırıyor. Zararlı ve toksik madde frekanslarının vücuttan silinmesiyle yapılan seanslar sonrası bireyler eskiye oranla; bağışıklık sistemi daha güçlü, vücutta birikmiş toksik maddelerden arınmış ve daha sağlıklı olarak yaşamını sürdürüyor. Biyofiziksel süreçler ile vücudu temel olarak kilo vermeye zorlamayan bu yöntemi kullanan bireyler metabolizmalarındaki dengelenmeyi ve sağlıklı deviminin kısa süre içinde farkına varıyor. Rahatlayan ve sağlıklı bir şekilde kilo kontrolünü sağlayan bireyler pek çok fiziksel rahatsızlıklarının da iyileştiğini gözlemliyor. Anormal olan ve anormalliğin aşırı uçlarda olduğu durumları normalleştirmenin mümkün olabildiğini bilmekteyiz. Söz konusu dengesizliğin giderilmesi amaçlayan Mora terapi yöntemi de tam bu noktadan hareketle bireyin metabolizmasını ve enerjisini dengeliyor.



19 Eylül 2014 Cuma

Mora Terapi ile Zayıflama Deneyimi

Haydi buyrun "bu da nereden çıktı şimdi?" demeyin, haklısınız. Vallahi ben bile kendime şaşırdım.

Hayatım boyunca öyle sık sık ya da düzenli bir periyotta estetik merkezlerine giden bir olmadım. Hatta krem bile kullanmadım desem gayet doğru olur. Ben bu tip işlerde biraz üşengecim. Banyo bitiminde Johnson's Baby bebek yağını yüzümden tabanıma kadar sürer iki dakika bekler tekrar bir duşlanır çıkarım. Bütün bakımım bu kadar. Toplasan hayatımda üç yada dört kez bir estetik merkezine gitmişim. Bunlardan biri de Uzman estetisyen Servet Çetin hanımın Eskişehir'deki güzellik merkezi..

Servet hanım son derece konusunda bilgili, son derece güler yüzlü, konuşması zevkli, hoş ve zarif bir hanım nasıl olmuşta dostluğumuz uzun bir ara vermiş bilemedim. Ama mailini okur okumaz hatırladım ve hemen aradım. Uzunca hasret giderdiğimiz konuşmamızın sonunda dedi ki;

"Hürriyet'çiğim müsait olur olmaz bana geliyorsun ve sana Mora Terapi uygulamaya başlayıp o hiç sevmediğin listelerden birini veriyorum."

ŞOK! İmdat uzun zamandır görüşmediğim bir dost ve diyet listesi. Allah'tan o Eskişehir'de ben İstanbul'dayım üstelik Mora Terapi diye bir şey hiç duymamışım.

"Bebeğim Eskişehir'e bu aralar gelmem biraz zor" dedim.

İKİNCİ ŞOK! Servet Hanım Eskişehir'den İstanbul'a transfer olmuş ve Uzmanlar Estetik adlı kuruluşun yöneticisi ve kendisi Uzman estetisyenliğin yanı sıra Mora Terapist. Kaçar yanım kalmadı.

Tabii ki gittim. Harika bir estetik merkezi "Uzmanlar Estetik" pırıl pırıl, ışıl ışıl... Uzmanlar Tıp Merkezi de varmış. Servet Hanım Mora Terapi hakkında bana şöyle bilgiler verdi (kısa geçiyorum çünkü işlemler sırasında çektiğimiz videolarla size kendisi tüm detayı anlatacak):

Mora-Terapi ile hamur işi, ekmek, makarna, tatlı, çikolata yada benzeri yiyeceklere olan düşkünlük siliniyormuş. Açlık hissi azalıyormuş. Enerji dengelendiği için psikolojik durum rahatlıyor ve bir yandan da vücut ağrıları azalıyormuş. İnanılmaz ilginç geldi. Ben her şeyin beyinde bittiğine inananlardanım. Tabii ki tek faydası zayıflamaya yardımcı olmak değil. Sigara bırakmak, uyuşturucu ve alkol tedavisi ve bir çok kullanıldığı alan varmış zamanla tek tek size anlattıracağım. İnandım ve Mora Terapiye başladım.


 .


 Çiplendim ben:))



Hürriyet Turnalı/hport.com.tr
http://www.hport.com.tr/hurriyet-turnali/kendimi-bastan-yaratiyorum-5-mora-terapi-ile-zayiflanir-mi-mora-terapi-nedir

16 Haziran 2014 Pazartesi

Sağlıklı ve Kalıcı Kilo Vermek

Hızlı kilo verdiren birçok diyet her bahar olduğu gibi yine herkesin gündeminde. Ancak hızlı kilo verdiren diyetler kalp sağlığı açısından tehlike yaratıyor. Uzun süren açlıklar, tek tip besinlerin alındığı diyetler ve tüm kış hareketsiz kalan bedenin birden egzersizle tanışması… Hızlı kilo vermek uğruna yapılan tüm bu davranışlar kalp sağlığını olumsuz etkiliyor. Sağlığı tehlikeye atmadan zayıflamanın en önemli kurallarından birinin verilen kilonun haftada 0,5-1 kiloyu aşmamak olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Zor, kalp sağlığını zorlayan diyetlere dikkat çekti. Dr. Zor'a göre zayıflamak isterken kalp sağlığını bozan 5 hata şöyle:




1- Uzun süreli açlık tansiyonu ve kan şekerini etkiler: Kısa süre içerisinde fazla kilo vermek isteyenlerin yaptığı en önemli hatalardan biri şok diyetler. Bu diyetlerde uzun süreler aç kalınıyor ve öğünlerdeki yemek miktarları çok az oluyor. Öğün atlayarak yapılan diyetlerde ilk olarak metabolizma bu durumdan etkileniyor. Tansiyonda ani düşüşler ve kan şekerinde düzensizlikler meydana geliyor. Bu durumu takiben de aşırı halsizlik, baygınlık gibi sorunlar yaşanabiliyor.

2- Şok diyetten sonra hızla alınan kilo, diyabet riskini artırır: Şok diyetlerle verilen kilolar genellikle çok hızlı bir şekilde geri alınıyor. Yaza zayıf girmek sağlansa da sonbaharda diyetin bırakılmasıyla birlikte kilolar verilenden daha hızlı bir şekilde alınıyor. Ani kilo vermek ve ardından hızlı şekilde almak insülin direncine yol açarak şeker metabolizmasında dalgalanmalara neden olabiliyor. Bu tür dalgalanmalar da kişinin ileride şeker hastalığına yakalanma riskini artırıyor.

3- Ani kilo alıp vermek kalp krizi riskini artırır: Beslenme düzeninde yapılan ani değişiklikler, kolesterol profilinde de dalgalanmalar yaşanmasına neden oluyor. Kısa sürede yüzde 10 veya daha fazla kilo artışı olan orta yaşlı bireylerde ilerleyen yıllarda kalp krizi riskinin arttığı gözlemleniyor.

4- Protein diyetleri kolesterolü dengesini bozabilir: Son zamanlarda sıklıkla tercih edilen tek tip beslenmenin uygulandığı diyetler ilk etapta hızlı kilo vermeyi sağlıyor. Ancak uzun süre yapıldığında vücutta pek çok dengenin alt üst olmasına neden olabiliyor. Sadece proteinden zengin gıdaların alınması kolesterol profilini olumsuz etkileyebiliyor. Hayvansal gıdaların sık olarak tüketilmesi kolesterol ve doymuş yağ oranını artırıyor. Bu diyetlerle kilo kaybı yaşansa da kişilerin kötü kolesterol düzeyleri artıp, iyi huylu kolesterol düzeylerinde düşüş yaşanıyor. Ayrıca fazla protein alımının diyabet riskini artırdığı yakın zamanda açıklanan çalışmalar ile gösteriliyor.

5- Spora aniden yüklenmek kalp krizi riskini artırır: Kış boyunca hareketsiz kalanların bahar aylarında zayıflamak için spora başlaması ve vücuda hızlı bir şekilde yüklenmesi kalp krizine bile neden olabiliyor. Özellikle 40 yaşın üzerindeki bireylerde tansiyon ve kolesterol yüksekliği gibi sorunlar da yaşanıyorsa spora başlamadan önce mutlaka bir kardiyoloji hekimine muayene olmaları öneriliyor.

KALP SAĞLIĞINI KORUYARAK ZAYIFLAMAK MÜMKÜN
1- Şok diyetlerden kaçının: Ani kilo alıp vermeler kolesterol ve şeker metabolizmasında dalgalanmalara neden olabiliyor. Bu durum da şeker hastalığı ve kalp krizi gibi risklerini beraberinde getirebiliyor.

2- Hedefiniz uzun vadede kilo vermek olsun: Sağlıklı diyetin en önemli kurallarından biri hızlı kilo vermemek. Amacınız haftada en fazla 1 kilo vermek olsun. Ayda 4 kilo ve üzerinde kilo vermeyi vadeden diyetlerden uzak durun. Unutmayın ki hızlı verilen kilolar kısa sürede fazlasıyla geri alınıyor.

3- Beslenme alışkanlıklarınızda kalıcı değişiklikler yapın: Yediğiniz yemek miktarlarını azaltmak yerine kalori dengesi yapın. Öğünlerinizdeki karbonhidrat ve protein değerlerini dengede tutun. Bu durumu da hayat boyu devam ettirmeyi hedefleyin.

4- Akdeniz diyetini uygulayın: Sağlıklı yaşamı desteklediği gösterilen tek diyet Akdeniz diyetidir. Sebze, meyve, kuru baklagil, balık ve zeytinyağının bolca yenildiği, kırmızı et tüketiminin ise az olduğu bu diyet, hem lezzet hem de sürdürülebilirlik açısından etkili.

5- Egzersizi hayatınızda devamlı kılın: Egzersiz yapmak denildiğinde aklınıza çok karışık egzersiz programları gelmesin. Günde 30-45 dakika tempolu bir yürüyüşü haftada 4-5 kere tekrar etmeniz sağlığınızı korumak veya iyileştirmek için yeterli. Daha yüksek tempoda yapılan sporun kalp ve damar sağlığı açısından fazladan bir faydası olduğu bilimsel olarak gösterilmiyor.

6- Spora başlamadan önce doktor kontrolünden geçin: Spora başlamadan önce mutlaka doktor kontrolünden geçmek gerekiyor. Özellikle 40 yaşından sonra sporun yüksek tempoda yapılmaması gerekiyor. Yakın zamana kadar egzersiz geçmişiniz yoksa ve kolesterol, tansiyon, sigara kullanımı, diyabet gibi sorunlarınız varsa spora başlamadan önce mutlaka doktor kontrolünden geçin.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25342602

9 Haziran 2014 Pazartesi

İzzet Çapa'nın Mora Terapi ile İmtihanı


Yani MORA cihazıyla yapılan biorezonans tedavilerinin genel adıymış. Efendim biorezonans 'titreşim tıbbı' olarak da tanımlanmaktaymış. Cips gofret, kola, çikolata gibi 'bağımlı' olduğunuz maddeler bu cihazın içine konulup elektromanyetik frekansları ölçüldükten sonra, aynı frekanslar sizinde cihaza bağlanmanızla vücudunuzdan siliniyor. bir bakıyorsunuz canınız ne kola istiyor, ne abur cubur.
"Ya İzzet, bir git, olur mu öyle şey?" diyenleri duyar gibiyim. Eğer bana inanmıyorsanız, gelin Liana'yla yaptığımız muhabbete katılın.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/26266241.asp

22 Mayıs 2014 Perşembe

Şişmanlığa Direnin!

Şişmanlığın ömür boyu süren kronik bir hastalık olduğunu belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yaser Süleymanoğlu, şişmanlıkla mücadelenin de ömür boyu sürmesi gerektiğinin altını çizdi.


Şişmanlık hesabının Vücut Kitle indeksi (VKİ) ölçümüne göre yapıldığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yaser Süleymanoğlu, şişmanlığın bilimsel olarak nasıl tanımlanacağını şöyle açıklıyor: "Kişinin kilogram cinsinden terazide ölçülen kilosu, boyunun metre cinsinden karesine bölünüyor. Yani 170 cm boyundaysa ve 70 kiloysa: 70 kg /1,7 m2 olarak hesaplanınca çıkan sonuç: 24.22 oluyor. Eğer kişinin Vücut Kitle İndeksi 18,5-25 arasındaysa ideal kiloda, 25-30 arasındaysa kilo fazlası var demektir. 30-40 arasındaysa obez ya da şişman olarak kabul ediliyor. Vücut kitle indeksi 40’ın üzerindeyse morbid obez olarak adlandırılıyor. Bir de vücut kitle indeksi 18,5’in altında olanlar var ki, zayıf kabul ediliyor ve tıpkı obezler gibi sağlık kontrolünden geçmeleri öneriliyor.”
ŞİŞMANLIĞIN 12 ZARARI Şişmanlık kısa sürede çözümlenecek bir sağlık sorunu değil. Kilolar da aslında çok kısa sürede alınmıyor, vücutta yağ birikimi yıllar içinde artıyor, sonunda sadece az yiyerek çözümlenmekten uzak bir soruna dönüşüyor. Hekim ve beslenme uzmanı desteği almadan, spor yapmadan da kilolardan kurtulmak mümkün olamıyor. Şüphesiz ki şişmanlık vücut için ciddi bir yük. Şişmanlığın bize verdiği zararları daha iyi anlamamıza yönelik bilgiler veren Dr. Yaser Süleymanoğlu, bunları şöyle sıralıyor:
1-Motivasyon eksikliği.
2-Eklemlerde özelikle dizlerde rahatsızlık.
3-Kalça ağrıları.
4-Omurga ağrıları.
5-Büyük göğüsler nedeniyle sırt ağrıları.
6-Sürekli yorgunluk.
7-Nefes nefese kalmak.
8-Merdiven çıkmakta zorlanmak.
9-Koşamamak.
10-Tempolu yürüyüşte zorlanmak.
11-Büyük beden kıyafetler giymek zorunda kalmak.
12-Genç olduğu halde yaşından büyük göstermek.
ŞİŞMANLIĞI NELER TETİKLER? Şişmanlığı tetikleyen birçok neden bulunduğunu, bunların başında hareketsizlik ve vücudun yakabileceğinden fazla kalori tüketmenin geldiğini belirten Dr. Yaser Süleymanoğlu, “Bir de bunlara genetik yatkınlık, insülin direnci, hipoglisemi, stres, hormonal bozukluklar (büyüme hormonu, tiroid, hipofiz ve adrenal bez sorunları) ekleniyorsa, yağ dokusu artarak şişmanlık sorunu ortaya çıkıyor” diyor. Genetik yatkınlığı olan kişilerin yaşam tarzlarına dikkat etmedikleri sürece şişmanlayacaklarına değinen Dr. Süleymanoğlu, genetik yatkınlığı olup da kilosuna dikkat eden kişilerin şişmanlıktan kurtulabileceklerini söylüyor. Çocukluk çağı obezitesinin artmasıyla birlikte şişman çocukları gelecekte bekleyen tehlikelerin de arttığını vurgulayan Dr. Süleymanoğlu, diyabet, kalp ve koroner damar hastalıkları, erken yaşta hipertansiyon ve kanser riskinin de yükseldiğini ifade ediyor.
SU İÇSE YARAYANLAR KİMLER? Bir de yediklerine dikkat ettiklerini söyledikleri halde en küçük kaçamaklarda bile kilo aldıklarını söyleyenler var ki bu kişiler durumlarını ‘Su içsem yarıyor’ diye tarif ediyor. Şişmanlamamak için geç saatlerde aşırı kalori almaktan kaçınmak şişmanlamamak için alınacak ciddi önlemlerden biri. Sonra hareketli olmak, spor yapmak geliyor. Hazır gıdalardan uzak durmak, bol karbonhidrat ve yağlı yiyecek tüketmemek de alınacak önlemler arasında. Tüm bunlar yapıldığı halde kişi “Su içsem yarıyor” diyorsa metabolizma hızının yavaş olduğu anlaşılıyor. Dr. Yaser Süleymanoğlu, günlük yaşamı sırasında tükettiği enerji miktarını ifade eden bazal metabolizma hızının bazı kişilerde çok düşük olduğuna dikkati çekerek şunları söylüyor: 

“İnsülin direnci, tiroid hastalıkları ve hareketsiz olanların bazal metabolizması yavaş çalışır. Bu kişiler hekim tarafından mutlaka araştırılmalıdır. Örneğin insülin direncinin kırılması için kişiye özel kalorisi hesaplanmış bir diyet programı uygulamak, yine uzman tarafından planlanmış sağlıklı egzersiz bir egzersiz programı yapmak, direncin kırılmasına yönelik ilaç tedavisi görmek etkili olacaktır. Duygusal nedenlerle yiyenlere gelince: Onlar da psikolojik destek almalı, hekim önerisi çerçevesinde bazı medikal yöntemlerle iştah kontrolü yapabilmelidir.”
İnsülin direncinin büyük şehirlerde yaşayan, hareketsiz kalan, çok fazla kalorili gıda tüketenlerin bir sorunu olduğuna işaret eden Dr. Yaser Süleymanoğlu, “İnsülin direnci ömrü kısaltan bir durumdur. İnsülin direncinin diyabet, damar sertliği, tansiyon ve kalp hastalığını tetikleyici etkisi var” diyor.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25517100/