enflamasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
enflamasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2022 Pazartesi

ENFLAMASYONU ÖNLEYEN BESLENME ŞEKLİ NASILDIR?



 Enflamasyon (İnflamasyon) Nedir?

 Enflamasyon ya da bilinen diğer adıyla inflamasyon, vücudumuzun bağışıklık sisteminin dıştan gelen herhangi bir zarara karşı verdiği normal koruyucu bir yanıt olarak tanımlanır. Enflamasyon bağışıklık sistemimizin, ayrıntılı olarak da akyuvarlarımızın bizi bakteri veya virüs gibi bir dış etkenden koruması anlamına gelirken; fiziki olarak herhangi bir sakatlık durumunda da enflamasyon ortaya çıkabilmektedir. Fiziki yaralanma veya sakatlanmaya örnek olarak spor yaparken zorlandığınızda incinen bölgenin genellikle ağrıması, şişmesi ve iltihaplanması gösterilebilir. Vücudumuz her gün dışarıdan gelen bir etkene tepki oluşturarak inflamasyon meydana getirebilir ve enflamasyon herkeste meydana gelebilmektedir. Enflamasyon bağışıklık sistemimizin vücudu korumak için gösterdiği savunma mekanizmasıdır. Hastalık ve yaralanmaların temelinde enflamasyon yer alır. Bağışıklık sisteminin antikor üretmesi ve enflamasyonla mücadele etmesi hastalığın veya yaralanmaların iyileşmesini sağlar. 

Enflamasyondan korunmak için sağlıklı beslenmeye dikkat etmek ve bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak önemlidir.


 Peki enflamasyonu önleyen beslenme şekli nasıldır?

 Enflamasyona neden olan etkenlerin başında beslenme şekli gelmektedir. Yanlış beslenme sonucunda vücut enflamasyona açık hale gelmektedir. Bu durum bir enfeksiyon, sigara, alkol, stres, alerjiler, uykusuzluk, aşırı bedensel yorgunluk ve gıda duyarlılıkları gibi çevresel stresler ile birleştiğinde de enflamasyon kaçınılmaz hale gelmektedir. Bu sebeple de enflamasyon riskini arttıran işlenmiş gıdalar, fazla tüketilen hayvansal ürünler, doymuş yağlar, asitli içecekler vb. zararlı yiyecekleri tüketmekten kaçınmak önemlidir.

 Enflamasyonu önleyen beslenme şeklinde anti-inflamatuar etkisi ve antioksidan içeriği yüksek olan besinleri tüketmek önemlidir. Ayrıca hayvansal proteinler inflamasyon riskini arttıran besin grubu olduğu için hayvansal protein tüketimini kısıtlamakta fayda vardır.

İnflamasyon azaltıcı besinler yani anti-inflamatuar besinler, vücuda ve bağışıklık sistemine destek olarak inflamasyonun kontrol altında tutulmasını sağlamaktadır. Bu sebeple de antioksidan ve anti-inflamatuar besinleri tüketmek gereklidir. Anti-inflamatuar ve antioksidan içerikli besinler şunlardır:

•Kereviz sapı: Kereviz sapı yüksek antioksidan içeriğine sahiptir ve anti-inflamatuar etkisi ile de kolesterol seviyesinin ve tansiyonun dengede kalmasını sağlar. 


•Kırmızı pancar: İnflamasyonu önlemeye yardımcı olacak bir diğer besin kırmızı pancardır. Kırmızı pancar, içeriğinde yüksek oranda potasyum, magnezyum ve bazı gerekli mineralleri barındırır. Bu sayede de kırmızı pancar inflamasyonu azaltmaya yardımcı olmaktadır. Pancarı salata, çorba, turşu gibi pek çok tüketme şekli mevcuttur. 


•Brokoli: Brokoli de antioksidan kalkanı oluşturan ve  yüksek seviyede inflamasyon ögeleri içeren inflamasyonu önlemeye yardımcı bir sebzedir. Ayrıca birçok faydası olan brokoli; vitamin ve mineral bakımından da zengindir.


•Yaban mersini: Yaban mersini de güçlü antioksidan bileşenlerine sahip olma özelliği ile tanınan bir meyvedir. Yaban mersini içinde antioksidanların yanı sıra anti-inflamatuar ögeler ve vitaminler de barındırır. 


•Ananas: Ananas genellikle içeriğinde olan yağ yakıcı bromelain ile bilinmektedir. Bununla beraber yine ananasın içeriğinde olan doğal ağrı kesici özelliğine sahip quersetin ile bromelain bir araya geldiğinde güçlü anti-inflamatuar özelliğe sahip olmaktadır. Ananas, yağ yakımını desteklerken aynı zamanda bağışıklığı da güçlendirmektedir.


•Chia tohumu: Chia tohumu bilindiği üzere Omega-3 gibi birçok besin ögesi açısından zengindir ve bir bitkisel protein kaynağıdır. Hayvansal proteinlerin vücutta inflamasyonu arttırdığından bahsetmiştik. Bu sebeple chia tohumu gibi bitkisel protein kaynaklarını tercih etmek inflamasyonun yükselmesini engelleyecektir. 


•Somon balığı: Enflamasyonu azaltmaya yardımcı olan önemli kaynaklardan biri de Omega-3 içeriğidir. Omega-3 açısından en zengin besinlerden biri olan somon balığı ve diğer yağlı balıklar da enflamasyon önleyici etkiye sahiptir.

 

•Ceviz:  Ceviz hem antioksidan hem de Omega-3 zengini bir besindir. Bu sayede de vücudumuzu enflamasyona karşı koruyucu özelliği yüksektir.


•Zerdeçal: Zerdeçalın içerisinde yanık ve kesiklerde etken madde olarak kullanılan curcumin maddesi vardır. Ve bu sayede de zerdeçal, enflamasyon azaltmaya ve önlemeye yardımcı olacaktır


•Zencefil: Zencefil öncelikle vücut direncini korumayı sağlayan bir bitkidir ve bu özelliği ile de özellikle kış aylarında hastalıklardan korunmak için çay şeklinde tüketimi yaygındır.  Zencefilin bağışıklık sistemini güçlendirici etkisinin yanında anti-inflamatuar özelliği de vardır. Zerdeçal; vücudumuzu dış etkenlere karşı koruyan önemli bir kaynaktır.


Enflamasyonu önleyebilecek diğer gıdalar da pazı, ıspanak, avokado, turp, yeşil çay, zeytinyağı gibi gıdalardır.


Sağlıklı beslenmeye yönelmenin kolay yolu Mora Terapi!

Mora Terapi ile yapılan kilo terapilerinde amaç her zaman sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılarak sağlıklı beslenme rutinlerinin oluşturulmasıdır. Bu şekilde kronik enflamasyona sebep olabilecek birçok etken ortadan kaldırılabilmektedir. Aynı zamanda standart programların içerisinde olan inflamasyon terapileri ile vücutta var olan inflamasyona da müdahale edilebilmektedir. 

Mora Terapi ile vücuttaki enflamasyon süreçlerini kontrol altına almamız mümkündür. Detaylı bilgi için lütfen uzman bir hekime başvurmayı ihmal etmeyiniz.

Sağlıklı günler dileriz.


4 Eylül 2020 Cuma

Enflamasyona Karşı Mora Terapi!

 İnflamasyon, vücudun herhangi bir zarara karşı verdiği normal koruyucu bir yanıttır. İnflamasyon, hem akyuvarlarımızın bizi bakteri veya virüs gibi bir dış etkenden koruması anlamına gelirken, herhangi bir sakatlık durumunda da inflamasyon meydana gelir; örneğin spor yaparken zorlandığınızda incinen bölge genellikle ağrılı bir hal alır, şişer ve iltihaplanır.


Doktorlar vücuttaki iltihabı veya tıbbi terimle enflamasyonu azaltmanın en iyi yollarından birinin ecza dolabı değil, buzdolabı olduğundan artık neredeyse eminler. Doğru beslenerek ve özel doğru gıdalarla vücuttaki enflamasyonunuza savaş açabilirsiniz. Bağışıklık sistemi, vücuda yabancı olan herhangi bir şey girdiğinde (bunlar; polenler, istilacı mikroplar, kimyasal maddeler, alerjenler vb olabilir) hemen aktive olurlar. Bu aktivasyon genellikle enflamasyon sürecini de tetikler. Aslında enflamasyon vücudunuzu saldıralara karşı koruyan bir sağlık bekçisidir.

Unutmayın beyniniz her zaman çalışır. Düşüncelerinizden hareketlerinize, nefes almanızdan kalp atışlarınıza ve hatta duygularınıza kadar her şeyinizle ilgilenir. 7/24 çalışır, siz uyurken bile. Bu beyninizin sürekli olarak yakıta ihtiyaç duyduğu anlamına gelir. Bu yakıt tükettiğiniz yiyeceklerden gelir. Ve yakıt olarak ne seçtiğiniz her zaman fark yaratır. Daha basit söylemek gerekirse, yedikleriniz doğrudan beyninizin yapısını, işlevini ve ruh halinizi etkiliyor.

Beyniniz kaliteli beslenmeden mahrum kaldığında enflamatuar hücreler beynin kapalı alanı içerisinde dolaşır ve dolayısıyla beynin dokusuna zarar verir. İlginç olan ise tıp dünyasının uzun yıllar beslenme ile duygu durum arasındaki bağlantıyı farkedememiş olmasıdır.

Neyse ki günümüzde psikiyatri bilimi, beslenme ile ilgilenmeye başlamış ve yalnızca ne yediğiniz, ne hissettiğiniz ve nihayetinde nasıl davrandığınızla değil, aynı zamanda bağırsaklarınızda yaşayan bakteri türleri arasındaki korelasyonu bile araştırmaktadır.

Bağırsak floranızdaki iyi bakteriler sadece neyi sindirdiğiniz ve hangi yapısal maddeleri emecekleriyle ilgilenmekle kalmayıp aynı zamanda vücudunuzdaki enflamasyon derecesini ve duygu durumlarınızdaki değişimleri de etkiler.

Peki ne yapabilirsiniz? Farklı yiyecekler yediğinizde nasıl hissettiğinize daha çok dikkat edin. Bir zaman aralığı belirleyerek sadece temiz bir diyetle doğal besinleri tercih edin. Diyetinize doğal fermente ürünleri de (turşu, kefir vb) eklemeyi ihmal etmeyin. Hatta tahılı bile kesmek bir süreliğine güzel bir çözüm olabilir. Vücudunuzdaki değişimleri ve özellikle duygu durumunuzdaki düzelmeyi göreceksiniz. Böyle bir diyet sonrası hem fiziksel, hem duygusal olarak ne kadar iyi hissettiğinizi fark edeceksiniz.

Ya da siz, en iyisi Mora Terapi kilo tedavileri adı altında uyguladığımız 3 aylık programımıza gelin. Çünkü aslen bağırsakları tamamen sağlıklı hale getirmek üzerine, yukarıda bahsedilen tarzda rafine şeker ve rafine tüm gıdalardan arındırılmış, doğal, Akdeniz diyetine çok yakın bir diyet uyguladığımız 3 aylık bir protokol. Üstelik rafine gıdalara ve özellikle karbonhidrat ve şekere olan bağımlılığınızı ortadan kaldırmaya yönelik olarak Mora Terapi cihazımızla uygulama da yaparak bu diyet protokolüne kolaylıkla uyum sağlamanıza yardımcı oluyoruz. Tek başınıza zorlanacağınız bir süreçte yanınızda olarak size destek veriyoruz. En büyük desteği de Mora cihazı veriyor. Fazla kilo bahane, sağlıklı olmak, sağlıklı duygular ve daha mutlu bir yaşam her şeydir.

Herkese mutlu ve sağlıklı günler!


25 Kasım 2019 Pazartesi

BEYNİMİZ VE GIDALAR


Unutmayın beyniniz her zaman çalışır. Düşüncelerinizden hareketlerinize, nefes almanızdan kalp atışlarınıza ve hatta duygularınıza kadar her şeyinizle ilgilenir. 7/24 çalışır, siz uyurken bile. Bu beyninizin sürekli olarak yakıta ihtiyaç duyduğu anlamına gelir. Bu yakıt tükettiğiniz yiyeceklerden gelir. Ve yakıt olarak ne seçtiğiniz her zaman fark yaratır. Daha basit söylemek gerekirse, yedikleriniz doğrudan beyninizin yapısını, işlevini ve ruh halinizi etkiliyor.

Pahalı bir otomobil gibi, beyniniz yalnızca premium yakıt aldığında en iyi şekilde çalışır. Çok sayıda vitamin, mineral ve antioksidan içeren yüksek kaliteli yiyecekleri yemek beyni besler ve oksidatif strese karşı korur.

Oysa düşük kaliteli yakıt aldığında (işlenmiş veya rafine gıdalar gibi) beyin zarar görür. Yüksek rafine şeker içerikli bir diyet beyne kesinlikle zarar vericidir. Vücudunuzun insülin direnci mekanizmasını bozmanın yanı sıra, vücuttaki iltihabı (enflamasyonu) ve oksidatif stresi arttırır. Çok sayıda bilimsel araştırma, rafine şeker oranı yüksek diyetler ile beyin işlev bozuklukları ve hatta depresyon gibi duygu durum bozuklukları arasındaki ilişkiyi ispatlamaktadır.

Beyniniz kaliteli beslenmeden mahrum kaldığında serbest radikaller ve enflamatuar hücreler beynin kapalı alanı içerisinde dolaşır ve dolayısıyla beynin dokusu zarar görür. Mantıklı değil mi? İlginç olan tıp dünyasının uzun yıllar beslenme ile duygu durum arasındaki bağlantıyı farkedememiş olmasıdır.

Neyse ki günümüzde, psikiyatri bilimi, aynı zamanda beslenme ile ilgilenmeye başlamış ve yalnızca ne yediğiniz, ne hissettiğiniz ve nihayetinde nasıl davrandığınızla değil aynı zamanda bağırsaklarınızda yaşayan bakteri türleri arasındaki korelasyonu bile araştırmaktadır.

Kesinlikle emin olmanız gereken şey, yediğiniz yiyeceklerin nasıl hissettiğinizi etkilediğidir.







Serotonin, uyku ve iştahı düzenleyen, duygu durum değişikliklerine aracılık eden ve ağrıyı engelleyen bir nörotransmitterdir. Serotoninin yaklaşık %95’i gastrointestinal kanalınızda üretilir. Gastrointestinal (sindirim) sisteminiz yüz milyon sinir hücresi veya nöronlarla kaplıdır. Sindirim sisteminiz sadece sindirimden değil aynı zamanda duygularınızın yönlendirilmesinden de sorumludur. Sindirim sisteminizdeki nöronların işlevleri, bağırsak mikrobiyotanızı oluşturan milyarlarca “iyi” bakteri tarafından etkilenir. Bu bakteriler tüm vücut sağlığınız için önemli bir rol oynarlar. Bağırsak zarınızı zararlı bakterilere ve toksiklere karşı güçlü bir bariyer oluşturarak korunmasını sağlarlar. Vücuttaki enflamasyonu sınırlandırırlar; aldığımız gıdalardan yararlı yapı maddelerinin emilimlerini sağlarlar ve doğrudan bağırsaklar ve beyin arasındaki sinir yollarını aktive ederler.

Araştırmalar probiyotik kullananlarda endişe düzeylerinin, stres algılarının ve genel zihinsel durumlarının olumlu ve fark edilebilir şekilde değiştiğini göstermektedir. Aynı şekilde Akdeniz diyeti veya geleneksel Japon diyeti ile beslenenlerin klasik Batı diyetiyle beslenenlere oranla depresyon riskinin %25-%35 oranında daha düşük olduğunu da göstermektedir. Bilim insanları Akdeniz veya geleneksel Japon diyetini önerirler çünkü Akdeniz veya geleneksel Japon diyeti yüksek miktarda sebze, meyve, işlenmemiş tahıllar, balık ve deniz ürünleri ağırlıklıdır ve sadece mütevazi oranda et ve yağsız süt ürünleri bulunmaktadır. Ayrıca klasik batı diyetinde bolca olan, rafine un ve şeker Akdeniz veya geleneksel Japon diyetinde yoktur ve ek olarak çokça işlenmemiş ve fermente gıdalar içerir. Bu gıdalar da insan vücudunda zaten doğal probiyotikler gibi davranırlar.

Unutmayın bağırsak floranızdaki iyi bakteriler sadece neyi sindirdiğiniz ve hangi yapısal maddeleri emecekleriyle ilgilenmekle kalmayıp aynı zamanda vücudunuzdaki enflamasyon derecesini ve duygu durumlarınızdaki değişimleri de etkiler.

Peki ne yapabilirsiniz? Farklı yiyecekler yediğinizde nasıl hissettiğinize daha çok dikkat edin. Bir zaman aralığı belirleyerek sadece temiz bir diyetle doğal besinleri tercih edin. Diyetinize doğal fermente ürünleri de (turşu, kefir vb) eklemeyi ihmal etmeyin. Hatta tahılı bile kesmek bir süreliğine güzel bir çözüm olabilir. Vücudunuzdaki değişimleri ve özellikle duygu durumunuzdaki düzelmeyi göreceksiniz. Böyle bir diyet sonrası hem fiziksel, hem duygusal olarak ne kadar iyi hissettiğinizi fark edeceksiniz.

Ya da siz, en iyisi Mora Terapi kilo tedavileri adı altında uyguladığımız 3 aylık programımıza gelin. Çünkü aslen bağırsakları tamamen sağlıklı hale getirmek üzerine, yukarıda bahsedilen tarzda rafine şeker ve rafine tüm gıdalardan arındırılmış, doğal, Akdeniz diyetine çok yakın bir diyet uyguladığımız 3 aylık bir protokol. Üstelik rafine gıdalara ve özellikle karbonhidrat ve şekere olan bağımlılığınızı ortadan kaldırmaya yönelik olarak Mora Terapi cihazımızla uygulama da yaparak bu diyet protokolüne kolaylıkla uyum sağlamanıza yardımcı oluyoruz. Tek başınıza zorlanacağınız bir süreçte yanınızda olarak size destek veriyoruz. En büyük desteği de Mora cihazı veriyor. Fazla kilo bahane, sağlıklı olmak, sağlıklı duygular ve daha mutlu bir yaşam her şeydir.

Sağlık ve mutluluk dolu günler dileklerimizle.

Kaynaklar:

·         A systematic review and meta-analysis of dietary patterns and depression in community-dwelling adults 

The American Journal of Clinical Nutrition, Volume 99, Issue 1, January 2014

·         Mediterranean diet, stroke, cognitive impairment, and depression: A meta-analysis.


·         Relationship Between Diet and Mental Health in Children and Adolescents: A Systematic Review

Adrienne O’Neil, BA(Psych/Soc)(Hons), PhD,corresponding author Shae E. Quirk, BAppSci(Psych), GradDipPsych, Siobhan Housden, MA (Hons), Sharon L. Brennan, BA(Hons), PhD, GCALL, Lana J. Williams, BPsych, GradDipAppPsych, PhD, Assoc MAPS, Julie A. Pasco, BSc(Hons), Dip Ed, PhD, MEpi, Michael Berk, MBBCh, PhD, and Felice N. Jacka, PgDipSci, PhD

·         Mediterranean dietary pattern and depression: the PREDIMED randomized trial









1 Ekim 2019 Salı

Kan Şekeri Düzeyleri Vücudu Nasıl Etkiler?


11-      Yüksek olduğunda sık tuvalete gitme problemi yaratır; Öncelikle böbrekleriniz vücudunuzdaki bu fazla şekeri proses etmek için daha çok zorlanarak çalışmak zorunda kalacak ve vücuttaki suyla birlikte bu fazla şekeri vücuttan atmak isteyecektir. Dolayısıyla daha çok ve sık tuvalete gitme ihtiyacı duyarsınız.
22-      Yüksek olduğunda susatır; Aynı şekilde vücut bu fazla şekeri dışarı atmak için dokulardaki suyu kullanacaktır. Vücut suya enerji üretmek, besinleri transfer etmek, atıkların atılmasını sağlamak için ihtiyaç duyduğundan beyine giden sinyaller size daha fazla su iç der. Yani normalden daha fazla su içme ihtiyacı içinde olursunuz.
33-      Yüksek olduğunda ağız Kuruluğu Yapar; Yine aynı şekilde vücuttaki suyun tamamı fazla şekerin atılımı için kullanılmaya çalışıldığından ağız bölgesindeki su da azalır. Daha az tükrük salgılarsınız ve kanınızdaki şeker sizi daha enfeksiyona yatkın hale getirir. Diş etlerinizde şişmeler, dilinizde ve yanaklarınızın içinde beyaz lekeler oluşabilir (pamukçuk). Daha fazla su içmek ve şekersiz sakız çiğnemek kesinlikle yardımcı olacaktır.
44-      Yüksek olduğunda cilt problemlerine neden olur; Unutmayın aslında yukarıda saydıklarımızla benzer şekilde, vücut ekstra şekerden kurtulmak için vücudunuzdaki tüm suyu kullanacağından özellikle bacaklar, dirsekler, ayaklarınızda ve ellerinizde aşırı kuruluklar, çatlamalar oluşabilir. Zamanla bu yüksek glikoz seviyeleri sinirlerde de zararlara neden olabilir.  Buna diyabetik nöropati denir. Vücudunuzda meydana gelen kesik, yara veya enfeksiyonları hissetmenizi zorlaştırır bu durum.







15-      Yüksek olduğunda görme sorunlarına yol açar; Vücut göz merceklerindeki suyu da çekmeye başlarsa o zaman görme problemleri de oluşmaya başlar.Ne yazık ki kandaki çok yüksek glikoz oranları retinaya da zarar verebilir ve görme kaybı bile yaşayabilirsiniz.
26-      Yüksek olduğunda yorgunluk yapar; Tip2 diyabetiniz varsa ve kan şekeriniz çok sıklıkla yükseliyorsa hücrelere enerji taşınmasına yardım eden insüline karşı hassasiyetiniz azalır. Bu da yakıt eksikliği olacağından sizi yorgun düşürür. Aynı Tip1 diyabet hastalarının yaşadığı yorgunluğu yaşarsınız. Çünkü vücudunuz ihtiyacı olan insülini yapamaz hale gelmiştir.
37-      Düşük olduğunda yorgunluk yapar; Diyabet hastalarında insülin takviyesi yüksek olan kan şekerini düşürmenin yoludur. Ancak çok fazla alınırsa bu sefer de glikoz çok hızlı bir şekilde vücuttan atılacağından, vücut yerine koyacak bir şey bulamaz. Bu da sizi yine yorgun yapacaktır.
48-      Yüksek olduğunda sindirim problemleri olur; Uzun süreler boyunca yüksek kan şekeri olduğunda yiyeceklerin mide ve bağırsaklardan geçişine yardım eden vagus siniriniz zarar görebilir. Kilo verebilirsiniz çünkü açlık hissetmezsiniz. Aynı zamanda asit reflü, mide krampları, kusma veya kabızlık gibi sorunlara da neden olabilir.
59-      Düşük olduğunda kalp atışlarınız garipleşir; Kan şekerinizin yükselmesini sağlayan hormonlar kan şekeri çok düşük olduğunda kalp atış hızında uyumsuzluklara neden olur. Buna aritmi denir. Glikozdaki bu şekildeki düşüş en çok diyabet tedavisinde kullanılan ilaçların bir yan etkisi olarak ortaya çıkar.
610-      Düşük olduğunda ellerde titremeye neden olur; Düşük glikoz seviyeleri merkezi sinir sisteminin düzenini bozabilir, ki bu hareketlerinizi kontrol eden merkezdir. Bu gerçekleştiğinde vücudunuz adrenalin hormonu gibi bazı hormonları salgılayarak merkezi sinir sistemini normal düzenine ger döndürmeye çalışır. Ancak bu gibi salgılanan maddeler aynı zamanda ellerde veya diğer uvzuvlarda titremeye neden olabilir.
711-      Düşük olduğunda terlemeye neden olur; Kan şekeri çok düşük olduğunda benzeri şekilde hormonlarınız onu yükseltmek için çok çalışacağından terlemeye neden olur. Glikoz seviyeleri düşer düşmez ilk vücuttaki değişiklik genellikle terleme olur.Doktorunuz egzersiz, yeme alışkanlığı ve diğer tedavilerle bu durumu kontrol altına alacaktır.
812-      Düşük olduğunda açlığa neden olur; Hemen yemek yedikten sonra bile oluşan ani açlık krizleri, vücudunuzun gıdalardan doğru bir şekilde kan şekeri dönüşümü yapamadığının bir göstergesidir. Kimi hastalıklar veya ilaçlar da yan etki olarak buna sebeb olabilir. Her zaman doktorunuza bu konuyu danışmakta fayda var.
913-      Düşük olduğunda baş dönmesine neden olur; Beyin hücreleri çalışması için gerekli enerjiyi bulamadığında yorgun hisseder ve baş dönmesi ve hatta baş ağrısına neden olabilir.

Sağlıklı beslenmeyi bir alışkanlık haline getirdiğiniz normal seviyelerini koruyabildiğiniz sağlık ve mutluluk dolu günler dileklerimizle.


12 Eylül 2019 Perşembe

VÜCUTTAKİ ENFLAMASYONLA MÜCADELE ETMENİZİ KOLAYLAŞTIRAN YİYECEKLER

Doktorlar vücuttaki iltihabı veya tıbbi terimle enflamasyonu azaltmanın en iyi yollarından birinin ecza dolabı değil, buzdolabı olduğundan artık neredeyse eminler. Doğru beslenerek ve özel doğru gıdalarla vücuttaki enflamasyonunuza savaş açabilirsiniz.

Bağışıklık sistemi, vücuda yabancı olan herhangi bir şey girdiğinde (bunlar; polenler, istilacı mikroplar, kimyasal maddeler, alerjenler vb olabilir) hemen aktive olur. Bu aktivasyon genellikle enflamasyon sürecini de tetikler. Aslında enflamasyon vücudunuzu saldıralara karşı koruyan bir sağlık bekçisidir.

Ancak, ne yazık ki, kimi durumlarda vücut yabancı maddelerle istila edilmediği durumlarda bile enflamasyonun devam ettiği görünür. İşte bu durumlarda enflamasyon vücudunuzun ve sağlığınızın düşmanı konumuna düşer ve uzun vadede kanser, kalp hastalıkları, diyabet, artritler, depresyon ve alzaymır gibi birçok kronik önemli rahatsızlığın ana nedeni olabilir.

Harward Halk Sağlığı Bölümünde “Beslenme ve Epidemiyoloji” Profesorü olan Dr. Frank Hu; “Birçok deneysel çalışma göstermiştir ki kimi yiyecek ve içecekler anti-enflatuar etkilere sahiptir” diyor. Yani aslında enflamasyonla mücadele için en güçlü araçları eczanelerde değil, gıda pazarları ve marketlerin meyve sebze, yiyecek bölümlerinde aramalıyız.






Doğru anti-enflamatuar yiyecekleri seçerek vücudunuzdaki enflamasyonun oluşmasına engel olabileceğiniz gibi, oluşmuş enflamasyonu da azaltabilirsiniz. Yanlış besleniyorsanız da, tam tersi geçerlidir; yani vücudunuzdaki iltihabı sürekli arttırıyor olabilirsiniz.

Öncelikle vücutta enflamasyonu arttıran yiyecekler nelerdir ona bakalım;
-          Beyaz ekmek ve hamur işleri gibi rafine karbonhidratlar
-          Her türlü hazır bisküvi, kek vb paketli gıdalar
-          Patates kızartması ve kızarmış gıdalar
-          Şekerli gazlı veya değil her türlü içecek.
-          Kırmızı etin fazla tüketim, ( özellikle kebab, hamburger vs) ve işlenmiş et ürünleri (sosis, salam vb)
-          Margarin ve her türlü benzeri doymuş yağ.

Dikkat ederseniz aslında yukarıda belirtilen bu gıdalar kalp hastaları veya diyabet hastalarına verilen diyetlerdeki gıdalarla hemen hemen aynı. Aslında Prof. Hu bu konunun hiç şaşırtıcı olmadığını ve aslında vücutta enflamasyon gelişimini tetikleyen gıdaların çoğunun diyabet veya kalp hastalıklarını tetikleyen gıdalarla aynı olduğunu söylüyor.

Aynı zamanda bu sağlıksız gıdalar vücut enflamasyonu için bir risk faktörü olan “kilo almaya” da neden oluyorlar. Ancak burada dikkat edilmesi gereken konu, sadece kilo almanın vücut enflamasyonu göstergesi olmadığı. Zayıf bireylerde de yanlış beslenme kaynaklı enflamasyon olabileceğidir. Kimi gıdalar veya gıda bileşenleri yüksek kalori miktarlarında tüketmekten bağımsız olarak bir enflamasyon yapabilir vücutta.

Peki anti-enflatuar yiyecekler nelerdir? Hemen ilk akla gelenleri şu şekilde sayabiliriz;
-          Domates
-          Zeytin yağı
-          Ispanak, lahana, roka, pazı gibi yeşil yapraklı sebzeler
-          Badem, ceviz, fındık gibi yemişler
-          Somon, uskumru, ton balığı, sardalya gibi yağlı balıklar
-          Çilek, kiraz, elma, yaban mersini, portakal gibi meyveler
Enflamasyonu azaltan bu gıdaların ortak özelliği doğal antioksidanlar ve polifenoller bakımından yüksek içerikli olmaları. Kuru yemişler ve kahve de polifenoller ve diğer anti-enflamatuar bileşikler içerdiklerinden vücutta enflamasyona karşı genel bir koruma sağlıyorlar. Kahve ile ilgili dikkat edilmesi gereken konu, kahve insülin direnci ve diyabet problemi yaşamayanlar için anti-enflamatuar özellikte olmasına rağmen, insülin direnci ve diyabet hastaları tarafından kesinlikle tüketilmemesi gerektiğidir. Bu çok yeni bir bilgi olup, son birkaç senedir bu konuyla ilgili pek çok ispatlanmış çalışma mevcuttur.

Enflamasyonu önlemek veya azaltmak için mutlaka meyve, sebze, kuruyemiş ve tam tahıl ağırlıklı, balık ve sağlıklı yağların içinde olduğu Akdeniz tipi bir beslenme programını takip etmelisiniz.

Prof. Hu şunu da ekliyor; “Sağlıklı bir diyet sadece kronik hastalıklara yakalanma riskinizi azaltmaz ve vücuttaki enflamasyonla savaşmaz. Aynı zamanda sağlıklı bir ruh halini, duygu durumunu da destekler. Yaşam kalitenizi arttırır.”

Aslında biliyorsunuz uzun süredir Mora blog sayfalarımızda sağlıklı beslenmenin duygu, zihin ve fiziksel beden sağlığı açısından ne kadar önemli olduğuna tekrar tekrar vurgu yapıyoruz. Bizim kilo kontrolü, diyabet, insülin direnci ve bağırsak hastalıklarında kullandığımız tüm diyet protokolleri de yukarıda anlatılan anti-enflamatuar diyet protokolleri gibi. Bir taraftan da Mora Terapi doktor ve uzman pratisyenlerinin öncelikli amaçlarının başında hastanın beslenme ve yaşam alışkanlıklarını değiştirmek geliyor. Hastalığı iyileştirmek yetmez, aynı zamanda iyileşmenin uzun vadeli ve geri dönüşümsüz olmasını hedefliyoruz.

Keyifli, sağlık ve mutluluk dolu günler diliyoruz.







3 Eylül 2019 Salı

BEYİN BAĞIRSAK BAĞLANTISI, NEDEN BÜTÜNSEL&TAMAMLAYICI TEDAVİLERİN SİNDİRİM RAHATSIZLIKLARINI HAFİFLETTİĞİNİ AÇIKLIYOR


Gözünüzde beyinden bağırsaklara, bağırsaklardan da beyne giden bir ok olduğunu canlandırın. Evet çünkü aynı bu şekilde.

20. Yüzyıl boyunca tıp bilimi, vücudun farklı sistemlerini, onları daha iyi anlamak adına, bölümlere ayırmakta çok başarılı oldu. Ancak, bugün anlıyoruz ki, kimi bölümleri birbirlerinden izole etmek, o bölümlerin tek başlarına çalışma sistematiğini anlamak açısından yeterli değil. Beyin-bağırsak bağlantısı da izole edilmemesi gereken bölümlere verilecek güzel bir örnek olarak başı çekiyor.

Öncelikle beyin-bağırsak bağlantısının anatomisi nedir oradan başlayalım; Beyin ve bağırsak arasındaki ilişki tam olarak nasıldır?

Beyin, sindirim veya gastrointestinal sisteme “sempatik(kaç&savaş) sinir sistemi” ve “parasempatik(dinlen&sindir) sinir sistemi” vasıtasıyla sinyaller gönderir. Bu gelen sinyallerin dengesi hangi gıdaların sindirim sistemine hangi hızda alınacaklarını, besinlerin emilimini, mide özsuyunun salgılanmasını ve sindirim sistemindeki enflamasyon oranını etkiler.






Sindirim sistemi ayrıca kendi sinir sistemine, içinde ve çevresinde bulunan yaklaşık 100 milyona yakın enterik sinir sistemine de sahiptir. Enterik sinir sitemi sempatik ve parasempatik sistemden gelen sinyalleri alır ancak bunlardan bağımsız olarak da ayrıca fonksiyon gösterir.

Enterik sinir sitemi bir taraftan milyonlarca bağışıklık (immun) hücresiyle birbirine bağlıdır. Bu hücrelerin sindirim sistemi üzerinde araştırma yapıp bilgileri beyne iletme görevleri vardır; mide şişkin mi?, gastrointestinal kanalda bir kanama var mı? ya da kan akışı yetersiz mi? vs. Yani Beyin birden fazla yolla gastrointestinal sistemle iletişim halindedir.

Peki stres ve olumsuz duyguların bağırsaklar üzerindeki etkileri nelerdir?

Öncelikle bilmeliyiz ki, yukarıda anlattığımız beyin-bağırsak bağlantısı nedeniyle stres, endişe, üzüntü, depresyon, korku, öfke gibi çeşitli olumsuz duygular gastrointestinal sistemimizi etkileyebilir. Gastrointestinal kanalın hareketlerini hızlandırabilir veya yavaşlatabilir, sindirim sisteminde şişkinliğe veya ağrıya duyarlı hale gelmesine neden olabilir. Bakterilerin bağırsak zarından kolayca geçmelerini sağlayarak immun sistemi aktive edebilir, bağırsaklardaki enflamasyonu arttırabilir veya ve hatta bağırsak mikrobiyotasını değiştirebilir. Bunların tamamını yapacak şekilde tetikleyici rol oynayabilir. Bu nedenle stres ve benzeri olumsuz duygular enflatuar bağırsak hastalığı ( Crohn hastalığı ve ülseratif kolit), huzursuz bağırsak sendromu, gastroözofageal reflü (GÖRH), besin alerjileri ve intoleransları gibi çeşitli gastrointestinal hastalıkların oluşmasına neden olabilir veya var olanları kötüleştirebilir.

Ayrıca gastrointestinal sistemdeki negatif değişiklikler beyne geri bildirim vererek, beyin ve gastrointestinal sistem arasında kısır bir döngünün oluşmasına da neden olur. Yeni yapılan çalışmaların gösterdiği üzere, bağırsak enflamasyonunun çokluğu veya sindirim sistemindeki mikrobiyotanın değişmesi yorgunluk, depresyon ve kardiyovasküler hastalıkların oluşumlarına büyük oranlarda katkı sağlayabiliyor.

Peki Zihin-beden bütünlüğünü baz alan tamamlatıcı yöntemlerin gastrointestinal hastalıklardaki etkisi nedir?

Güçlü bir beyin bağırsak bağlantısının varlığı göz önüne alındığında, stres ve olumsuz duyguları azaltan veya ortadan kaldıran tüm tamamlayıcı terapilerin (meditasyon, yoga, hipnoterapi, nefes egzersizleri, homeopatik veya elektrohomeopatik duygu durum ilaç tedavileri vb), gastrointestinal semptomların iyileşmesine yardımcı olduklarını öğrenmek şaşırtıcı olmamalı. Tüm bu tedavi ve terapiler sempatik sinir sistemini bastırıp, parasempatik sinir sistemini yükselterek vücudun stres tepkilerini ve enflamasyonu azaltırlar.

Diğer bütünsel-bütüncül yaklaşımlar nelerdir?

Öğrendik ki, kimi yiyecekler hassas kişilerin bağırsaklarında bazı reaksiyonları tetikleyebilmekte. Bu tür durumlarda özel diyetler kullanmak kesinlikle semptonların azalması için çok önemli. Örneğin düşük asitli gıdalarla beslenmek, fermente edilmiş gıdaların beslenmeden çıkarılması vb. Beslenme şeklinin bağırsak mikrobiyatası üzerinde inanılmaz büyük etkisi var. Sebze ağırlıklı, karbonhidrat oranı düşük, az kırmızı et tüketiminin yapıldığı veya beyaz et, balık ve deniz mahsullerinin tercih edildiği diyetler daha sağlıklı bir bağırsak mikrobiyatasının oluşmasını sağlıyor. Ve bu ve benzeri beslenme değişiklikleri de bağırsak enflamasyonlarında azalmaya ve depresyon, yorgunluk ve kardiyovasküler hastalıklara yakalanma risklerinde düşüşe yol açıyor.

Her ne kadar her kişinin durumu kendine özelse de, ben tamamlayıcı&bütünsel tedavilerin gastrointestinal semptomlarını azaltmak üzere sağlıklı bağırsaklar ve sağlıklı bir zihin için harika birer yardımcılar olduğuna inanıyorum.

Kaynak: Dr. Michelle Dossett, PhD, MPH, Harward Health, 11 Nisan 2019 tarihli Makalesi





22 Şubat 2019 Cuma

KRONİK İNFLAMASYON (ENFLAMASYON)


İnflamasyon (Enflamasyon), daha sık duyduğumuz adıyla yangı veya iltihap, vücudun zararlı bir etkeni durdurmak için verdiği doğal bir cevaptır. Bileğimiz burkulduğunda, elimiz yandığında ya da bir yerimiz kesildiğinde ağrı, sıcaklık hissi, kızarma ve şişme gibi akut (kısa süreli) inflamasyon belirtileri vücudumuzun başlattığı reaksiyonun göstergeleridir.

İnflamasyon aslında vücudun hasar gören bir bölgesinde enfeksiyonu önlemek, doku onarımını başlatmak gibi nedenlerle başlattığı bir süreçtir. Bu gibi akut durumlarla ilişkili inflamasyon aslında hayatımızı kurtaran bir tepkidir. Beyaz kan hücreleri hasarlı bölgeye gelerek ve orada hızla çoğalabilecek ölümcül bakteriler gibi yabancı etkenlerin ortadan kaldırılmasını sağlamaktadırlar.

Akut inflamasyon vücudun savunma sisteminin enfeksiyon oluşumunu engelleyebilmesi için geliştirdiği bir korunma mekanizmasıdır. Ancak vücuttaki inflamasyon durumu kronik hal aldığında sağlık açısından tehdit oluşturmaya başlamaktadır.



Kronik düşük dereceli bakteriyel, viral ve mantar enfeksiyonlar, kronik düşük düzeyde gıda alerjileri veya gıda intoleransları, fiziksel veya duygusal stresin kortizol seviyelerini yükseltmesi, çevreden toksisite (metaller ve su, hava ve diğer kirler), diyetle gelen toksisite (çok fazla yağ, şeker, protein, alkol) vücutta uzun süreli (kronik) inflamasyona neden olmaktadır. Vücut sürekli olarak savaşacak bir şey olduğunu düşünmekte, sürekli olarak savunma hücreleri ve savunma maddelerini kullanmaktadır.

Kronik inflamasyon genellikle sessizdir ve kızarıklık, ağrı, ödem gibi gözle görülür herhangi bir belirti vermeden de ilerlemektedir. Ancak, uzun süreli yorgunluk ve bitkinlik hali, deride gözlemlenen sebepsiz kızarıklıklar veya kaşıntılar, yeni gelişen alerjiler veya sindirim problemleri kronik inflamasyon belirtisi olabilmektedir.

Bu gibi durumlar da risk faktörleri incelenebilmektedir. Aşırı kilo ve obezite, insülin direncinin varlığı, kan kolesterol seviyelerinin yüksek seyretmesi, ileri yaş, alkol-sigara gibi bağımlılıklar ve kötü beslenme alışkanlıkları kronik inflamasyona sebep olabilecek en büyük etkenlerdendir.

Akut inflamasyonun kısa vadede hayat kurtarıcı özelliğine karşılık bu olay süreklilik kazandığında yani kronik duruma geldiğinde uzun vadede pek çok soruna yol açabilmektedir. İnflamasyon süreci sistemik bir hâl aldığında, aylarca ve yıllarca devam ettiğinde beyaz kan hücrelerinin kimyasal silahları, bu defa kronik hastalıkları tetikleyebilmektedir. Bu hastalıklara damar sertliği, kalp hastalıkları, kanser, artrit (eklem iltihabı), metabolik sendrom, yüksek tansiyon, Parkinson, Alzheimer hastalığı, astım, iltihaplı bağırsak hastalığı ve diyabet örnek olarak verilebilmektedir. Belirtilen hastalıkların çoğu obezite ile bağlantılıdır. Fazla kilo ve yağlanma ile birlikte kronik sistemik inflamasyon artmakta, kronik hastalıkların pek çoğuna zemin hazırlamaktadır. Bu süreç aynı zamanda cilt kırışıklıkları dahil dokuların hızla yaşlanmasına neden olmaktadır. Aynı zamanda sürekli tetikte olan bağışıklık sistemi zaman içerisinde hem güç kaybettiğinden vücudun dış saldırılara karşı savunması zayıflamakta hem de bağışıklık hücreleri kimi zaman vücudun kendi yapılarını düşman unsurlar gibi algılayarak otoimmün hastalıklar dediğimiz bazı tiroid hastalıkları (Hashimoto), bağırsak iltihabı, multipl skleroz, bazı eklem romatizmaları gibi kronik bozukluklara neden olabilmektedir.

Kronik inflamasyonu engelleyebilmek adına yapılabilecek en temel şeylerden birisi tartışmasız sağlıklı beslenmektir. Sadece kilo vermek için değil kronik inflamasyondan da korunmak için rafine şeker, paketli ürünler, tatlandırıcılar, şekerli içecekler ve beyaz ekmek, pirinç ve diğer rafine edilmiş karbonhidrat grubu besinlerin beslenme planından çıkarılması gerekmektedir. Rafine edilmiş karbonhidratların tüketilmesi de inflamasyona, insülin direncine ve obeziteye neden olmaktadır.  Salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş etler, her türlü işlenmiş gıdalar inflamasyona sebep olmaktadır. Aynı zamanda trans yağ ve sağlıksız yağlardan zengin besinlerin aşırı tüketimi de bu konuda ciddi bir risk teşkil etmektedir.

Vücut yanlış beslenme sonucunda vücut inflamasyona açık hale gelmektedir. Bu durum bir enfeksiyon, sigara, alkol, stres, alerjiler, uykusuzluk, aşırı bedensel yorgunluk ve gıda duyarlılıkları gibi çevresel stresler ile birleştiğinde de inflamasyon kaçınılmaz hale gelmektedir.

Beslenme planınıza inflamasyonu engelleyebilecek, antioksidan bakımından zengin besinler eklemek doğru tercih olacaktır. Örneğin, pazı, brokoli, ıspanak, turp, zeytin yağı, yeşil çay, pancar, balık çeşitleri, zerdeçal, kırmızı meyveler, avokado gibi besinleri tercih edebilirsiniz.

Mora Terapi ile yapılan kilo terapilerinde amaç her zaman sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılarak ideal kiloya inebilmektir. Bu şekilde kronik enflamasyona sebep olabilecek birçok etken ortadan kaldırılabilmektedir. Aynı zamanda standart programların içerisinde olan inflamasyon terapileri ile vücutta var olan inflamasyona da müdahale edilebilmektedir.