22 Kasım 2020 Pazar

Işığın Gücü: Biyofotonlar ve Bionic 880!

Öncelikle Bionic 880’in cihaz isminin ne anlama geldiğini bilebilmek için öncelikle “biyofoton”u tanımalıyız. Çünkü cihaz isminin çıkış yolu, adından da anlaşıldığı üzere bu terimden doğuyor. Terimi biraz açacak olursak; 

Vücuttaki her hücrenin saniyede 100.000'den fazla ışık impulsu veya fotonu yayması bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Sadece insanlar değil, tüm canlılar tarafından yayılan bu ışık emisyonlarına biyofoton denir ve tüm biyokimyasal reaksiyonların ardındaki direksiyon mekanizması olduğu keşfedilmiştir.

Peki bu ışıklar nasıl bir tedavi yöntemine dönüşüyor, biyofoton tedavisi nedir?

İşte burada bilimin ve zekanın mükemmel bileşiminden bahsedebiliriz. Biyofoton teoirisi, Alman biyofizikçi Med. Dr.Fritz-Albert Popp’un biyofizik alanında çığır açmış bir çalışmasıdır. Quanten veya foton olarak adlandırılan ışık, Quanten teorisine göre ışık demetlerinden oluşur. Popp' a göre ışık cilt tarafından emilir ve vücuda dağılır. Popp' un çalışmasına göre her hücrenin diğer elementlerle ışın fotonlarının etkileşimi ile iletişime geçtiği tespit edilmiştir.

Aslında insanların genellikle bahar aylarında kendilerini daha mutlu hissetmeleri, güz ve kış mevsimlerinde ise kendilerini daha depresif ve karamsar hissetmelerinin doğrudan ışıkla bir ilgisi vardır. İnsan enerjisi için temel ihtiyaç ışık, aynı zamanda iyileştirici bir etkiye sahiptir. Işık sadece insanlar için değil tüm canlılar için hayati bir önem taşımaktadır. Işık olmadan canlılar yaşamsal faaliyetlerini yerine getirememektedir. Işığın insanlar için en faydalı özelliklerine antibakteriyel etki göstermesi, D vitamini deposu olması, dolaşım sistemi, beyin fonksiyonları ve ruh hali üzerindeki olumlu etkisi örnek olarak verilebilmektedir. Sabit olmayıp ortamsal faktörlere bağlı olarak şiddeti değişen ışık kişilerin ruh, zihin ve beden sağlığı dengesinde önemli bir faktördür. Işığın olmadığı ortamlarda nasıl ki olumsuz duygu durumu hakimse ışıktan yoksunluk kemik gelişimi gibi fizyolojik durumları da etkilemektedir.

Biyofoton tedavileri hangi alanlarda kullanılır?

Işık düzenlemesinin doğru gerçekleşmediği durumlarda, ışık kuantumuna bağlı metabolik süreçlerde bozulma meydana gelir ve bu da kronik hastalıklara ve hatta kansere yol açmaktadır. Işığın iyileştirici gücü olan biyofoton teknolojisi, kronik ve sistemik hastalıklarda bozulan hücresel fonksiyonların sağlıklı haline dönmesini sağlamaktadır. Vücutta herhangi bir yan etkiye yol açmayan biyofoton seansları; hormonların dengelenmesi, enfeksiyonlar, zayıflamış bağ dokusu, migren, egzama, sedef, boyun, sırt ve bel ağrıları, siyatik ağrıları, akne, çocuklarda dikkat dağınıklığı tedavileri, uyku ve sindirim sistemi bozukluklarının tedavilerinde olumlu sonuçlar vermektedir.


Bionic 880 nasıl çalışır?

Dünyadaki en gelişmiş ve güçlü foton terapi cihazlarından biri olan Bionic 880 üç akupunktur yolu üzerinden işlem yapar. Tedavide iğneler yerine yumuşak ışık kullanılır; bu yöntemin iğneli akupunktur ile aynı sonuçlara sahip olduğu ispatlanmıştır. Böylece mikrop transferi, organın delinmesi ve köklü iğneler gibi riskler ortadan kalkmaktadır.

Bionic 880, hormonların düzenlenmesi ve hücrelerin uyarımı için biyofotonların iyileştirici gücünden faydalanır. Yayınlanan biyofotonlar deri tarafından emilir, vücut içerisinde çoğalır ve düzensiz olarak yayılır. Farklı hormonları düzenlemek ve üretimini dengelemek için sinir sisteminden dallanarak omurilik yolu ile beyne ulaşır. Endorfin, seratonin, kortizon gibi birçok hormon bu yolla düzenleyebilmektedir. Yapılan klinik incelemelerde ışık terapisi ile böbrek üstü bezlerinden salgılanan DHEA ve kortizon seviyelerinde anlamlı değişiklikler olduğu gözlenmiştir.

Biyofoton terapilerinin uygulama alanlarına; anti aging uygulamaları, enfeksiyonlar, ağrılar, hormonel bozukluklar, migren, nevralji, osteoartrit, tendon rahatsızlıkları, topuk dikeni, spor yaralanmaları, egzamalar, iyileşmeyen yaralar, sedef hastalığı, zona, akne problemleri, bağ dokusu bozuklukları, fibromiyalji, duygu durum bozuklukları, otizim ve uyku problemleri örnek olarak verilebilmektedir. Biyofoton terapilerinin özellikle viral rahatsızlıkların ve lyme hastalığının tedavilerinde etkisi kanıtlanmıştır.

Bütünsel tıbbın Türkiye’deki lider firması Mora Terapi güvencesiyle hizmet veren Bionic 880, biyofoton teorisinin biyofiziksel terapide kullanılmasının bir ürünüdür. Bionic 880 ile biyofotonların canlandırıcı gücünü siz de mutlaka deneyin.

30 Ekim 2020 Cuma

Biorezonans ve Mora Terapi Nedir?

Modern tıpta müthiş gelişmeler yaşanıyor. Gün yok ki yeni bir ilaç veya yeni bir tedavi yöntemiyle ilgili haber duymayalım. Tüm bu tedavilerin mucize etkilerinden söz ediliyor, umutlarımız yeşertiliyor.

Ancak… Tüm bu gelişmelere rağmen modern tıbbın açmazı hala “TAM İYİLEŞME” sağlayan tedavi yöntemleri konusunda pek de başarılı olamaması. Yani pek çok kronik hastalık için uzun süreler, hatta muhtemelen yaşam boyu ilaç tedavisi kullanılması gerekiyor. Daha iyi, daha etkili de olsa ilaçlar hayatımızın başköşesindeki yerlerini korumaya devam ediyorlar.

Her madde, atomlarının elektron yapısından kaynaklanan ve o maddeye özel olan bir elektromanyetik ışınıma sahiptir. Bu elektromanyetik salınım (ya da foton ışınımı) şimdiye kadar deneysel amaçlı olarak kullanılmış olan hassas foton ölçüm aletleriyle ölçülebilir. Kuantum fiziğinden bildiğimiz gibi fotonlar aynı anda hem tanecik hem de dalga-frekans yapısındadır. Şu andaki çalışmalar her maddenin yaydığı kendine özel frekans paternini tek tek ayırabilecek teknolojiye doğru ilerlemektedir. Ancak teknoloji halen, maddelerin biofoton yayılımlarını ya da frekans paternlerini inceleyebilecek ve birbirinden ayırabilecek seviyede değildir.

Biofotonlar...

Biofotonlar canlı dokulardan yayılan elektromanyetik ışınımlara verilen isimdir. Biofotonlarla ilgili olarak öncelikle Prof. Popp ve ekibinin yaptıkları tüm dünyada yankı uyandırmakta ve biofoton çalışmalarına yön vermektedir. Biofotonlar konusunda şu anda dünya üzerinde çok sayıda ve çok merkezli çalışma yürütülüyor ve şimdiye dek bulunanlar sadece sağlık alanında değil diğer birçok alanda farklı bir gelecek vaat ediyor.


Peki ya biorezonans?

Morell tipi biorezonans temelde akupunktur konusunda çalışmalarıyla bilinen Dr. Voll’ün (ve çağdaşı Dr. Rhayadaku’nun) 1960’lı yıllardaki elektroakupunktur ölçümleri sırasında yapılan gözlemlerinin homeopati kurallarıyla birleştirilmesini temel alır. Akupunktur noktalarının elektriksel direnç ölçümlerinin test edilmesi elektro-akupunktur olarak bilinir. Biorezonans elektroakupunktur testleri sırasında kullanılan elektriksel devre içine homeopatik ilaçların sokulmasının akupunktur noktasından alınan elektriksel direnç ölçümünü değiştirdiği gözlemine dayanır.

Zaman içinde maddelerin frekans paternleri ile vücudun frekans paternini karşılaştıran ve eşleşmelere bakarak vücudun yaşamsal özellikleri ya da organların durumu ya da gıda intoleransı olup olmadığı ile ilgili testler yapan cihazlar çıkmış olsa da bu cihazlar burada bahsedilen MORELL tipi biorezonans kavramı ile alakalı değildir. Maddelerin frekans paternlerini görmek, ölçmek mümkün olmadığı için bu frekans paternlerini vücut frekans paterni içinde aramak ve eşleşme yapmak da tabii ki mümkün değildir. Morell tipi biorezonans kavramında tedavinin vücut üzerine etkilerini ya da verilen frekansın vücutla rezonansa girip girmediğini vücut üzerinde yapılacak akupunktur ölçümleri ile ya da bazı bioenerjetik tekniklerle gözlemek mümkündür ancak bu gözlemler test-ölçüm olarak algılanmamalıdır. Bu ölçümler cihaz tarafından yapılmaz, tecrübeli bir terapist tarafından algılanabilir ancak bunlar bildiğimiz anlamda testler olarak sunulmamalıdır.

 

Genel tanım olarak biorezonans, hastalıkları ortaya çıkaran vücudumuza zararlı etkenlerin ortadan kaldırılmasını sağlayan bir tamamlayıcı tıp metodu. Biyofiziksel bir tedavi yöntemi olduğu için de eğitimli doktorların elinde yan etkisi olmayan bir yöntem.


Mora Terapi nedir?

MORA ismi bu tekniğinin yaratıcısı Dr. Franz MOrell ve Eric RAsche'nin soyadlarının baş harflerinin birleşimidir. Dr. Morell, yetmişli yılların ortalarında damadı Elektronik Mühendisi Eric Rasche ile birlikte, vücudun kendi rezonanslarını (salınımlarını) kaydedebilen, analiz edebilen, düzeltebilen ve ardından düzenlenmiş salınımları insan vücuduna geri verebilen bir cihaz geliştirdi. Bu, klasik Biorezonans metodunun doğuşuydu. Özellikle Almanya ve Avrupa ülkelerinde biorezonans metodu olarak adlandırılan tamamlayıcı – integratif tıp akımının başlamasına neden oldu. 44 yıldır, bilimsel çalışmalarla da desteklenen Morell-Rasche yöntemi yıllar içinde terapi etkinliği ve başarısı nedeniyle tüm dünyada yaygın bir şekilde kullanılan bir yöntem haline gelmiştir. Bu nedenledir ki pek çok farklı yöntem ve cihaz da biorezonans isminin saygınlığı dolayısıyla aynı işlevleri yapmamasına rağmen bu ismi kullanmaktadır. İsim benzerliklerinin yanıltıcı olmaması adına ve MORA cihazıyla yapılan uygulamaların kendine has etkinliğinden dolayı bu sitede bahsedilen yöntem MORA Terapi olarak anılmaktadır.

MORA-Terapi Kısaca…

1) Maddenin çevresinde oluşan elektromanyetik alandaki frekansların tedavi amacıyla kullanılmasıdır

2) Vücudun kendisinden alınan elektromanyetik frekansların tedavi amacıyla kullanılmasıdır.

Mora Terapi ile destek verilebilen hastalıklardan bazıları;

·         Bağımlılıklar (Sigara bağımlılığı, Alkol Bağımlılığı, Gıda bağımlılığı)

·         Genel sağlığın desteklenmesi

·         Kronik hastalıklarda destek (Kronik Sistit)

·         Kronik yorgunluk sendromu

·         Fibromiyaljililer

·         Ameliyat sonrası iyileşmenin hızlandırılması

·         Romatizma ve diğer ağrılar

·         Alerjiler ve Alerji kökenli sağlık problemleri (Egzama hastalığı , sedef hastalığı, alerjik rinit , sinizüt, alerjik astım, gıda alerjileri, solunum yolu alerjileri)

·         Detox – Vücudun toksinlerden temizlenmesi

·         Bağışıklığı güçlendirme

·         Obezite – zayıflama

·         Karaciğer problemleri

·         Mide – Bağırsak sistemi

·         Ruhsal Problemler

Mora Terapi ve Mora Tükiye hakkında detaylı bilgiye ulaşmak ve biorezonans teknolojisiyle tanışmak için bize web sitemiz ve telefon numaramızdan ulaşabilirsiniz. 😊




16 Ekim 2020 Cuma

MUTLULUK KİMYASALLARINI GÜNLÜK DOZLARDA NASIL ALIRSINIZ?

DOPAMİN

Motivasyonu, öğrenmeyi ve zevk duygusunu güçlendirir. Size hedefleri, arzuları ve ihtiyaçları gerçekleştirme kararlılığı verir.

Eksikliğinde neler olur?

Erteleme, kendine güven ve saygının azalması, motivasyon eksikliği, düşük enerji veya yorgunluk, odaklanamama, endişeli hissetme, umutsuz hissetme, sık ruh hali değişimleri.

Dopamini nasıl yükseltirsiniz?

Meditasyon yapın, günlük yapılacaklar listesi ile işlerinizi takip edin, uzun vadeli hedefleriniz olsun, L-Tirozin bakımından zengin yiyecekler tüketin (yumurta, baklagiller, balık, tam tahıllı gıdalar vb), düzenli egzersiz yapın, yaratıcılığınızı ortaya çıkaracak bir şeyler yapın; yazı yazmak, müzik veya sanat gibi…

OKSİTOSİN

Güven hissetmenizi sağlar, ilişkiler kurmayı ve onları sürdürmenizi sağlar. Aşk hormonu olarak da adlandırılır. İlişkilerinizde bağlanmada rol oynar.

Eksikliğinde neler olur?

Yalnızlık hissi, stresli olma, motivasyon eksikliği, düşük enerji veya yorgunluk, ilişkilerde bozulma, endişeli hissetme, uykusuzluk...

Oksitosini nasıl yükseltirsiniz?

Fiziksel dokunuşla (kucaklaşma vs), sosyalleşerek, masaj yaptırın, akupunktur veya akupunktur benzeri uygulamalar, müzik dinleyin, egzersiz yapın, soğuk duş alın, meditasyon yapın.

SERATONİN

Akranlar, arkadaşlarınız veya çevrenizde öneminizi hissedersiniz. Çevrenizdeki insanlarla birlikteyken kendinizi olduğunuz gibi sakince kabul etmenizi sağlar.

Eksikliğinde neler olur?

Kendine saygıda azalma, aşırı duyarlılık, anksiyete / panik ataklar, duygu durum dalgalanmaları, umutsuz hissetme, sosyal fobi, takıntı, uykusuzluk.

Seratonini nasıl yükseltirsiniz?

Egzersiz yaparak, soğuk duş alın, güneş ışığına daha çok çıkın, masaj yaptırın.


ENDORFİN

Fiziksel acıyı hafifletir. Coşku hali yaratır ve böylelikle anksiyete, depresyon, stres ve ağrı tepkilerini hafifletir.

Eksikliğinde neler olur?

Anksiyete, depresyon, ağrı ve acı çekme, sık ruh hali değişimleri, uykusuzluk, dürtüsel davranışlar ortaya çıkar.

Endorfini nasıl yükseltirsiniz?

Kahkaha atmak, ağlamak iyi gelecektir (duygu boşalımı), müzik dinleyin, sanat, şiir gibi ruhunuzu iyileştiren şeyler yapın, bitter çikolata ve baharatlı yemekler tüketin, egzersiz yapın, esneme hareketleri yapın, masaj yaptırın, meditasyon yapın.

Mora Terapinin Hormon dengeleme ve aktivasyon programları da tüm vücudunuzdaki hormonal salınımlarınızın dengesi için ayrıca mükemmeldir. Denemeyi sakın ihmal etmeyin. Mora Renk ve Bach Çiçekleri programlarımız da duygu durumunuz konusunda hızlı düzelmelere neden olur.

Sağlık dolu günler dileklerimizle.

 

 

9 Ekim 2020 Cuma

Müzik Gerçekten Ruhun Gıdası Mı?

Rahatlıkla neredeyse tüm insanlığın ortak kümesinin müzik olduğunu söyleyebiliriz öyle değil mi? Ya da sesler. Farklı türler, farklı yansımalar, farklı enstrümanlar sevebiliriz; ama bir şekilde müziği duyar, ona tepki veririz. Bu tepki, biz mutluyken de cereyan edebilir hüzünlüyken de. Belki de müziğin en güzel yanı da budur.

Müzik dinlemek eğlenceli olabilir, ancak sizi daha sağlıklı hale getirebilir mi? Müzik bir zevk ve memnuniyet kaynağı olabilir, ancak araştırmalar ayrıca birçok farklı psikolojik faydası olduğunu da göstermiştir. Müziğin faydaları neler bir bakalım. Müziğin düşüncelerinizi, duygularınızı ve davranışlarınızı etkileyebileceği düşüncesi, muhtemelen bir sürpriz gibi gelmeyecektir kulağa. En sevdiğiniz, tempolu rock eserini dinlerken havalara uçuyor ya da şahane bir canlı performans eşliğinde gözyaşlarını tutamıyorsanız, müziğin gücünü kolayca anlar, hissedebilirsiniz.

Müziğin psikolojik etkileri, tahmin edebileceğinizden çok daha güçlü ve geniş kapsamlı olabilir. Müzik terapisi, bazen duygusal sağlığı desteklemek, hastaların stresle başa çıkmasına yardımcı olmak ve psikolojik iyileşmeyi desteklemek için kullanılan bir girişimdir. Hatta bazı durumlar, müzikteki zevkinizin kişiliğinizin farklı yönlerini kavramasını sağlayabilir.

Müzik zihni rahatlatabilir, vücuda enerji verebilir ve hatta insanların acıyı daha iyi yönetmesine yardımcı olabilir.

Peki müzik başka ne gibi faydalar sağlayabilir?


1- Müzik, Bilişsel Performansınızı Geliştirebilir

Araştırmalar, fonda çalan müziğin, başka bir aktiviteye odaklanan bireylerde bilişsel görevler üzerindeki performansı geliştirebileceğini ileri sürmektedir. Spesifik olarak bir çalışma, ‘iyimser’ müziğin, beyindeki işlem hızında gelişmelere yol açtığını bulmuştur.

Çalışırken zihinsel performansınızda bir artış arıyorsanız, arka planda müzik çalmasını ihmal etmeyin. Karmaşık şarkı sözleri barındıran eserler yerine enstrümantal parçaları seçin.

2- Müzik Stresi Azaltabilir

Müziğin stresi azaltmaya veya yönetmeye yardımcı olabileceği uzun zamandır biliniyor. Zihni rahatlatmak ve için ortaya çıkarılan meditatif müzik merkezli kır evi endüstrisini düşünün. Neyse ki bu, araştırmalar tarafından desteklenen bir trend. Müzik dinlemek stresle baş etmenin etkili bir yolu olabilir.

Sonuçlar müzik dinlemenin insan stresine, özellikle de otonom sinir sistemine etki ettiğini ortaya koydu. Müzik dinleyenler, yaşanan bir stresin ardından daha hızlı iyileşme eğilimindeydi.

3- Müzik, Beslenme Alışkanlıklarınızı Değiştirebilir

Müziğin en şaşırtıcı psikolojik faydalarından biri, yararlı bir kilo verme aracı olabileceğidir. Kilo vermeye çalışıyorsanız, hafif müzik dinlemek ve ışıkları kısmak, hedeflerinize ulaşmanıza yardımcı olabilir.

Akşam yemeği yerken, evde hafif müzik çalarak bunu uygulamaya koyabilirsiniz. Rahatlatıcı bir ortam yaratarak, yavaş yavaş yemek yiyebilir ve bu nedenle daha doymuş hissedebilirsiniz.

4- Müzik, Hafızanızı Güçlendirebilir

Öğrencilerin çoğu, ders çalışırken müzik dinlemekten keyif alıyor. Peki bu harika bir fikir mi? Bazıları en sevdikleri müziği dinledikçe hafızalarını geliştirirken, diğerleri de müziğin hoş bir dikkat aracı olduğunu düşünüyor.

Bir araştırma, öğrencilerin hafif müzik dinlediklerinde, öğrenme testlerinde daha iyi performans gösterme eğiliminde olduklarını, muhtemelen bu tür müziklerin daha az dikkat dağıtıcı olduğunu ortaya koyuyor. Bir başka çalışma ise, yeni bir dil öğrenen katılımcıların, uygun müzik türü eşliğinde yeni kelimeleri ve sözcük öbeklerini daha kolay öğrendiklerini, bilgi ve yeteneklerinde gelişim olduğunu ortaya koyuyor.

5- Müzik, Acılarınızla Başa Çıkmanıza Yardımcı Olur

Araştırmalar, müziğin, acı ve ağrı yönetiminde çok yardımcı olabileceğini göstermiştir. Fibromiyalji hastaları üzerinde yapılan bir çalışmada, günde sadece bir saat boyunca müzik dinleyenlerin, başka bir kontrol grubundakilere oranla, ağrıda belirgin bir azalma yaşadıklarını gözler önüne serdi.

Bu tür sonuçlar, müzik terapisinin kronik ağrı tedavisinde önemli bir araç olabileceğini düşündürmektedir.

6- Müzik, Daha İyi Bir Uykuya Kapı Açar

Uykusuzluk tüm yaş gruplarından insanları etkileyen ciddi bir sorundur. Bu problemin yanı sıra diğer yaygın uyku bozukluklarının tedavisi için birçok yaklaşım olmasına rağmen, araştırmalar, klasik müzik dinlemenin güvenli ve etkili bir çözüm olabileceğini göstermiştir.

Müzik, uyku problemleri için etkili bir tedavi olduğundan, uykusuzluğu tedavi etmek için kolay ve güvenli bir strateji olarak kullanılabilir.

7- Müzik, Motivasyonu Güçlendirir

Müzik dinlerken egzersiz yapmayı daha kolay bulmanın iyi bir nedeni var. Araştırmacılar hızlı tempolu müziğin dinlenmesinin insanları daha fazla çalışmaya teşvik ettiğini keşfettiler. Çalan şarkılara göre görüldü ki, tempo, çalışma hızını %10 oranında artırdı veya tam tersi düşürdü.

Müziğin temposunu değiştirmek, mesafe tekrarı, kalp hızı ve müziğin verdiği duygu gibi faktörler üzerinde ne gibi etki yaratıyor? Araştırmacılar, tempoyu yükseltmenin, pedal çevirme hızı ve uygulanan güç açısından daha yüksek performansa yol açtığını keşfettiler. Tersine, müziğin temposunu yavaşlatmak, tüm bu verilerin azalmasına yol açtı.

 

8- Müzik, Moralinizi Yükseltir

Müziğin bilim destekli yararlarından bir diğeri, sizi mutlu edebilmesi. İnsanların müzik dinlemelerinin nedenleri üzerine yapılan bir incelemede, araştırmacılar müziklerin uyarılma ve duygu durumlarıyla ilgili önemli bir rol oynadığını keşfettiler. Katılımcılar, müzikle birlikte daha iyi ruh hallerine sahip oldular.

9- Müzik, Depresyon Belirtilerini Azaltabilir

Araştırmacılar, müzik terapisinin depresyon dahil olmak üzere çeşitli bozukluklar için güvenli ve etkili bir tedavi olabileceğini bulmuşlardır. Dünya Psikiyatri Dergisi’nde yer alan bir çalışma, bunama, inme ve Parkinson hastalığı gibi nörolojik durumlardan muzdarip hastalarda, depresyon ve anksiyetenin azalmasında önemli rol oynadığını göstermiştir.

10- Müzik, Dayanıklılığı ve Performansı Artırır

Müziğin bir başka önemli psikolojik yararı, performansı artırmasıdır. İnsanlar yürürken ve koşarken tercih ettikleri bir adım sıklığına sahip olurken, bilim adamları, hızlı tempolu şarkıların insanları hızlandırmaya teşvik edebileceklerini keşfettiler. Koşucular yalnızca daha hızlı koşmakla kalmıyor, ayrıca daha fazla dayanıklılık göstermek için motive oluyorlar.

Sonuç olarak; müzik akıl, vücut ve ruh arasında bir denge oluşturmaktadır. Teknolojinin gelişimiyle birlikte çağımızda müzik terapileri de önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Bunun en güzel örneklerinden biri de Mora Terapi
Psycobiophoni modülü ve 5 Element Müzik Terapi kiti. Söz konusu cihaz modülü de 5 Element modülü gibi müziğin terapi gücünden yardım almaktadır. Ancak onu müzik terapilerinden ayıran en önemli özelliği aynı zamanda vücuttaki frekansları düzenlemesidir. Dilerseniz bize ulaşarak detaylı bilgi alabilirsiniz.

Şimdi en sevdiğiniz şarkıyı açmanın tam zamanı! 😊

25 Eylül 2020 Cuma

Gerçek tanımıyla "bütünsel tıp / bütünsel sağlık" ne demektir?

 Bütünsel tıbbın sağlık anlayışı, klasik okul tıbbındaki gibi adı önceden konulmuş hastalıkları teşhis edip bunları kimyasal ilaçlar veya cerrahiyle “tedavi etmek”ten çok farklıdır. Bütünsel tıbbın sağlık anlayışı hastalıkları iyileştirmekten çok, doğal yöntemlerle sağlığı koruma odaklıdır. Bütünsel tıp, ağırlıklı olarak Geleneksel Doğu tıp sistemlerinden beslenir. Naturopati ve homeopati gibi bazı bütünsel tıp şifa sistemleri Batı’da geliştirilmiş olmakla birlikte, Geleneksel Çin Tıbbı ve Ayurveda Tıbbı gibi Geleneksel Doğu tıp sistemleri binlerce yıllık geçmişi olan önemli bütünsel tıp kaynaklarıdır. Bu şifa sistemlerinin her biri farklı yaklaşımlara sahip olmakla birlikte, klasik okul tıbbından ayrılan ortak noktaları insanın sadece fiziksel sağlığı üzerinde durmayıp, duygusal, zihinsel ve ruhsal boyutların da sağlığın bileşenleri olarak göz önünde bulundurmalarıdır.

Bütünsel sağlık tüm bu unsurların dengesinin kurulmasıyla sağlanır. Bütünsel tıpta beden-zihin etkileşimi dikkate alınır. Sinir sistemi ve bağışıklık sistemi zihinsel sağlık üzerinde; zihinsel durum da sinir sistemi ve bağışıklık sistemi üzerinde etkilidir. Günümüzde, özellikle stres kaynaklı kalp ve damar hastalıkları, astım, sindirim problemleri, obezite gibi kronik hastalıklardan ölüm oranının yüksekliği, beden-zihin bağlantısını açıkça göstermektedir. Bütünsel tıbbın faaliyet alanı mevcut bir hastalığı tedavi etmek değil, insanların kendi kendilerini iyileştirme kapasitelerini arttıracak, hastalıkları önleyecek çözümler sunmaktır. Sağlığı kaybetmeden önce korumanın önemini kavratmayı ve bu yolda neler yapılması gerektiği konusunda toplumu bilinçlendirmeyi amaçlar

"Bütün iyi olmadan parçayı iyileştirmek mümkün değildir." –Platon

Bütünsel (holistik) tıbbın iddiası, insanın beden, akıl ve ruhtan oluşan çok boyutlu bir varlık olduğu, tek tek organlara ve sistemlere indirgenemeyeceği ve insanın tüm bu parçaların toplamından daha fazlası olduğudur. Bu yönleriyle bütünsel tıp, gerek fiziksel bedeni kendi içerisinde, gerekse zihin ve fiziksel bedeni birbirinden ayıran biyomedikal modelin aşılarak, insanın parçalara ayrılmadan tüm varlığıyla ve şahsiyetinden soyutlanmadan ele alınmasıdır. Hastalığın nasıl tedavi edileceğinden önce, insanı hasta eden süreçlerin tespit edilmesidir. Hastalıkların seyrinden çok, hastalığı doğuran nedenleri sorgulayarak öncelikli olarak bu nedenlerin ortadan kaldırılması gerektiğini savunur. Tek tek bütünü oluşturan parçaları değil, o parçaların oluşturduğu bütünü ve parçaların birbiriyle karşılıklı etkileşimini, yani bütünün kendisini görmeyi önemser.

Hem dünyada, hem de ülkemizde tıp mesleği bir paradigma değişimine ihtiyaç duyuyor. Ülke olarak bugün yoga, meditasyon, akupunktur, biorezonans ve frekans, ozon tedavisi gibi bütünsel, alternatif, tamamlayıcı- ya da diğer tanımlamalarıyla her türlü doğal -tedavi uygulamalarının bazı hastanelerimizde uygulanmaya başlanmış olması- bütünsel tıbbın felsefesiyle çok uyumlu olmasa da- başlangıç için umut verici bir gelişmedir.  Hedefimiz bütünsel tıp yaklaşımlarını doktorların burun kıvırdığı, bu yöntemlerden yarar gördüğünü söyleyen hastalarını “hoş gördüğü” bir sistemden, bu uygulamaların bilimselliği, etkinliği konusunda daha bilgili doktorların yetiştiği ve bizzat bütünsel tıp uygulayan hekimlerin sayısının arttığı bir sisteme katkıda bulunmaktır. Bizler artık gerçek anlamda sağlıklı bir toplum için, insan bedenini bütünü oluşturan parçalarına indirgeyerek, her parçada oluşan bozukluğu “parça başı” yaklaşımla tedavi etme yaklaşımının, hastalık ve sağlığı sığ bir kimyasal indirgemecilikle açıklamaya çalışan tıbbi yaklaşımların ötesine geçilmesi gerektiğini savunuyoruz.  Daha hümanist bir sağlık anlayışı için, insanın bütününün ele alınması gerektiğini savunuyoruz. Bütünlükten kastımız da, insanın bedeninin, zihninin, duygu ve düşüncelerinin, yaşadığı hayatın, sosyal çevresinin topyekün ele alındığı, doktorun hastasına zaman ayırıp onu dinlediği, hastanın iyileşme sürecinde doktorun ortağı olduğu bir sistemdir. 

Bütünsel tıp insanların birbirleriyle ve çevreleriyle ilişkilerinin, yaşayış tarzlarının, ruhsal durumlarının genel sağlıkları üzerindeki belirleyiciliğine vurgu yapar. Hastalık, tüm bu unsurlardaki dengesizlikten kaynaklanır. İnsan, kendi içinde bu dengesizliği yenebilecek potansiyele sahiptir. İyileştirme rolünü üstlenen kişinin öncelikli görevi, insanın içindeki bu iyileşme yeteneğini canlandırmaktır. Bu görev, herhangi bir dışsal müdahaleden (cerrahi veya ilaç tedavisi)  önce “bilinç” le başarılır. Bu bilinç de eğitimle sağlanır. Bu açıdan doktorun öncelikli görevi “müdahale etmek” değil, “eğitmektir”.  İnsana kendi sağlığının kontrolü devredilir.  Yani insan sağlığının sorumluluğu doktordan önce, kişinin kendisine aittir.

Beden ve ruhu birbirinden ayıran biyomedikal dogmanın aşılarak, insanın parçalara ayrılmadan bütün varlığıyla ele alınmasıdır. Bireyleri, sağlık örgütlerini ve sivil toplumu sağlığın korunması konusunda sorumluluk almaya çağırmaktır. Doğaya hükmetmek değil, onunla uyum içinde yaşamaktır. Bu yönleriyle bütünsel tıp, sağlık anlayışımızda bir devrimdir ve Mora Terapi olarak biz de bu yaklaşımla hizmet vermekteyiz. Ana temamız “hastalığı nasıl tedavi ederiz” değil, “nasıl sağlıklı insanlar yaratırız”dır. 

 

18 Eylül 2020 Cuma

Küçük Yaşta Kilo Problemi Yaşayan Çocuklarımız İçin Ebeveynler Ne Yapmalı?

Etrafınıza dikkatle baktığınızda obezitenin çocuk ve gençler için de önemli sağlık sorunlarından biri, belki de en önemlisi ve en tehlikelisi haline geldiğini siz de göreceksiniz. Fazla kilolu ve şişman çocukların sayısı arttıkça sağlığı bozulan çocuklarımızın da sayısı artıyor. Sorun büyükler kadar onların da kalbini, damarlarını, dizlerini, bağışıklık sistemlerini, psikolojilerini etkiliyor. Kilosu artan çocuklarımızın fiziksel aktiviteleri azalıyor, arkadaş ilişkileri zayıflıyor, okul başarısı düşebiliyor. Daha da önemlisi güven kaybı ve benzeri ruhsal sorunlar başlıyor.

Çocuklar metabolik düzenleri, ailelerin onlar için daha iyi yaşam standartları ve beslenme imkanı sunması sebebiyle aşırı kilo konusunda erişkinlere göre daha şanslılar. Bu durum onları obezite salgınından birkaç on yıl korumasına rağmen artık mevcut özellikler hiçbir işe yaramıyor.

Zira 2010 yılında yapılan Türkiye merkezli araştırmada, 0-5 yaş arası çocuklarda fazla kilolu ve şişman olanların sıklığı %26.4,6-18 yaş arası çocuklarda ise fazla kilolu ve şişman olanların sıklığı %22.5 olarak bulunmuştur. Oranlara göz attığınızda olayın ne kadar ciddi olduğunu görüyorsunuz. Neredeyse Türkiye üzerindeki çocukların dörtte biri kilolu veya aşırı kilolu. Çocukluk çağında aşırı kilolu veya obez olan çocukların erişkin dönemde obez oldukları ve bu kişilerin genç yaşta diyabet ve kardiyovasküler olaylar geliştirdikleri bilinmektedir. Ayrıca erişkin yaşta osteoartrit gibi kas-iskelet sistemi hastalıkları ile meme, endometrium ve kolon kanseri geliştirme risklerinin yüksek olduğu görülmüştür. Çağımızda ebeveynlerin beslenme alışkanlıklarının yağ ve şekerden zengin yiyeceklere kayması çocukların yeme alışkanlıklarını bu şekilde geliştirmelerine neden olmaktadır. Bu tür beslenme vitamin, mineral ve diğer gerekli elemanların beslenme ile alınamamasına yol açmaktadır.


Obez çocuk mutlaka doktor kontrolü altında olmalıdır. Başlangıçta beslenme öyküsü aile öyküsü, sistem muayeneleri, fizik aktivite öyküsü, büyüme kayıtlarının değer-lendirilmesi ve bazı laboratuvar incelemelerinin yapılması gereklidir. Çocuğun beslenme öyküsü önemlidir. Çünkü bazı çocuklar çok fazla miktarda yememelerine karşın, aldıkları besinlerin yüksek düzeyde karbonhidrat ve yağ içermesi nedeni ile kilo alırlar. Doktorunuz; ailenin beslenme alışkanlığı, ailede başka bir obez bireyin varlığı ve ailede kalp-damar hastalığı ve şeker hastalığı öyküsünün öğrenmek isteyecek, çocuğunuzun fiziksel aktivitesi ve ruhsal durumunu değerlendirecektir.

Sürekli kilo alıp vermenin de vücut şekline ve metaboliz-maya zararlı etkileri vardır, bu nedenle kilo alıp-vermekten kaçınılmalıdır. Kilo verme ardından kilo alma vücutta kas kitlesini azaltır. Yeniden alınan kilo yağ olarak vücuda döner. Kilo alıp verme sakıncalı olduğu için sürekli ve yavaş kilo verme programına hazır olunmalıdır.

Katı diyetler, egzersiz programları ve en önemlisi iradeli davranabilmek, çocuklar üzerinde çalışmayacak yöntemlerdir. Bu aşamada, ‘çocuklar nasıl zayıflayabilir?’ sorusuna cevap aradığınızı duyar gibiyiz. Eğer yavrunuzun neden kilo aldığını belirleyebildiyseniz, çözüm yolunu da daha kolay bulacaksınızdır.  Bir çocuğun en sağlıklı kilo verme yöntemi, beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmektir. Çocuğunuzun yiyecekleri arasından zararlı gıdaları çıkartır, onların yerine sağlıklı alternatifler eklerseniz, büyük oranla yavrunuzu bu besinlerin zararlarından korumaya başlar ve onun gelişimini olumsuz olarak etkilemeden kilo vermesine katkı sağlamış olursunuz. Asitli ve şekerli içecekler yerine ev yapımı meyve suları, hazır meyveli yoğurt yerine evde hazırlanmış meyve püreli yoğurtlar veya fast food hamburgerler yerine anne köftesi ile hazırlanmış sağlıklı bir burger hazırlayarak, çocuğunuzu sevdiği yiyeceklerden tamamen koparmadan sağlıklı beslenmesini sağlayabilirsiniz.

Beslenme konusuna gösterdiğiniz özeni, çocuğunuzun aktiviteleri konusunda da göstermeye çalışın. Çocuğun günlük aktivitelerini çoğaltarak daha çok hareket etmesini sağlarsanız, enerji harcanmasını arttırarak daha çok kalori yakmasına yardımcı olursunuz. Okulda spor etkinliklerine katılmasına vesile olmanız veya tatil günlerinde farklı aktivitelere katılmanız, çocuğunuzun kilo verebilmesi için en az beslenme kadar önemlidir. Çocuğunuzu, her zaman sofra kurallarına uyarak yemek yemeye yönlendirmek kilo alımına engel olacaktır.

 

Televizyon veya bilgisayar başında yemek yiyen çocukların dikkatleri farklı bir yönde olduğu için, yedikleri yemekten ve doyduklarından bir şey anlamayacak, daha fazla yemek tüketeceklerdir. Her zaman masa başında yiyip içmelerini sağlamanız önemlidir. Kızartma, hamur işi, tatlı gibi kilo almaya yardımcı yiyeceklerin tüketimini azaltarak, çocuğunuza fırında hazırlanmış, sebze-meyve ağırlıklı, süt ve süt ürünlerinin bulunduğu bir beslenme şekli hazırlarsanız, ona en ideal diyet programını yaratmış olursunuz. Çocuğunuz gecenin geç bir saatinde acıkırsa, ona yüksek kalorili yiyecekler yerine daha masum besinler vererek kilo almasını önleyebilirsiniz. 

 

Sağlıklı ve teknolojik bir alternatif olarak Mora Terapi’nin kilo ile mücadele tedavileri ve terapilerinden de küçük / büyük insan demeden faydalanabilirsiniz. Mora Terapi her daim kilo alıp verme döngüsünü en sağlıklı biçimde uygulamayı amaçlar. Detaylı bilgi için bize ister web ister telefon numaramızdan ulaşabilir, bizimle tanışabilirsiniz.

Herkes için sağlıklı günler!
😊



4 Eylül 2020 Cuma

Enflamasyona Karşı Mora Terapi!

 İnflamasyon, vücudun herhangi bir zarara karşı verdiği normal koruyucu bir yanıttır. İnflamasyon, hem akyuvarlarımızın bizi bakteri veya virüs gibi bir dış etkenden koruması anlamına gelirken, herhangi bir sakatlık durumunda da inflamasyon meydana gelir; örneğin spor yaparken zorlandığınızda incinen bölge genellikle ağrılı bir hal alır, şişer ve iltihaplanır.


Doktorlar vücuttaki iltihabı veya tıbbi terimle enflamasyonu azaltmanın en iyi yollarından birinin ecza dolabı değil, buzdolabı olduğundan artık neredeyse eminler. Doğru beslenerek ve özel doğru gıdalarla vücuttaki enflamasyonunuza savaş açabilirsiniz. Bağışıklık sistemi, vücuda yabancı olan herhangi bir şey girdiğinde (bunlar; polenler, istilacı mikroplar, kimyasal maddeler, alerjenler vb olabilir) hemen aktive olurlar. Bu aktivasyon genellikle enflamasyon sürecini de tetikler. Aslında enflamasyon vücudunuzu saldıralara karşı koruyan bir sağlık bekçisidir.

Unutmayın beyniniz her zaman çalışır. Düşüncelerinizden hareketlerinize, nefes almanızdan kalp atışlarınıza ve hatta duygularınıza kadar her şeyinizle ilgilenir. 7/24 çalışır, siz uyurken bile. Bu beyninizin sürekli olarak yakıta ihtiyaç duyduğu anlamına gelir. Bu yakıt tükettiğiniz yiyeceklerden gelir. Ve yakıt olarak ne seçtiğiniz her zaman fark yaratır. Daha basit söylemek gerekirse, yedikleriniz doğrudan beyninizin yapısını, işlevini ve ruh halinizi etkiliyor.

Beyniniz kaliteli beslenmeden mahrum kaldığında enflamatuar hücreler beynin kapalı alanı içerisinde dolaşır ve dolayısıyla beynin dokusuna zarar verir. İlginç olan ise tıp dünyasının uzun yıllar beslenme ile duygu durum arasındaki bağlantıyı farkedememiş olmasıdır.

Neyse ki günümüzde psikiyatri bilimi, beslenme ile ilgilenmeye başlamış ve yalnızca ne yediğiniz, ne hissettiğiniz ve nihayetinde nasıl davrandığınızla değil, aynı zamanda bağırsaklarınızda yaşayan bakteri türleri arasındaki korelasyonu bile araştırmaktadır.

Bağırsak floranızdaki iyi bakteriler sadece neyi sindirdiğiniz ve hangi yapısal maddeleri emecekleriyle ilgilenmekle kalmayıp aynı zamanda vücudunuzdaki enflamasyon derecesini ve duygu durumlarınızdaki değişimleri de etkiler.

Peki ne yapabilirsiniz? Farklı yiyecekler yediğinizde nasıl hissettiğinize daha çok dikkat edin. Bir zaman aralığı belirleyerek sadece temiz bir diyetle doğal besinleri tercih edin. Diyetinize doğal fermente ürünleri de (turşu, kefir vb) eklemeyi ihmal etmeyin. Hatta tahılı bile kesmek bir süreliğine güzel bir çözüm olabilir. Vücudunuzdaki değişimleri ve özellikle duygu durumunuzdaki düzelmeyi göreceksiniz. Böyle bir diyet sonrası hem fiziksel, hem duygusal olarak ne kadar iyi hissettiğinizi fark edeceksiniz.

Ya da siz, en iyisi Mora Terapi kilo tedavileri adı altında uyguladığımız 3 aylık programımıza gelin. Çünkü aslen bağırsakları tamamen sağlıklı hale getirmek üzerine, yukarıda bahsedilen tarzda rafine şeker ve rafine tüm gıdalardan arındırılmış, doğal, Akdeniz diyetine çok yakın bir diyet uyguladığımız 3 aylık bir protokol. Üstelik rafine gıdalara ve özellikle karbonhidrat ve şekere olan bağımlılığınızı ortadan kaldırmaya yönelik olarak Mora Terapi cihazımızla uygulama da yaparak bu diyet protokolüne kolaylıkla uyum sağlamanıza yardımcı oluyoruz. Tek başınıza zorlanacağınız bir süreçte yanınızda olarak size destek veriyoruz. En büyük desteği de Mora cihazı veriyor. Fazla kilo bahane, sağlıklı olmak, sağlıklı duygular ve daha mutlu bir yaşam her şeydir.

Herkese mutlu ve sağlıklı günler!