22 Ağustos 2020 Cumartesi

Bağışıklik (İmmün) Sistemi ve Mora Terapi

Bağışıklık sistemi diğer adıyla immün sistem, vücudun virüsler veya zararlı bakterilerin sebep olduğu enfeksiyonlarla mücadelesine yardımcı olan, canlıyı hastalıklara karşı koruyan, patojenleri ve tümör hücrelerini tanıyıp onları yok eden doğal savunma sistemidir. Bağışıklık sistemi yetersiz olduğunda, sağlıklı dokular ve enfekte olmuş dokular arasında ayrım yapamaz ve dolayısıyla işlevini yerine getiremez. Bunun için bağışıklık sistemini güçlendirmek önemlidir. Genel olarak diyebiliriz ki bağışıklık sistemi hastalıkların oluşumunda birincil koruma kalkanımızdır. Gelişmiş, güçlü bir bağışıklık kalkanı oluşturmak için kimi yaşam değişiklikleri yapmak çok iyi bir fikirdir.

Bağışıklık sistemin sağlıklı çalışması için verilen beslenme önerileri, gıda takviyeleri ve çeşitli ürünler sık sık karşımıza çıkmaktadır. Kanserden, organ nakline, alerjiden, romatizmal hastalıklar olarak bilinen otoimmün rahatsızlıklara kadar geniş bir çalışma alanı olan, sağlıklı bir yaşamın şifresini barındıran bu mekanizmanın doğru çalışması için bazı önemli noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir. Ayrıca, Bağışıklık sisteminin gelişmesi için bebeklik döneminden itibaren yaşamın her döneminde dikkat edilmesi gereken önemli noktalar vardır. Hava kirliliği, dengesiz ve kötü beslenme, yoğun stres, mevsim değişiklikleri, sigara – alkol gibi bağımlılıklar, kimyasallar, genel hijyen kurallarının yerine getirilmemesi, aşırı kilo, bilinçsiz ilaç kullanımı, kalitesiz uyku gibi sebepler bağışıklık sistemini zayıflatabilmektedir. Özellikle pandemi gibi efektif virüs salgını yaşandığı bu dönemde bağışıklık sistemimiz en büyük savunma silahımızdır.



Bağışıklık sistemi vücuda tüm organlara yayılmış olan hücrelerden ve ek olarak dalak, karaciğer, timus, lenf bezi gibi organlardan ve kemik iliğinden oluşur. İlk bağışıklık sistemi hücrelerinin aort dediğimiz en büyük atardamarımızın içinde olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Yani kanın oluşmaya başlaması ile birlikte bağışıklık sistemimiz de oluşmaya başlıyor denilebilir. Daha sonra en erken öncülleri karaciğer içinde gösterilmiştir. Karaciğer öncesini göstermek, yöntemsel olarak çok kolay değildir. Burada en ilginç nokta, özü olan ve olmayanı ayırt etmek temeli üzerine kurulmuş bir sistemde yarı yabancı olan bebeğin, anne rahminde nasıl kalabildiği ve daha önemlisi bağışıklık sistemi tam olan annenin bu yarı yabancıyı nasıl reddetmeden dokuz ay saklayıp büyütebildiğidir.

Bağışıklık sistemin sağlıklı çalışması için verilen beslenme önerileri, gıda takviyeleri ve çeşitli ürünler sık sık karşımıza çıkmaktadır. Kanserden, organ nakline, alerjiden, romatizmal hastalıklar olarak bilinen otoimmün rahatsızlıklara kadar geniş bir çalışma alanı olan, sağlıklı bir yaşamın şifresini barındıran bu mekanizmanın doğru çalışması için bazı önemli noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir.

Mora Terapi kilo seanslarında bağırsak sağlığı her zaman ön planda tutulur ve iyileştirilmeye her zaman bağırsaklardan başlanmaktadır. Sağlıklı bağırsaklar güçlü bağışıklık sistemini de beraberinde getirmektedir. Aynı zamanda bağımlılık terapileri ile sigara alkol gibi bağışıklık sisteminizi olumsuz etkileyen bağımlılıklarınızdan kurtularak bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz. Mora terapi ile yapılan tüm seanslarımızda genel frekans temizliği yapıldığından bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebilecek olumsuzluklar ortadan kaldırılarak kişinin bütünsel olarak sağlıklı olabilmesi sağlanmaktadır.

Mora Terapi biorezonans yöntemi ile tüm tedavilerde vücudun sağlıklı ve sağlıksız frekans bilgisi filtrelenip, vücudumuzdaki sağlıklı frekans bilgisi arttırıldığından zaten otomatik olarak bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Ayrıca  bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik  özel programlarımız da ekstra cihazlar içinde mevcut, doktorlarımız tarafından kullanılıyor.  İlaveten tüm tedavilerimizde sağlıklı yaşam alışkanlıkları değişimi destekleniyor. Yukarıda saydığımız gibi sağlıklı beslenme, egzersiz, mineral, vitaminlerin vücutta yeterli olup olmadığı sağlık profesyonellerimiz tarafından sorgulanıyor, gerektiği durumlarda destek takviyeler öneriliyor. Kronik hastalığı olanlar, kronik hastalık tedavilerimizle güçlendiriliyorlar. Bu yüzden bu dönemde, sağlığınız için iyi çözümlerden biri olduğu konusunda aklınızın bir kenarında mutlaka bulunsun. Sizi ve sağlığınızı önemsiyoruz. Kısacası bütünsel sağlığınızı önemsiyoruz. Toplum olarak, bu zorlu dönemi en kısa, en hasarsız, en sağlıklı şekilde atlatmak dileğiyle. 


Sağlıklı ve mutlu günler!


8 Ağustos 2020 Cumartesi

Mucize Bir Yağ: Omega 3


Bugün birazcık da mucize besinlerden bahsedelim. Mesela Omega 3 ya da diğer bilinen adı ile balık yağı. Cücudumuzda beyin ve kalp fonksiyonları için anne karnından itibaren gereksinim duyulan besinlerden biridir. Omega 3'ün yanı sıra omega 6-9 ve krill yağı (krill oil) gibi balık yağı sınıfına giren besinler de bulunur. Genellikle deniz ürünleri balık yağı içeren ürünlerin başında gelir. Hatta şöyle ki; Amerikalı bilim adamlarınca yapılan bir araştırma, balık, soya, semizotu ve kabuklu yemişler gibi omega 3 yağ asitlerince zengin yiyecekleri tüketmenin Alzheimer hastalığı ve bunama riskini azaltabildiğini gösterdi. Başka araştırmalarda da daha önce benzer sonuçlar elde edilirken omega-3 mucizesi bir kez daha doğrulanmış oldu.
Omega 3 içeren yiyecekler genellikle deniz ürünleridir. Somon, uskumru, ton balığı, ringa balığı ve sardalya gibi soğuk sularda yaşayan yağlı balıklarda bol miktarda omega 3 bulunur. Bazı bitki, yemiş ve et ürünlerinde de Omega3 içeren yiyecekler bulunmaktadır. Omega-3 yağ asitleri, balık ve keten tohumu gibi gıdalarda bulunur.


Kuruyemiş ve tohumlar (keten tohumu, chia tohumu ve ceviz gibi), bitkisel yağlar (keten tohumu yağı, soya fasulyesi yağı ve kanola yağı gibi), takviyeli gıdalar (bazı meyve suları, süt, soya içecekleri ve bebek mamaları gibi) farklı miktarlarda omega 3 içerir.




Peki Omega 3’ün faydaları nelerdir?


Balık yağının hava kirliliğinin kalp üzerindeki olumsuz etkilerini azalttığını kim tahmin edebilirdi ki? 2012 yılında Amerika’da yapılan bir araştırmada, 29 orta yaşlı yetişkinin 4 hafta boyunca her gün 3 gr. balık yağı kullanması istendi ve günde 2 saat boyunca kirli havaya maruz bırakıldılar. Araştırma sonunda balık yağı kullanan grubun plasebo alan gruba göre, daha az negatif etkiye maruz kaldığını tespit edildi.
Bristol Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre 
Omega 3 balık yağı kireçlenme belirtilerini azaltmaktadır. Genetik olarak kireçlenme problemi yaşayan kobay fareleri Omega-3’ten zengin bir diyet ile beslendiklerinde, standart diyet ile beslenen farelere göre kireçlenmenin %50 azaldığı görülmüştür.

Yapılan araştırmalar telomer kısalmasının kök hücre fonksiyonlarını kısıtlayabildiğini ve hücresel yenilenmeyi yavaşlatarak erken yaşlanmaya yol açtığını göstermektedir. 2010 yılında California Üniversitesi’nde 600 hasta arasında yapılan bir araştırmada 
balık yağı ve telomer kısalması arasında bir bağ bulunmuştur.

Araştırmacılar balık yağı ve bilişsel zeka arasında pozitif bir ilişki bulmuşlardır. Balık yağı kullanan kişilerin kullanmayanlara göre beyinlerinin serebral korteks ve hipokampus bölümleri daha gelişmiş olduğu için, hafıza ve düşünme yönünden daha başarılı oldukları görülmüştür. Balık yağı omega-3 yağ asitlerinden meydana geldiği için vücuda esansiyel yağ desteği sağlar. Esansiyel yağları vücut tek başına üretemez, gıdalar yoluyla alınması gerekmektedir. Balık yağı vücutta yağa dönüşmez (yağ olarak depolanmaz); aksine hücreleri koruyucu bir yağ tabakası olarak kullanır. Omega-3 yetişkin insanlarda dikkati ve konsantrasyonu artırıyor. Depresyon tedavisini destekliyor ve hatta Alzheimer hastalığı riskini azalttığı da düşünülüyor.
Bu arada unutmadan; Omega-3, gençler, çocuklar ve tüm yaş gruplarında öneriliyor. Ülkemizde balık tüketimi yeterli olmadığı için, özel bir yan etki görülmediği sürece kullanımında sakınca bulunmuyor.