7 Aralık 2018 Cuma

ÇAĞIMIZIN HASTALIĞI METABOLİK SENDROMA MORA TERAPİ YAKLAŞIMI


Metabolik sendrom; insülin direnci zemininde gelişen, karın çevresi yağlanma, obezite, glukoz intoleransı veya diyabet, kan yağlarının düzensiz seyretmesi, hipertansiyon ve koroner arter hastalığı (KAH) gibi sistemik bozuklukların birbirine eklendiği ölümcül bir hastalıktır. Metabolik sendrom ayrıca insülin direnci sendromu, sendrom X, polimetabolik sendrom, ölümcül dörtlü ve uygarlık sendromu gibi farklı terimlerle de tanımlanmaktadır.



Türkiye’de gerçekleştirilmiş bir çalışmaya göre, 2000 yılı itibariyle Türkiye genelinde 30 yaş ve üzerindeki 9,2 milyon kişide metabolik sendrom mevcuttur. Ülkemizde metabolik sendrom görülme sıklığı, erkeklerde %28, kadınlarda ise %40 gibi oldukça yüksek değerlerdedir.

Metabolik sendrom görülme sıklığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de artış göstermektedir. Sendroma en yatkın kişiler ise oturarak çalışan, düzensiz beslenen, yoğun stres altında çalışanlardır. Hareketsiz yaşam tarzı, fast-food alışkanlığı, sigara kullanımı ve özellikle stres, sendromun giderek daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

Metabolik sendrom dünyada ve ülkemizde giderek daha fazla sayıda insanı etkilemekte olan önemli bir ölüm nedenidir. Metabolik sendromlu kişilerde kalp damar hastalıkları çok sık görülür ve ölüm riski de buna bağlı olarak artmaktadır. Kan şeker düzeyi diyabet sınırında değilse bile ileriki evrelerde bu hastalığın gelişebilmesine zemin hazırlamaktadır. Bu bireylerin tüm risk faktörleri göz önünde bulundurularak tedavi edilmesi gerekmektedir.

Metabolik anormallikler ve kardiyovasküler risk faktörlerini kapsayan metabolik sendrom daha çok insülin duyarlılığı bozulmuş bireylerde ortaya çıkmaktadır. Metabolik sendromu oluşturan başlıca unsurlar; insülin direnci, karın çevresi yağlanma, yükselmiş kan basıncı, kan yağları anormallikleri ve ürik asit yüksekliğidir. Bahsedilen faktörlerden birinin varlığında mutlaka gerekli tahliller yapılarak diğerleri de araştırılmalıdır. Çünkü bu unsurlar birbirilerini tetikleyebileceği unutulmamalıdır. Örneğin şişmanlık arttıkça şeker, tansiyon ve kan yağları da yükselmektedir.

Metabolik sendrom, insülin direnci sendromu olarak da isimlendirilmektedir; çünkü bu hastalıktaki bulguların hemen hepsi çeşitli dokulardaki insülin reseptörlerinin iyi çalışmamasına bağlıdır. Son yıllarda şişmanlığın insülin direncine neden olmasından çok, insülin direncinin şişmanlığa neden olduğu üzerinde daha çok durulmaktadır. Çünkü yağ dokusu dışındaki dokularda, özellikle de beyin dokusunda insülin etkisi azalınca, organizma aldığı enerjiyi kullanmaktan çok yağ dokusunda depolama yönünde çalışmaktadır.

Metabolik sendrom tedavisinde ilk amaç; insülin direncine neden olan risk faktörlerinin yaşam şekli değişiklikleri ve gerekli tedavi yöntemleri ile kontrol altına alınmasıdır. Yaşam tarzı değişikliği dışında, metabolik sendromu tedavi edebilecek tek bir unsur söz konusu değildir. En uygun tedavi yöntemi kilo kaybının sağlanması, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme gibi yaşam şekli değişiklerinin sağlanması ve sigara kullanımının sonlandırılmalıdır.

Yaşam tarzı ile doğrudan bağlantılı olan metabolik sendromun tedavisinde başarılı sonuçlara imza atmış bütünsel tıp yöntemi Mora Terapiyi hastalarına uygulayan doktorlarımız, metabolik sendromlu hastalarda iyileşmeye dair Mora Terapi ile gerçekleştirilmek istenen iki amacı: “Birincisi karbonhidrat bağımlılığını azaltmak veya bitirmek, ikincisi ise efektif bir detoksifikasyon ile insülinin etkinliğini artırmak.” şekilde özetlemektedir.

Kilo almaya neden olmasının dışında metabolik sendorumun ortaya çıkmasında da oldukça etkili olan karbonhidrat bağımlılığı için hastanın bağımlısı olduğu şeker, tatlı, çikolata, buğday ekmeği, un ve tuz gibi maddeler tüplere konularak Mora Terapi cihazları aracılığıyla vücuttan silinmektedir. Vücuttaki doku ve sistemler arasındaki iletişimin elektromanyetik frekanslar yardımıyla gerçekleşmesinden yola çıkan Mora Terapi teknolojisi, karbonhidrat bağımlılığı ile tahribata uğramış hücrelerin yeniden sağlıklı hale getirilmesini sağlamaktadır.

Mora terapide, karbonhidrat bağımlılığının vücuttan silinmesi ile hastalanın sağlıklı beslenmesine destek olunarak metabolik sendroma yola açan belirtilerin ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Metabolik sendromda Mora Terapi tedavileri uygulanırken hastanın bütünsel olarak iyileşmesi ele alındığı için vücudun tüm zararlı maddelerden kurtulması ve aynı zamanda insülin hormonu ile hücre yüzeyindeki insülin reseptörlerinin etkileşiminin gerçekleştiği ortamın (interstisyum- mesenkimal alan) temizlenmesi amacıyla genel bir detoksifikasyon işlemi gerçekleştirilmektedir. Bu şekilde hem vücut zararlı frekanslardan arınmakta hem de vücuttaki insülin etkinliği arttırılmaktadır. Aynı zamanda seans sonrasında bol su içilmesine, dengeli ve sağlıklı beslenilmesine ve düzenli egzersize yönlendirme yapılarak kişilerin sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemeleri desteklenmektedir.

1 Aralık 2018 Cumartesi

İNSÜLİN DİRENCİNİZİ KIRMAK İÇİN MORA TERAPİDEN DESTEK ALIN!


İnsülin hormonu, pankreastan salgılanan ve şeker metabolizmasını düzenleyen ana hormonlardan biridir. İnsülin, şeker metabolizmasını düzenlerken “insülin reseptörü” adı verilen bir yapıya bağlanarak aktive olur. Bu reseptör, çeşitli nedenlerle insülinin bağlanmasına izin vermez veya direnç gösterirse; insülin kanda yeterli miktarda olduğu halde görevini yerine getiremez hale gelir.

İnsülin direnci kısaca, vücuttaki şekeri kontrol etmek için salgılanan insülinin etkisini göstermesindeki zorluk olarak tanımlanabilmektedir. Normal şartlarda vücut şekeri 1 ünite insülin ile kontrol altına alabiliyorken insülin direnci olan hastalarda vücut 2-3 ünite insülin salgılamak durumunda kalır.  İnsülin direnci arttıkça, şeker kontrolünü sağlamak için vücutta gereğinden fazla insülin salgısı meydana gelmektedir.



İnsülin direncini sıklıkla genetik yatkınlığı olan bireylerde görülmekle beraber, son zamanlarda giderek kilo artışı olanlarda, özellikle bel çevresinde yağlanma problemi yaşayanlarda, uyku düzeni bozuk veya kalitesiz uyku uyuyanlarda, stresli bir hayata sahip olanlarda, gün içinde çok hareketsiz olanlarda, hızlı ve düzensiz yemek yiyenlerde, sürekli rafine, paketli ürün tüketenlerde görülme riski artmaktadır.

İnsülin direnci kilo alımına, karaciğer yağlanmasına, kalp ve damar hastalıklarına neden olabilmektedir. İnsülin direnci sorunu olanlar spor yapıp dengeli beslenseler dahi kilo vermekte zorlanırlar. Çünkü fazlasıyla salgılanan insülin, alınan gıdaların yağ olarak depolanmasına neden olur. Giderek daha çok salgılanmak zorunda kalınan insülin zaman içinde pankreası yoracağından, zamanla pankreas yetmezliği veya diyabete kadar gidebilen ciddi problemlerin oluşmasına neden olabilmektedir.

İnsülin direncinde beslenmenin ve fiziksel aktivitenin yeri çok önemlidir. Günümüzde çalışma şekillerinin daha çok ofis ortamında ve bilgisayar odaklı olması, ofis ortamında hareketsizlik ve fast food tüketimi çalışanları obezite ile karşı karşıya getirmektedir. Bol kalorili besinleri hızla tüketme zorunluluğu ve hareketsizlik sonucu özellikle bel çevresinde yağlanma görülebilmekte; bu da insülin direnci sendromunun başlamasına neden olabilmektedir.

İnsülin direncinin belirtileri; ağır bir yemek sonrası, şekerli bir gıda yedikten sonra gereğinden fazla bir ağırlık hissi ve uyku hali oluşması, yemekten sonra şekerin kontrolsüz olarak düşmeye başlamasıyla el titremesi, terleme, mide kazınması şikayetleri, kilo almanın kontrol edilememesi, sık sık oluşan tatlı yeme isteği, bel çevresinin giderek yağlanması, karaciğerde yağlanma ve kadınlarda adet düzensizlikleri olarak sıralanabilmektedir.

İnsülin direncinin kırılabilmesinde düzenli egzersizin ve iyi bir beslenme düzeninin önemi büyüktür. Kanda yüksek miktarda bulunan insülini daha da yükseltmemek adına, kişinin besin tercihlerinde glisemik indeksi düşük, protein, lif ve sağlıklı yağlardan zengin besinleri tercih etmesi tok kalma süresinin uzaması ve kandaki insülini yükseltmemesi açısından doğru olacaktır. Bu süreçte, kan şekerinde ani dalgalanmalara sebebiyet verebilecek, basit şekerler, glisemik indeksi yüksek gıdalar ve paketli ürünler kesinlikle tüketilmemelidir. Meyveler tavsiye edilen miktarlarda ve saatlerde tüketilmelidir. Doğru pişirilen veya doğru servis edilen sebzeler ve et-tavuk-balık gibi protein grubu besinler beslenme planına dahil edilmelidir. Ceviz, fındık, badem gibi kuruyemişler ve zeytinyağı gibi sağlıklı yağların ve yoğurt-kefir gibi probiyotik içerikli süt ürünlerinin diyete eklenmesi önerilmektedir. Probiyotik kullanımı, omg 3 takviyesi, Dvitamini takviyesi bu süreçte en büyük destekçileriniz olacaktır.

Mora terapi ile insülin hormonu ile hücre yüzeyindeki insülin reseptörlerinin etkileşiminin gerçekleştiği ortamın temizlenmesi-detoksifikasyonu- gerçekleştirilmektedir. Bu sayede hücreler insüline karşı daha duyarlı hale gelmekte ve insülinin kullanılabilirliği artmaktadır. Bu konuda daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır ancak, Mora Terapi ve doğru beslenme kombinasyonu ile genel sağlıkta gözle görülür düzelmeler saptanmaktadır. Doğru beslenme için ise yapılabilecek Mora Terapi kilo seansları ile yeni beslenme düzenine uyum kolaylaşarak, tedavi süreci hızlanabilmektedir. 

23 Kasım 2018 Cuma

MORA TERAPİNİN ALKOL BAĞIMLILIĞINDA KULLANIMI


Alkol tıpkı diğer bağımlılık türleri olan sigara ve uyuşturucu gibi bir denemeyle ya da arkadaş ortamında başlayabilen bir bağımlılık türüdür. İçki olarak tüketilen alkol birçok hastalığa neden olabilmektedir. Bunun yanında alkol iradeyi zayıflatmakta, kişinin kontrol kaybı yaşamasına neden olmakta ve uyuşturucu maddelerin kullanımına da zemin hazırlamaktadır. Araştırmalara göre uyuşturucu kullananların yüzde 57’si alkol kullanmaktadır. Bu nedenle alkolden uzak durmanın diğer madde bağımlılıklarından korunma noktasında önleyici bir role sahip olduğu söylenebilmektedir.



Dünyada alkol kullanan 2 milyar kişinin 76 milyon kadarı alkol bağımlısıdır. Yılda 1 milyon 800 bin kişi bu nedenle hayatını kaybetmektedir. Ülkemizde ilk tüketim yaşı 11’e kadar inmiştir. İlk kullanım yaşının düşmesi ise ileriki yaşlarda bağımlı olma riskini artırmaktadır.

Alkol bağımlısı olunduğunun belirtilerine ise; kişi tarafından alışkın olduğu etkinin sağlanabilmesi için kullanılan alkol miktarının giderek artıyor olması yani alkole karşı toleransın artması, kişinin kullandığı alkolün miktarını azaltması ya da alkolü bırakması sonucunda yoksunluk belirtisi dediğimiz bir takım ruhsal ve bedensel sıkıntılar içerisine girmesi ve yoksunluk belirtisi hisseden kullanıcının alkol alması ile rahatlama hissetmesi, alkol sağlamak, alkol kullanmak ya da alkolün etkilerinden kurtulmak için çok fazla zaman harcanması, alkol kullanımı yüzünden önemli toplumsal, mesleki etkinliklerin ya da boş zamanları değerlendirme etkinliklerinin azaltılması ya da bırakılması, alkol kullanımını bırakmak için başarısız girişimlerin varlığı ve kişinin alkolden zarar gördüğünü bilmesine rağmen alkol alımına devam etmesi örnek olarak verilebilmektedir.

Alkolün vücuda ve dolayısıyla duygu duruma birçok olumsuz etkisi bulunmaktadır. Yemek borusu, gırtlak, mide ve pankreas kanserleri, doğru düşünme, karar verme ve hareket etme gibi beyin işlevlerinin bozulması, uyku bozuklukları, baş ağrısı, göz tahribatı, kalp ve kan dolaşımı hastalıkları ve karaciğerde ağır hasar bunlardan sadece birkaçıdır.

Alkolün fizyolojik olarak kişide meydana getirdiği hasar dışında da birçok zararı bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütünün, içinde Türkiye’nin de bulunduğu 30 ülke üzerinde yürüttüğü bir araştırmada; işlenen cinayetlerin %85’inin, tecavüz ve şiddet olaylarının %50’sinin, trafik kazalarının %60’ının ve kadına şiddet olaylarının %70’inin sebebi ve en etkili unsurunun alkol olduğu sonucuna varılmıştır. 

Kilo kontrolü, zayıflama, duygu durumu düzenleme, alerji ve pek çok durumlarda etkili ve kalıcı çözümler sağlayan bütünsel tıp yöntemi olan Mora Terapi cihazları, alkol bağımlılığı konusunda da başarılı sonuçlar elde etmektedir. Alkol bağımlısı olan kişilerdeki alkol alma isteğini azaltarak kişinin alkolü tamamen bırakmasını amaçlamaktadır. Kişinin bağımlılık derecesine göre uygun seanslarla bağımlılık ortadan kaldırılabilir ya da klasik yöntemlere entegre edilebilmektedir.

Tüm seanslarımızda olduğu gibi alkol bağımlılığı seansları sırasında de danışanın vücudunda detoks işlemi gerçekleştirilmektedir. Alkolün yıllardır vücudunda biriktirdiği toksinler yerinden oynatılıp, 72 saat içerisinde ter, idrar ve sindirim sistemi yoluyla vücuttan uzaklaştırılması sağlanmaktadır. Bunu hızlandırmak için ise hastanın bol su içmesi, sık sık duş alması ve ter atmaya çalışması önerilmektedir. Terapiler 4 gün ara ile yapılır ve ardı ardına yapılan 3 seans ilk planda yeterlidir. Daha sonra destek olarak bir veya birden fazla seansın gerekip gerekmeyeceğine kişinin ilk 3 seans sonrası durumuna ve kişisel özelliklerine bakılarak karar verilmektedir.

Mora terapi ile yapılan alkol bağımlılığı seanslarında alkol frekanslarının silinmesiyle isteksizlik oluşturma ve detoks işlemlerinin yanı sıra kişinin duygu durumunun da düzenlenmesi adına renk terapileri ve Bach çiçekleri terapilerinden de mutlaka yardım alınmaktadır. Bu gibi durumlarda Bach çiçeklerimizden Agrimony (Duygularımı neşeli bir tavrın arkasına saklarım, tartışmaktan hoşlanmam ve sürtüşme olmaması için sıklıkla diğerlerinin isteklerine razı olurum, kendimi kötü hissettiğimde gıda, alkol, uyuşturucu, ilaçlar, vs. başvururum.) özellikle tercih edilmektedir. Kişinin bağımlılık durumuna göre uzman kontrolünde klasik tıptan da destek alınabilmektedir.

Tüm bu terapilerden sonra kişi bedensel olarak daha önce hiç alkol kullanmamış gibi hissettiğini ifade edebilmektedir ve aynı zamanda yoksunluk belirtilerini de yaşamamaktadır. Kişi psikolojik olarak da kurtulmaya hazırsa mutlu bir şekilde alkolden kurtulabilmektedir. İhtiyaç duyulması halinde bu terapiler tekrarlanabilmektedir. 

16 Kasım 2018 Cuma

ROMATİZMAL RAHATSIZLIKLARDA MORA TERAPİNİN KULLANIMI


Romatizma kelimesi, Yunanca "rheuma" kökünden gelmektedir. Bu kelime akmayı dolayısı ile hareketi ifade eder. Romatizma oldukça genel bir terimdir ve kemik, kas ve eklemlerin etrafındaki ağrı veya acıyı ifade etmek için kullanılmaktadır. Romatizma deyince tek bir hastalık anlaşılmamaktadır. Bazıları sık bazıları ise oldukça nadir görülen 100'den fazla hastalığı içermektedir.



Romatizmanın birden çok nedenle meydana gelebilmektedir. Romatizmal hastalıklar genellikle vücutta eklemleri, kasları, kemikleri ve bunları birbirine bağlayan bağları etkileyen ve bu dokularda meydana gelen hasarlardır. İltihaplı ve iltihapsız romatizma olmak üzere iki ana gruba ayırmak mümkündür. Çoğu çeşidinin kesin nedeni bilinmese de genetik faktörler, cinsiyet, çevresel faktörler ve yaş faktörleri önemlidir.

Romatizma hemen hemen her yaşta görülebilen ve savunma mekanizmasında çeşitli bozukluklara yol açabilen bir hastalıktır. Toplumda çoğunlukla romatizmaya sıcak ya da soğuk havanın neden olduğu düşünülse de bu yanlış bir düşüncedir. Ancak; romatizmanın kilolu kişilerde, eklemlere binen yükün fazla olduğu için daha fazla ağrıya neden olduğu söylenebilmektedir. Romatizma eklemlerde şişlik, sıcaklık ve ağrı ile kendisini gösterebilmektedir ve tedavi edilmediğinde ciddi rahatsızlıklara neden olabilmektedir.

Romatizma belirtileri arasında kas güçsüzlüğü, kas ağrısı, sırt ve bel ağrısı, ciltte döküntüler, tırnak değişiklikleri, deri sertliği, gözyaşı azalması, ağız kuruluğu, gözlerde kızarıklık, görmede ani azalma ve kayıp, uzun süreli yüksek ateş, parmaklarda renk solması, solunum sistemi ile ilgili belirtiler (Nefes darlığı, kuru öksürük, kanlı balgam vb.) gözlemlenebilmektedir. Aynı zamanda; sindirim sistemi şikayetleri, böbrek fonksiyonlarında azalma, nörolojik belirtiler (Felç, bilinç değişiklikleri vb.), kalp ve dolaşım sisteminde yaşanan olumsuzluklar (Damarlarda pıhtı oluşumu, nabız kaybı vb.) da romatizmal hastalıklarının belirtilerindendir.

Klasik tıpta; romatizmanın kesin bir tedavisi olmamakla birlikte tedavi ile genelde semptomları bastırmak ve hastalığın ilerleyerek diğer organların zarar görmesi engellenmesi hedeflenmektedir. Reçete edilen bazı ilaçlar sadece ağrı ve inflamasyon gibi semptomları tedavi ederken bazıları hastalığın seyrini değiştirebilmektedir. Örneğin; romatizma tedavisinde kortizon çok sık kullanılan bir ilaçtır. Romatizma, hekim ve hasta arasında sürekli takip edilmesi gereken bir rahatsızlıktır.

Mora terapi ile romatizmal rahatsızlıklarda kullanılan tedavilerde, iltihaplanan ve/veya hasarın olduğu ağrılı bölgede oluşan fizyopatolojik değişikler sonucu; organ, doku, mezenkim ve hücresel düzeyde asidozis ve patolojik frekanslar oluşur, bu patolojik durum dokunun normal fizyolojik işlevini engellediği göz önünde bulundurularak hareket edilmektedir. Tedavi genel olarak Ağrı ve Color(renk) terapi seansları ile yapılmaktadır. Bölgesel hasarın olduğu durumlarda ek olarak manyetik elektrotlardan da yardım alınmaktadır.

Biorezonans ile ağrı ve romatizma tedavisi temelde iki yoldan gerçekleşmektedir. Hastalıklı veya ağrılı bölgedeki patolojik frekansları yok etmek ve sağlıklı fizyolojik frekansları daha da güçlendirip tekrar bölgeye vermek. Enflamasyon(iltihap) bölgesindeki lenfatik drenajı artırıp detoksifikasyonu artırmak ve böylece enflamasyon bölgesindeki asidozu azaltıp normal fizyolojik sürece zemin hazırlamaktır.

Sonuç olarak; Mora Terapi genel olarak vücudun birçok dejenaratif ve enflamatuar hastalık ve bozukluklarında kullanılabilmektedir. Hiçbir yan etkisi olmaksızın, ağrı ve romatizmal şikayetlerde azalma gözlemlenmektedir. Buna bağlı olarak hastaların ilaç gereksinimleri azalmaktadır. 

9 Kasım 2018 Cuma

KASIM 2018 MORA NOVA YOĞUNLAŞTIRILMIŞ EĞİTİM


2018 Nisan ayında düzenlediğimiz Mora Terapi Yoğunlaştırılmış eğitimimizin 2. sini, 5-8 Kasım tarihleri arasında düzenledik.

Eğitimimiz; Almanya’daki üretici firmadan gelen değerli eğitmenlerimiz Nat. Dr. Nuno Ruivo ve Nat. Dr. Peter Mahr eşliğinde düzenlenmiş, cihazın temelleri ve ileri düzey kullanımından oluşan, eğitim sonunda 2 adet sertifika alabileceğiniz 4 günlük bir sertifika programıdır. Mora Türkiye Distribütörü olan firma Genel Müdürümüz Dilşad Çelebi tarafından düzenlenmiş ve yürütülmüştür.

Mora Nova Yoğunlaştırılmış Eğitimin amacı; Mora Terapi uygulamalarınızı güçlendirebilmesi, yeni endikasyonlar hakkında derin bilgiler edinebilmeniz, hastalıklara karşı çok yönlü yaklaşabilmenizi sağlamaktır. Aynı zamanda Almanyadaki üretici firmadan gelen eğitmenlere birebir sorularınızı iletebilmenizi ve yine eğitmenlerimizle pratikler yapabilmenizi sağlamaktadır.





Eğitimin 1. Bölümü Mora Terapinin Temelleri, konu başlığı altında günlük hasta muayenesinde kullanım, teşhis ve tedaviler, segment testler, temel elektrohomeopati, temel terapiler, akut ve kronik hastalara yaklaşım, temel regülasyon gibi birçok konuya değinilmiştir.



Eğitimin 2. Bölümü olan Mora Terapinin İleri Düzey Kullanımında ise; biorezonansın temelleri, uygun test ve terapi stratejilerinin geliştirilmesi, pratik ölçüm ve diagnostik egzersizleri, 8 Önemli ‘VOLL’ kanalı, EAP ölçümlerinin genişletilmesi, ilaç testleri, alerji hastalarına yaklaşım birçok önemli konuya değinilmiş, her konuda yapılan pratiklerle, teorik bilgiler pekiştirilmiştir.



Mora Terapi ve bütünsel tıbbın hastaya genel yaklaşımlarını, sunduğu çözümleri içeren sunumlar, örnek vaka çözümleri, test ve terapilerin uygulamalı anlatımları ve katılımcıların bire bir pratik yapma imkanlarıyla çok verimli geçen bir eğitim oldu.



Eğitmenlerimiz cihaz üzerinde uygulamalı anlatım yaptıktan sonra, tüm katılımcılar pratik yapma imkânı buldu.

Eğitimin son gününde Nat. Dr. Peter Mahr eşliğinde, diagnostik ve gerekli terapiler uygulamalı olarak gösterildi.



Her anlamda çok keyifli ve verimli bir eğitimdi. Eğitmenlerimize ve katılımcılarımıza çok teşekkür ederiz. Bir sonraki eğitimlerde görüşmek üzere…





    

2 Kasım 2018 Cuma

PEMF İLE GÜCÜNÜZÜ KEŞFEDİN!


200 yılı aşkındır insan bedeni üzerindeki etkileri gözlemlenen ve araştırmalara konu olan elektro-manyetik alan ve hücre ilişkisi, Japon bilim adamı Dr.Kyochi Nakagawa'nın insan bedeninin düzgün ve sağlıklı şekilde gelişimi için manyetik alanın önemini ortaya atması ile yeni bir boyut kazanmıştır. Hücrelerin enerji transferini düzenleyebilmek için sıradan mıknatısların yetersizliğinin anlaşılmasının ardından, daha güçlü ve kontrol edilebilir bir manyetik alan ihtiyacı doğmuştur. Elektrik enerjisinden faydalanan yeni nesil mıknatıslar hem çok daha güçlü bir manyetik alan yaratmakta, hem de kullanılacağı bölgeye göre şiddeti ve yoğunluğu ayarlanabilmektedir. PEMF cihazı işte tam da bu noktada, bedende hücreler arası ilişkiyi düzenlemek ve enerji transferini hızlandırmak amacı ile geliştirilmiştir.


Bedenimizdeki her hücre birer enerji fabrikası gibi çalışır, enerji özel yollar kullanarak hücreler arasında transfer edilir ve depolanır. Zamanla vücudumuzda biriken toksinler bu yolları yavaş yavaş tıkayarak hücreler arası bu enerji alışverişini yavaşlatmaktadır. Hücrelerin rejenerasyonu ve restorasyonunda çok önemli bir faktör olarak karşımıza çıkan bu yolları temizlemek için PEMF yani Pulsed Electro Magnetic Frequency terapisi kullanılabilmektedir.





PEMF cihazı nasıl çalışır? 


PEMF cihazı, belirli aralıklarla hafif bir şiddet ile hücreleri sarsarak birikmiş olan toksinleri ve yabancı maddeleri hücre duvarından dışarı atar. Vücudun enerji alışverişinin sağlık yapılmasına olanak sağlayan bu işlem öylesine etkili ve hızlıdır ki hücreler gözle görülür bir şekilde daha hızlı iyileşmeye ve sağlıklı hale gelmeye başlar. Tedavi esnasından sorun yaşanan bölgeye sarılan manyetik bobinler şekil alabilir bir yapısıyla kullanım kolaylığı sağlar. Bobinlerden gelen manyetik alanı vücudun her bölgesinde verimli olarak kullanılabilir.

PEMF cihazı hangi alanlarda kullanılabilir?

PEMF, yaralı ya da iltihaplı hücrelerin yenilenmesini hızlandırarak yaraların iyileşmesini desteklemektedir. Kemik yoğunluğunu arttırarak ağrı ve acının giderilmesine yardımcı olur. Aynı zamanda, oksijen salınımını arttırır ve genel detoksifikasyonu genişletmektedir. Besin salınımını ve ATP üretimini de tüm hücreler için arttırmaktadır.

PEMF’in kullanıldığı alanlara; kanserli hücrelerin geriletilmesinde, Alzheimer hastalarında, Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS hastaları), kronik bronşit, kronik venöz yetmezlik, diş sorunları, depresyon dermatisis (Egzema), diyabet, gırtlak hastalıkları, boyun tutulması, sinir hücresi hasarları, Parkinson hastalığı, seksüel rahatsızlıklar, uyku bozuklukları, inme, tüberküloz, ülser, üriner problemler, çikolata kisti, kalp rahatsızlıkları, epilepsi (Sara hastalığı), Multiple Skleroz gibi çeşitli birçok hastalık örnek olarak verilebilmektedir.
PEMF terapileri, özellikle sporcularda meydana gelebilecek; bilek burkulmaları, arthritis (eklem iltahabı), kemik kırıkları, kas yırtılmaları gibi problemlerde de sıklıkla tercih edilmektedir.

Herhangi bir yan etkiye yol açmayan PEMF sağlık sorunu olmazsa bile verimli şekilde kullanılabilir. Vücutta biriken toksinler hücrelerin geçiş yollarını tıkayarak hücreler arası enerji geçişine engel olabilmektedir. PEMF cihazı ise hücreler arası geçiş yollarını temizleyerek vücuttaki verimliliği artırabilmektedir. PEMF, hem vücudu zararlı tüm toksinler arındırdığı için performansın artmasını sağlar hem de hafif şiddete hücreleri sarstığı için fizik tedavi, ağrı tedavileri ve spor yaralanmalarında iyileşme sağlar. PEMF cihazının amacı kişinin bütünsel olarak sağlıklı olmasını sağlamaktır.

27 Ekim 2018 Cumartesi

ÇOCUKLARDA MORA TERAPİNİN KULLANIMI


Mora terapi; temelde akupunktur, homeopati gibi köklü tıp bilgilerinin günümüz tıp bilgileri ve teknolojideki gelişmelerle harmanlanması ile geliştirilmiştir ve bilinen hiçbir yan etkisi olmayan bütünsel tıp metodudur.

Hastalık belirtileri aslında, hastalıkla mücadele sırasında vücutta meydana gelen değişimlerdir. Eğer grip olduysanız; klasik tıp öksürüğü kesmeye, ateşi düşürmeye yönelir. Bütünsel tıp ise, belirtilere sonuç değil neden olarak yaklaşır ve sağlık sorununun nedenini ortadan kaldırmaya yönelir. Bütünsel tıp yöntemlerinden biri olan Mora Terapi de, sağlık sorunu yaşayan kişilerde genç, yaşlı, çocuk farkı gözetmeden depresyondan alerjiye kadar geniş bir yelpazede çalışmaktadır.


Mora Terapinin Allerjik Çocuklarda Kullanımı


Alerjik çocukların her türlü solunum yolu enfeksiyonlarına karşı, alerjisi olmayan çocuklara göre daha hassas olduğunu bilinmektedir. Aynı zamanda ileriki dönemlerde kronik hastalıklara ve kalp hastalıklarının da görülme olasılığı daha fazladır.

Alerjik çocukların daha kolay gribe yakalanabildiği, gribin mevcut alerjileri tetiklediği, hastanın hem grip hem de alerji ile mücadele etmesinin savunma sistemini zayıflattığı bilinmektedir. Savunma sistemi zayıflamış ve alerjisi de tetiklenmiş çocuğun hastalığının daha ağır iyileştiğine ve daha fazla ilaç kullanımına sebep olabileceğini de savunan araştırmalar mevcuttur.

Mora terapi yöntemi ile yapılan alerji testi ve terapi yönteminin, özellikle başka kronik hastalıkları olmayan çocuklar ve genç yetişkinlerde tek başına iyi işlediği, Mora Terapi doktorlarından, Dr. Eckart Herrmann tarafından belirtilmektedir. Mora Terapi ile yapılan alerji tedavileri üzerine yapılan çalışmalarda, özellikle çocuk veya genç, astımlı ya da alerjik hastalarda, 5-7 seanslık standart alerji tedavisi %75- 80’in üzerinde olumlu sonuçlar verdiği sonucuna varılabilmektedir. Mora Terapi yöntemi ile yapılan alerji tedavi sonrasında, hastanın semptomları ya tamamen ortadan kalkmakta ya da antialerjikantiastmatik ilaç gereksinimi belirgin oranda azaldığı gözlemlenmektedir. 

Mora Terapinin Kilolu Ve Obez Çocuklarda Kullanımı


Fazla kilo ve obezite yetişkinler için olduğu kadar çocuklar için de giderek büyüyen bir sorundur. Bu sorunun kökeninde genetik yatkınlık olabilmektedir ancak ana nedenler; hormonal dengesizlik, yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları, düşük fiziksel etkinlik düzeyidir. Özellikle kentsel kesimdeki her dört çocuktan birinin fazla kilolu ve gelecekte sağlık sorunları yaşama riski altında olduğu unutulmamalıdır. Oluşabilecek sorunları önceden tespit etmek ve önleyici tedbirler almak için çocukluk yıllarında kilo artış hızına özen göstermek gerekmektedir. Bu yaşlarda alınan kilolar çocukların sadece metabolizmalarını değil psikolojilerini de etkilemektedir.

ABD Yale Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma özellikle 14-18 yaşları arasında ergenlik dönemindeki kilolu gençler arkadaşları, öğretmenleri, hatta aileleri tarafından ayrımcılığa uğradıklarını ya da kışkırtıldıklarını göstermektedir. Zaman içinde çevresinin kendisi hakkında iyi düşünmediği, başarısız, tembel ve beceriksiz biri olarak görüldüğünü düşünen çocuklar yalnız kalmayı ya da sınırlı arkadaşlıkları tercih etmektedirler. Bu çocuklarda okul başarısının da düştüğü gözlemlenmektedir. Fazla kilolu ya da şişman çocuk olmak, yeni yetişen bu bireylerin özgüven eksikliğine, mutluluklarını yitirmelerine neden olabilmektedir.

Gelişme çağındaki çocuk ve ergenlerde kilo almaların önemli sebeplerden biri de gelişim sonucu hormon dengesizliğidir. Bu dengesizlik çocukta ve ergende hem kilo alma gibi fizyolojik hem de öfke ve anksiyete gibi birçok psikolojik sorunlar da ortaya çıkabilmektedir. Mora terapi gelişim çağındaki çocukların hormonal ve fiziksel dengesizliklerini düzelterek hiçbir ilaç kullanımına gitmeden tedavi edebilmektedir. Özellikle çocuk ve ergenlerin kilo problemlerinin çözümünde yan etkisiz olması, etkinliği ve hızlı sonuç vermesiyle Mora Terapi doktorlar tarafından da tavsiye edilmektedir.

Mora Bach Çiçekleri ve Mora Color’ ın Çocuklarda Kullanımı


Mora Terapi cihazları homeopatik ilaç frekanslarını kullanabilen cihazlardır. Bach çiçekleri terapisi ve renk terapileri de bu şekilde uygulanan terapilerin başında gelmektedir. Çocukluk, ergenlik, yaşlılık dönemi de olmak üzere her yaş grubunda kullanılabilmektedir.

Ünlü tıp doktoru İngiliz Dr. Edward Bach’in çiçeklerin iyileştirici özellikleri üzerine yaptığı çalışmalar sonucu geliştirilen Bach Çiçekleri Terapisi’nin çocukların duygu durumlarının düzeltilmesinde oldukça etkilidir. Elektronik frekans bilgisinin kullanılmasıyla doğal ve yan etkisiz olarak gerçekleşen terapi sonrası çocuklardaki korkuların ortadan kalktığı gözlemlenmektedir. Çocuğun enerji alanındaki korkuya, sinirliliğe ya da agresif olmaya yol açan duygu tıkanıklıklarını açan Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi, söz konusu durumlara yol açan frekansları temizleyebilmektedir. Bach Çiçekleri terapilerinde olduğu gibi renk terapileri de çocuklarda, enerji durumunun dengelenmesini sağlayarak kayda değer sakin ve mutlu bir hal sağlamaktadır.