19 Ekim 2018 Cuma

WELLNESS NEDİR?


İyi yaşam ya da sağlıklı yaşam olarak da adlandırılabilen wellness; bireyin hayatındaki stresi yönetebilmesi, duygularıyla nasıl başa çıkabileceğini bilmesi ve hayatında denge kurabilmesiyle ilgilidir. Wellness kişinin yaşı, bedeni veya dış görünüşünden bağımsızdır. Nasıl göründüğümüzü, hissettiğimizi, insanlarla nasıl etkileşim kurduğumuzu sosyal ve iş hayatımızda başarılı olma şeklimizi belirleyen her faktör aslında wellness’ın bir parçasıdır.



Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre; “Wellness” sadece hasta ve güçsüz olmamak değil kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir.

Wellness, sağlıklı ve tatmin edici bir yaşam için tercihlerde bulunmaya yönelik bir gelişim sürecidir. Beden, beyin ve ruhun bir bütün haline gelerek; yaşamımızın kıymetini bilmemizi, en yüksek potansiyelimizi elde etmenizi, optimal sağlığı elde edebilmenizi sağlayan bir yaşam felsefesidir. Wellness yaşamın amaçlarını ve anlamını bulmamıza destek olan bir süreçtir.

Genel anlamda, wellness farklı alanlarda, dolu, anlamlı ve kişisel potansiyellerini en yüksek seviyelere çıkarabilmek için atılan adımlardır ve sürekli kendini geliştirmeyi hedefler. Wellness’ın birbiri ile ilişkili olan, fiziksel, duygusal (zihinsel), entelektüel (düşünsel ve yaratıcı), ruhsal (spiritüel), sosyal, çevresel ve mesleki wellness gibi boyutları vardır ve wellnessın asıl amacı bu boyutları dengede tutmaktır.

Fiziksel wellness: Sağlıklı bir beden, iyi beslenmek, düzenli egzersiz yapmak, zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, ideal kiloyu korumak, düzenli sağlık kontrolleri yaptırmak, yeterli süre uyumak ve zararlı maddelerin alımını kısıtlamak hatta hiç almamak ‘’fiziksel wellness’’ kapsamındadır.

Duygusal Wellness: Duygusal wellness, kendi kişisel hislerinizi anlama kabiliyetiniz, sınırlarınızı kabul etmeniz, duygusal istikrarın üstesinden gelmeniz ve duygularınızla daha rahat hale gelmenizi kapsar ve kişisel davranışlarınızdan sorumludur. Zihinsel ve duygusal sağlık kişinin duygularını hissedip, kabul edip, paylaşabilmesi; iyimser, oto kontrollü, güvenilir, kendine saygılı, memnun, meraklı ve dirençli olması; hayattan zevk alabilmesi ile ilgilidir.

Entelektüel Wellness: Düşünsel ve yaratıcı wellness da diyebileceğimiz bu boyut; kişinin kişisel gelişimine, eğitimine, başarı ve yaratıcılığa karşı geliştirdiği tutumu, öğrenme deneyimleri, edindiği bilgileri paylaşma, yetenek, beceri, öğrenme ve eleştirel düşünme yetisini geliştirme isteğini kapsar. Bu açılardan sağlıklı olan bireyler yeni fikir ve deneyimlere de açıktır. 

Sosyal Wellness: Aile içinde ya da aile dışındaki bireylerle iyi ilişkiler kurma yeteneğidir. Sadece bireysel bir ilgi değil, aynı zamanda bir bütün olarak insan ve çevre ilgisini de kapsar. Sosyal bakımdan sağlıklı olan bireyler kendini rahat ifade edebilir; destekleyici ve tatmin edici ilişkiler kurabilir, ilişkilere karşı olumlu tutuma sahiptir; insanlarla yakın bağ kurabilir ve gönüllü faaliyetlere katılma konusunda isteklidir.

Spirituel Wellness: Spirituel/ruhani/manevi wellness, dünya hayatı ile birlikte iç dünyaya ait ihtiyaçları dengelemek için bir arayıştır. Evrende var olan daha yüksek bir güç ile birlikte kişisel ilişkilerin bir yaşam boyu gelişmesini özendirir. En önemli sevgi kendini sevmektir, kendini sevmeden başkasını tam olarak sevemezsin. Dünya hayatı ile birlikte iç dünyaya ait ihtiyaçları dengelemek için bu boyuta ihtiyaç duyarız. Buradaki amaç iç huzura ermektir.

Çevresel Wellness: Çevresel wellness; temiz hava, temiz su, kaliteli besin, elverişli ev koşulları, iyi iş şartları, kişisel güvenlik ve sağlıklı ilişkiler gibi şartları yerine getirmek gibi gereksinimleri içerir. 

Mesleki Wellness: İş yaşamında sağlıklı çalışma performansı, keyif, mutluluk ve başarıyı bir arada yürütme yeteneğidir. Birey bu dengeyi sadece kendisi için değil iş ortamındaki diğer bireylerle birlikte yürütme ve sürekli daha iyisini elde etme üzerine odaklanır.

Kısaca wellness hayatın her alanında denge kurabilmek, her anlamda huzurlu ve mutlu olabilmektir.

Mora Terapi cihazlarımızdan olan Mora Beauty, bağımlılık terapilerinde, kilo kontrol terapilerinde kullanılan aynı zamanda rahatlama, detoksifikasyon, stres azaltma ve yeniden canlanma, selülitin giderilmesi, cilt, sac, tırnaklar ve gözler için birçok uygulamayı barındırabilen bir wellness cihazıdır. Mora Terapi fiziksel ve duygusal wellness açısından kişiyi destekler. Mora Terapi yöntemi ile yapılan tüm tedaviler gibi burada da amaç bütünsel olarak sağlıklı olabilmektir. 

12 Ekim 2018 Cuma

MORA TERAPİ İLE AĞRI TEDAVİLERİ


Ağrı, vücudunuzda yolunda gitmeyen bir şey olduğu konusunda sizi uyaran ancak, kişinin günlük yaşamındaki faaliyet ve aktivitelerini kısıtlayan sıkıntılı bir histir. Uluslararası Ağrı Araştırmaları Derneği ağrıyı şu şekilde tanımlamıştır: "Ağrı, gerçek veya potansiyel bir doku hasarından kaynaklanan veya bu şekilde tanımlanan, hoş olmayan bir duyu ve duygusal bir deneyimdir".



Türleri, lokasyonları ve nedenleri büyük farklılıklar gösterse de ağrı çok sık rastlanan bir hastalık belirtisidir. Hastaların yaklaşık yarısı ağrı sorunları nedeniyle doktorlara başvurmaktadır. Mora Terapi yöntemi ile ağrı üzerine çalışan, Dr. Eckart Herrmann; ağrılı hastaları birbirinden farklı iki gruba ayırmanın doğru olacağını savunmuştur. Bu iki grubu;’ İlki geçici, dokuların maruz kaldığı mekanik, kimyasal veya elektriksel travmalardan kaynaklanan kanıtlanabilir ağrıların dahil olduğu akut ağrı grubudur. İkinci gruptakiler kronik ağrısı olan yani, aynı ağrıyı altı aydan daha fazla süredir çeken hastalardır. Bu ağrının nedeni çoğu zaman net değildir.’ şeklinde tanımlamıştır.

Hastaların bir kısmında ağrı mevcut tıbbi tanısal yöntemler ve tanımlanan hastalık süreci için kabul edilen tedavilerle kontrol altına alınabilmektedir. Ne yazık ki vakaların çoğunluğunda bu yaklaşımlar yetersiz kalmakta ve bu nedenle hastaların tedavi edilebilmesi için daha gelişmiş tedavi yöntemlerinden yararlanılması gerekmektedir. Hastaların bir kısmında ise inatçı ağrı, yaşamları boyunca süren bir sorun halini almaktadır. Raymond Maziewicz ve Joseph B. Martin tarafından gerçekleştirilen bir araştırmada, ABD’de kronik ağrı durumları olan hastaların yılda 50 milyar dolardan fazla tedavi masrafı yarattığını ve sadece sırt ağrılarının yılda 100 milyon işgünü kaybına neden olduğu saptanmıştır.

Mora Terapi yöntemi ile yapılan akut ağrı terapilerinde, öncelikle “Temel Terapi” esnasında tüm eklemlerden geçen tüm akupunktur meridyenleri sadece el ve ayak elektrotlarına yapılacak temasla tedavi edilir. Bununla eş zamanlı olarak lokal ağrı özel bir manyetik elektrotla tedavi edilir. Aygıtın frekans ve amplifikasyon ayarlarını uygun konumlara getirerek bu frekanslar dahilinde bedende var olabilecek birçok patolojik osilasyon yok edilebilmektedir. Bu uygulama ağrının kaynağı üzerinde yapılır ve böylece bedenin kendine ait, elektromanyetik “yansıma görüntüleri” kullanılarak ağrıya neden olan patolojik osilasyonlar azaltılabilmektedir.

Akut ağrı için kullanılan prensiplerin aynısı kronik ağrı için de kullanılmaktadır. Buna rağmen genellikle terapinin kapsamı ve seansların adedi akut ağrıya kıyasla daha fazla olabilmektedir. Akut ağrıların aksine, kronik ağrı durumlarında hasta tarafından tanımlanan ağrı bölgesi, vakaların neredeyse tamamında ağrının varlığından tek başına sorumlu değildir. Onun yerine, uzaktan fiziksel, biyokimyasal veya fizyolojik unsurlar bedeni o kadar olumsuz yönde etkilemiştir ki orijinal akut ağrının otomatik olarak iyileşmesi mümkün olmamıştır. Kronik ağrıda özellikle önemli olan bu diğer unsurları bulmak ve ele almak gerekir. Ancak bu şekilde sürekliliği olan sonuçlar elde etmek mümkün olmaktadır.

Kronik ağrı şikâyeti bulunan hastaların çoğunda, başta civa amalgamları olmak üzere belli başlı dental metallere ve bazı gıdalara karşı intoleransların veya alerjilerin bulunduğu defalarca görülmüştür. Bu konularda da Mora Terapi ile gerekli taramaların yapılması gerekmektedir. Bu uyumsuz maddelerin ve etkilerinin ortadan kaldırılmasından sonra uygulanacak Mora ağrı terapisi durumun hızlı bir şekilde düzelmesine katkıda bulunacaktır.

Çevresel elektromanyetik alanların bedenin enerji alanı üzerinde, ne yazık ki fazlasıyla küçümsenen, aslında çok büyük etkileri bulunmaktadır. Bu kadar enerjik bir sistemin küçük elektromanyetik alanlardan etkilenme ihtimali yüksektir. Günümüz teknolojisi insanları çok sayıda elektromanyetik alana maruz bırakmaktadır. Elektromanyetik stresten dolayı patolojik hale gelmiş akupunktur noktalarını bulabilmek için Dr. Ludger Mersmann’ın “spin test” aparatı kullanılabilmektedir.

MORA prensibi ilk başlarda, hastanın bedeninden alınan osilasyonların filtrelenmesi, ters çevrilmesi ve hastanın kendine ait patolojik elektromanyetik osilasyonlarını yokedilmesinden ibaretti. Mora teknolojisinin ilerlemesiyle rezonans prensiplerine göre işleyen özel “biyolojik filtreler” kullanılmaya başlandı ve bu sayede bedene yararlı fizyolojik osilasyonlarla bedene zararlı patolojik osilasyonlar elektronik olarak ayırt edilebildi. Buna göre Mora Terapinin amacı hastanın kendi elektromanyetik osilasyonlarını, elektronik olarak modifiye ederek, hastanın biyokimyasını olumlu yönde etkileyecek şekilde işlemektir. Bu sayede Mora Terapi, hastaya uygulanacak belirli terapinin tamamen kişiye özel olmasını olanaklı kılmaktadır. Sadece bedenin kendine ait elektromanyetik osilasyonları aygıt tarafından alınmakta, işlenmekte ve hastaya geri iletilmektedir. Tamamen kişiye özel olan bu terapi; diğer, daha az kişiselleştirilmiş teraputik önlemlere kıyasla çok daha etkili bir tedavi süreci sağlayabilmektedir.

Mora Terapi yöntemiyle yapılan ağrı terapilerinde de, diğer tüm terapilerde olduğu gibi, ortaya çıkan semptomu ortadan kaldırmak değil, semptomun ortaya çıkmasına neden olan etmenler teşhis edilerek ve ortadan kaldırarak genel sağlığın geri kazandırılması amaçlanır. Tanısal ve teraputik süreç ve olanaklarıyla Mora-Terapi, her iki gruptan hastanın nedensel ve semptomatik olarak tedavi edilmesine ve böylelikle ağrının yok edilmesine veya azaltılmasına olanak sağlamaktadır.


6 Ekim 2018 Cumartesi

BÜTÜNSEL TIP NEDİR?


Bütünsel tıbbın iddiası, insanın beden, akıl ve duygudan oluşan çok boyutlu bir varlık olduğu, tek tek organlara ve sistemlere indirgenemeyeceği ve insanın tüm bu parçaların toplamından daha fazlası olduğudur. Bütünsel tıp, insanı parçalara ayrılmadan tüm varlığıyla ve şahsiyeti ile ele alır. Bütünsel tıp, hastalığın nasıl tedavi edileceğinden önce, insanı hasta eden süreçlerin tespit edilmesini amaçlar. Hastalıkların seyrinden çok, hastalığı doğuran nedenleri sorgulayarak öncelikli olarak bu nedenlerin ortadan kaldırılması gerektiğini savunur. 

Vücut bir bütün olarak çalışır, organlar ve diğer bileşenler birbirinden ayrı değildir. Bir semptom ortaya çıktığında bir şeylerin dengesiz olduğunda ve tedavi edilmesi gerektiğinde vücut sinyaller verir. Bu teori baz alınarak, vücudumuzun bir parçası düzgün çalışmadığında vücudun bütününü etkilenmektedir diyebiliriz.



Beden – Zihin – Duygu Dengesi


Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı, "Sadece hastalıklardan ve mikroplardan korunma değil, bir bütün olarak fiziki, ruhi ve sosyal açıdan iyi olma hali" olarak tanımlar.

Bu tanımlamadan da anlaşılacağı gibi sağlık; beden, zihin ve duygu dengesidir. Bireylerin sadece fiziksel durumlarına bakılarak sağlıklı demek bütünlüklü ve doğru bir açıklama olmayacaktır. Nasıl ki bedensel olarak yaşanan sağlık sorunları ruh ve zihin sağlığını etkiliyorsa, ruh ve zihin sağlığındaki sorunlar da bedensel hastalıklara yol açmaktadır. Yaşayan bir organizmanın denge durumu olan sağlık bütünlüklü değerlendirilemediği sürece tedavi amaçlı yapılan işlemler çözüm olmayacaktır.

Bütünsel sağlık, tüm bu unsurların dengesinin kurulmasıyla sağlanır. Bütünsel tıp uygulayıcıları, bu dengeyi sağlamak için doğal yöntemleri ve yaşam tarzı değişikliklerini kullanırlar.

Beden, zihin ve duygu dengesini ve bütünlüğünü sağlayacak yaşam tarzı değişikliklerini öğretmek, bütünsel tıbbın öncelikli konularındandır. Kısacası bütünsel tıp hastalıkla değil, sağlıkla ilgilenir. Oluşmuş bir hastalığın belirtilerini yok etmekle değil, hastalığın altında yatan sebeplerin saptanabilmesi, sağlığın korunması ve iyileştirilmesiyle ilgilenir. Geçici değil, kalıcı, sürdürülebilir yaşam tarzı değişiklikleri hedefler. Hastalıkları tedavi etmek yerine iyileşebilmesi için uygun ortamın sağlanmasını amaçlar.

Bütünsel tıp insanların birbirleriyle ve çevreleriyle ilişkilerinin, yaşam tarzlarının, zihinsel durumlarının genel sağlıkları üzerindeki belirleyiciliğine vurgu yapar. Hastalık, tüm bu unsurlardaki dengesizlikten kaynaklanır.

Bütünsel tıbbın temellerini esas alan Mora Terapi yöntemi ile yapılan kilo, bağımlılık, alerji, migren, diyabet, metabolik sendrom gibi terapilerde, kişinin yaşam tarzı mutlaka sorgulanır ve yapılan renk terapileri, Bach çiçekleri gibi terapilerle de duygu durum mutlaka desteklenir. Hastalık tedavi edilmeden önce temelinde yatan sebep mutlaka sorgulanarak, iyileşme sürecinde gidilmesi gereken yol bu şekilde planlanır. 

28 Eylül 2018 Cuma

MORA TERAPİ İLE MİGREN AĞRILARINA SON


Migren, hastanın günlük yaşamanı etkileyebilen, gün içerisindeki gerçekleştirdiği aktivitelerde kısıtlılık yaratabilen bir baş ağrısı tipidir. Genellikle ense, şakak veya göz çevresinde başlar. Ağrıya çoğu zaman ışığa ve sese hassasiyet, bulantı, kusma gibi durumlar eşlik eder.

Migren atakları genellikle “aurasız migren” türü olarak görülür. Aurasız migren hastalarının baş ağrısına eşlik eden durumlardan bazıları; bulantı, kusma, ışık, ses ve kokuya karşı hassasiyettir. Auralı migren hastaları ise baş ağrısı atakları başlamadan önce 5 dakika ile 60 dakika arasında değişen “aura” atakları yaşayabilir. Aura atakları geçici olarak yaşanan nörolojik bir bozukluk olarak bilinir. Geçici olarak yaşanan nörolojik bozuklukta hastalar hem görsel hem duyusal (kelimeleri bulamama, uyuşma veya karıncalanma gibi) olarak etkilenebilir. Daha sık karşılaşılan görsel aurada, hastalar atak öncesinde parlak ışık çakmaları veya görme alanlarında sorunlarla karşılaşabilir.


Migren sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte, oluşumunda genetik veya çevresel faktörlerin de rol oynadığı bilinmektedir. Atakların ortaya çıkmasında, serotonin de dahil olmak üzere beyin kimyasallarında yaşanan dengesizliklerin neden olduğu düşünülmektedir. Migren atakları sırasında beyin zarlarından ağrıyı ortaya çıkaran bazı kimyasallar salgılanır ve bu kimyasalların da migren ağrısını oluşturduğu düşünülmektedir.


Migrene neden olduğu düşünülen diğer durumlara ise; vitamin B12 ve folik asit eksiliği, demir birikimi, bazı biyokimyasal parametrelerde eksiklik veya birikimler örnek olarak verilebilmektedir. Ancak bunların bir sonuç mu yoksa neden mi olduğu tartışılmaktadır.

Gök gürültüsü gibi ani, şiddetli baş ağrısı; ateş, ense sertliği, kafa karışıklığı, çift görme, uyuşukluk ya da konuşma bozukluğu; öksürük, efor, ıkınma veya ani bir hareketten sonra gelişen bir baş ağrısı veya 50 yaş üstünde yeni başlayan baş ağrısı gibi şikayetleriniz varsa migren ağrısı çekiyor olabilirsiniz.

Migren için ilaç tedavisi mümkündür. Migren atakları sırasında ağrıyı ortadan kaldırmada ya da eşlik eden bulantı, kusma gibi belirtileri durdurmada veya sık gelen baş ağrısı ataklarının sıklığını kontrol etmeye yardımcı olabilirler. Ancak anlaşıldığı üzere ilaçlar genel olarak semptomları ortadan kaldırmaya yöneliktir.

Mora Terapi de migren tedavisinde kullanılan yöntemler arasındadır. Nöroloji uzmanı Dr. Ömer Soyak bu konu hakkındaki düşüncelerini; Migren oluşumunda, anormal nöronal uyarılabilirlik ve nörovasküler olayları içeren birçok hücresel ve moleküler mekanizmaların esas rolü oynadığı düşünülmektedir. MORA Terapi’nin de migren tedavilerinde tercih ediliyor olması, nöronal uyarılabilirlik ve nörovasküler sistem üzerine düzenleyici bir etkinliği olmasından kaynaklanmaktadır, şeklinde belirtmektedir.



24 Eylül 2018 Pazartesi

MORA BACH ÇİÇEKLERİ İLE KENDİ KÜRÜNÜZÜ OLUŞTURUN


Sağlıklı olmak demek sadece bedensel olarak hastalık veya sakatlık olmaması durumu demek değildir. Duygu, zihin ve beden bir bütündür. Bütünsel olarak sağlıklı olabilmek için duygu durumumuzun da iyi olması gerekmektedir. Ne kadar ‘sağlıklı’ olursak olalım, keyfinizin olmadığı, hayatın tadını çıkaramadığınız dönemler mutlaka olmuştur. Bu dönemler insan hayatının bir parçasıdır. Bu gibi dönemlerde atılabilecek ilk adım, sorununuzun ne olduğunu çözebilmeniz, ters giden şeyin ne olduğunu fark edebilmenizdir. İyileşme aslında bu adımda başlar…


Bach çiçekleri nedir?

Bach çiçekleri, sayısız akademik derecesi bulunan Doktor Edward Bach tarafından keşfedilen çiçek özleridir. Edward Bach bir bakteriyolog, doktor ve patologdur. Yaşamını, yaygın ruh hali hastalıklarına en uygun olan tedavi yöntemini oluşturmak için her bir çiçeği incelediği araştırmalara adamıştır. Bach, insanda 38 temel olumsuz duygu durumu; davranış örneği bulunduğunu saptadı ve bu duygu durumlarına uygun çiçek özleri belirledi. Bu olumsuz duyguları korku, güvensizlik, öfke, utangaçlık, depresyon, izolasyon ve ilgisizlik şeklinde ana başlıklara ayırmak mümkündür. 

Mora terapide Bach Çiçekleri nasıl kullanılır?

Bach çiçeklerinin genel kullanımı, çiçeklerden elde edilen özlerin seyreltilerek homeopatik sıvı oluşturulması şeklindedir. Mora Terapi’ de iyileştirici özellikteki Bach Çiçekleri özlerinin cihazda kayıtlı olan frekansları kullanılır. Mora Color terapilerinde de olduğu gibi ilaç frekans olarak da isimlendirdiğimiz iyi frekanslar doğrudan vücut enerji meridyenlerine gönderilmektedir. Aynı zamanda yine bu frekanslarla oluşturulan homeopatik sıvı da danışanlara verilmektedir. Her hafta 1 seans olacak şekilde planlanan terapiler 4-6 hafta sonunda yanıt vermeye başlar.


Doğru Bach Çiçekleri kürünü oluşturmak

Bu aşamada alanında uzman bir terapist yardımı ile kür seçimi gerçekleştirilebilir. Psikolog ya da psikiatri uzmanı bir terapist ile geçirilen seans sonrasında uygun kürü terapist de seçebilmektedir. Ancak Mora Bach çiçeklerinde kişinin kendisine yardımcı olabilmesi esas alınır ve Mora Bach Çiçeklerinin her birinin açıklamalı anlatıldığı ne gibi durumlarda kullanılabildiğini gösteren kitapçıktan kişi kendi ihtiyacı olan Bach çiçeklerini seçebilmektedir. 

İlk aşamada ihtiyacınız olduğunu düşündüğünüz kürleri listelemeli ve ardından başkasına yönelteceğiniz türden soruları kendinize sormaya başlamalısınız. Nelerden korkuyorsunuz? Sizde anksiyete (bunaltı) yaratan durumlar neler? Nelerden endişe duyarsınız? “Neden/Ne” çok önemli kelimelerdir çünkü bunlar sizi doğru Bach Çiçeğine götürecektir. Sonrasında listenizdeki kürlerin üzerinden geçip her birini neden seçtiğinizi düşünün. Bu sayede gereksizleri eleyebilir ve daha kısa bir liste elde edebilirsiniz. Lütfen unutmayın, tedavi edeceğiniz etki değil, olayın nedenidir! Çoğu zaman etki yüzeysel duygular şeklinde kendini gösterir. Bunlar gerçek resmi görmemize engel olur. Kürler “neden” üzerinde etki göstermeye başladıkça tablo netleşecektir.

Kendinize karşı dürüst olmalı ve pişman, kıskanç, hoşgörüsüz veya şüpheci hissettiğinizde bunu kabullenmelisiniz. Herhangi bir nedenden ötürü duygularınızdan utanmamalısınız. Sorunun ne olduğunu belirlemek bile kendinizi iyileştirmek adına atılan önemli bir ilk adımdır. Size uygun bir kürün var olduğunu aklınızdan çıkarmayın. 

15 Eylül 2018 Cumartesi

VÜCUDUNUZDA BİRİKEN AĞIR METALLERİNİZDEN ARININ

Ağır metallere günlük yaşantımızda farkına varmadan birçok yolla maruz kalabiliyoruz. İçtiğimiz sular, yemek pişirdiğimiz tavalar, kirli hava, zirai ilaçlar, böcek ilaçları, mazot, tütün, gıda katkı maddeleri, aşılar, midye gibi deniz mahsulleri vücudumuza ağır metal almamıza sebep olan etkenlerden bazılarıdır. Tahmin edildiği üzere bunlardan tamamen korunmamız mümkün olmayabilir. Ancak vücutta biriken ağır metalleri azaltabilmek mümkündür.

Ağır metaller sinsice vücutta birikerek, vücutta çeşitli rahatsızlıklara sebep olabilmektedir. Halsizlik, bağışıklık sistemi hastalıkları, alerjiler hatta kansere kadar birçok ciddi sağlık problemine neden olabildikleri düşünülmektedir. Ancak hastalıkların sebepleri araştırılırken çoğu zaman maalesef göz ardı edilebilirler.


Örnek vermeye cıvadan başlayalım. Çoğumuzun dişlerinde amalgam diş dolgusu vardır. Amalgamın içeriğinde cıva, gümüş ve diğer bazı metaller bulunur. Birçok kişide cıva birikiminde önemli bir faktör dişlerdeki bu dolgulardır. Tabi ki de çevresel kirlilik arttıkça daha da fazla cıvaya maruz kalıyoruz ve bu durum sağlığımız için ciddi bir risk oluşturuyor. Tıpta ilerleme kat edildikçe vücuttaki cıva birikiminin birbirinden bağımsızmış gibi duran birçok kronik hastalığın asıl sebebi olabileceği düşüncesi yaygınlaşmaktadır. Cıva vücudumuzda yağ dokusunda birikir ve yağ dokusunun ise sinir sistemi, beyin, böbrekler, akciğerler, salgı bezleri ve diğer birçok önemli organ ile iç içe olduğunu unutmamak gerekir.


Vücutta yerleşen bir diğer önemli ağır metal kurşundur. Cıva gibi yağ dokusunda birikerek birçok farklı organ sistemi üzerinde problemler yaratabilir. Duygu durumda bozulmalar, hatırlama güçlükleri, depresyon eğilimi, psikiyatrik problemler ve kronik yorgunluk hali, genel halsizlikler de duruma göre az ya da çok kurşun birikimiyle de ilişkilidir. Kurşun soluduğumuz egzoz dumanından, içtiğimiz sudan, yediğimiz sebzelerden ve diğer besinlerden vücudumuza girebilmektedir.




Kadmiyum, pillerin içerisinde bulunan, otomotiv ve diğer sanayilerde kullanılan, çevresel kirlilik sonucu vücudumuzda biriken bir ağır metaldir. Sigaranın içinde de kadmiyum bulunur. Diğer ağır metallere benzer şekilde çinko ve selenyum gibi iyi metallerin emilimini azaltmaktadır. Çinkonun bağışıklık sistemimiz için çok önemli olduğunu, selenyumun ise bizi kanser gibi hastalıklardan koruduğunu bilmemiz önemlidir.


Arsenik, toprakta ve yeraltı sularında bulunur. Böcek ilaçlarının üretiminde, içme sularında ve endüstriyel tarımda kullanılır. Yüksek dozda maruz kalındığında kansere ve deri hastalıklarına sebep olabilmektedir, bu nedenle çok tehlikeli bir ağır metal çeşididir.


Ağır metallerin birikimi sonucunda vücutta ne gibi sorunlar meydana gelebilir onlardan biraz bahsedelim. Depresyon eğiliminiz varsa ve sürekli kendinizi halsiz hissediyorsanız sebebi ağır metal zehirlenmesi olabilir. Genellikle bu gibi durumlarda söylenen şeyler bellidir. Psikolojiktir, havalardandır gibi söylemleri sık sık işitirsiniz. Ancak altında yatan sebep bambaşka olabilir.

Özellikle alüminyum, cıva ve kurşun gibi ağır metaller, hücresel metabolizma için gerekli olan enzim ve proteinleri etkileyerek beyinde dejenerasyona yol açmaktadır. Bunun sonucunda da psikiyatrik bozukluklar baş göstermeye başlayabilmektedir. Aynı zamanda vücutta biriken ağır metaller hücrelerin enerji üretiminden sorumlu olan mitokondrilerin fonksiyonlarını olumsuz etkilemektedir. Bu da günlük yaşantımıza halsizlik ve enerjik uyanamama gibi sorunlar şeklinde yansımaktadır. Ağır metal zehirlenmesinin halsizliğe neden olduğunu ve bağışıklık sistemini olumsuz etkilediğini gösteren birçok klinik çalışma da söz konusudur. Vücutta fazla miktarda kurşun birikmesi, kan yapımı için gerekli bir mineral olan demirin emilimini azaltarak kansızlığa neden olabilir. Kadmiyum zehirlenmesinin en önemli belirtilerinden biri kemik erimesidir. Özellikle sigara kullanımında hava yoluyla yüksek miktarda kadmiyum almış olursunuz. Bunama, Alzheimer ya da Parkinson gibi hastalıklarda, otoimmün hastalıkların varlığında, böbrek hastalıklarında hatta çocuklardaki büyüme geriliği ve otizmde sebebin ağır metal zehirlenmesi olup olamadığı mutlaka test edilmelidir.


Günlük hayatta size basit gibi gözüken problemlerden, ciddi sağlık sorunlarına kadar birçok şeyin sorumlusu ağır metaller olabilir. Vücudu ağır metallerden arındırmada kullanılan birkaç yöntem bulunmaktadır. Sarımsak, kişniş, Brezilya kestanesi, klorella gibi ağır metal detoksuna yardımcı olabilecek besinlerden oluşan beslenme planı, şelasyon terapisi ağır metalleri vücuttan uzaklaştırma yöntemlerinden bazılarıdır. Mora Terapi yönteminde ise yapılan elektro akupunktur testi ile vücudunuzda birikmiş ağır metaller tespit edilebilmekte ve ağır metal detoksu terapilerimizle birlikte yapılan şelasyon terapisi ile ağır metaller vücuttan uzaklaştırılabilmektedir.

1 Eylül 2018 Cumartesi

SCHÜSSLER TUZLARI


Hücre veya doku tuzları olarak da bilinen Schüssler tuzları,1873 yılında Alman biyokimyacı William H. Schüssler tarafından geliştirilmiştir. Vücudun ihtiyaç duyduğu bazı önemli minerallerin, vücuttaki hücrelerinin tümünde, uygun bir denge içinde olduğunu bulmuştur. Bir dengesizlik veya bu minerallerin herhangi birinin eksikliğinin, dokularda hastalığa yol açabileceğini ve dokulara eksik minerallerin takviye edilmesi dengesizliği düzelteceğinden hastalıkların da ortadan kalkabileceğini savunmuştur.

Schüssler’in belirlediği 12 hücre tuzu bulunmaktadır. Dr. Schüssler’in ölümünden sonra öğrencileri, bu 12 temel tuza ek olarak 15 yeni hücre tuzu daha geliştirmiştir. Bu tuzları tamamlayıcı ya da ilave tuz hücresi olarak adlandırmışlardır. Dr. Schüssler’in mineral tuzları, hücrelerdeki kimyasal süreçleri düzenler.  Vücudunuzun kendi kendini iyileştirme gücünü teşvik ederler.


Schüssler tuzları homeopatik tedaviler sınıfında, temel vücut fonksiyonlarını destekleyen homeopatik bilgi olarak kullanılır. Homeopatiler potans denilen seyreltme yöntemi ile en etkin formlarına kavuşurken “X” birimi elementin seyreltme (potans) oranını göstermektedir. Bazı elementler 12X potansında hazırlanırken bazılar 3X veya 6X ile en etkili formlarına kavuşurlar.

Mora elektrohomeopati programında, her Schüssler tuzu etkin olduğu potansta kayıt edilmiştir. İstenildiğinde, program içinden çağırılarak tedavi ve homepatik ilaç yapımı için kullanılabilir. Bu özellik hastaya göre doz ayarlaması yapma imkânı da sunmaktadır.


Her tuzun etki ettiği organlar ve kullanım alanları farklıdır. Eklem rahatsızlıklarından kilo problemlerine kadar çeşitli birçok alanda kullanılabilecek Schüssler tuzu bulunmaktadır.

Schüssler tuzları, Mora Terapi cihazlarında elektrohomeopati yöntemiyle kullanılmaktadır. Bach çiçekleri terapilerinde olduğu gibi elektronik ortamda yüklü Schüssler tuzları homeopatik ilaç olarak kişilere uygulanmaktadır. Schüssler tuzlarının size uygun tedavilerini mutlaka deneyimlemelisiniz.