7 Haziran 2019 Cuma

Sağlık Endüstrisinde Gelişmeler: 3D Yazıcı ve Katmanlı İmalat

3D yazıcıların (üç boyutlu baskı) ve katmanlı imalatın kullanılmaya başladığı tarihin başlangıcına baktığımızda öncelikle eşyaların basıldığını görebiliriz; telefon kabı, gözlük, ayakkabı, elbise, mimari modeller… Ve şimdi sağlık sektöründe yapay organ basımı denemeleri, eksik kemik parçalarını tamamlama ve kişiye özel protez yapımı gibi araştırmalar ile geleceğin umut ışığı olma yolunda hızla ilerliyor. Yakın tarihte teknoloji ve sağlığın en verimli buluşması diyebilir ve heyecanla 3D imalat ürünlerini bekleyebiliriz: Çünkü bu teknoloji birçok hayali gerçeğe dönüştürüyor!

3D üretim teknolojisinin sağladığı faydaları biraz daha açacak olursak uzman sağlıkçı Jimmie Beacham'ın yorumuna bakabiliriz: “3D baskı birçok insana fayda sağlayabilir. Tarama süreci sonrasında hastalarıyla konuşan doktorlar, modeli kullanarak sorunun kaynağını görsel olarak anlatabilir ve konunun daha net anlaşılmasını sağlayabilir. Bu modeller, karmaşık ameliyatların planlama aşamasında cerrahlara yardımcı olabilir. Cerrahlar için zorluk yaratan konulardan biri, organ konumunun her insanda bire bir aynı olmamasıdır. Bu modeller sayesinde, bir organın sıra dışı bir açıya veya farklı bir şekle sahip olduğu durumlarda, doktorlar bunu önceden görebilir, hastanın vücuduna dalıp sorunu bulmaya çalışmak yerine önceden daha detaylı plan yapabilirler.




Gün geçtikçe kullanımı artan 3D yazıcılardan üretilen protezler, yapay organ denemeleri gelecekte günümüzde sorun olarak görülen birçok hastalığa çözüm olacak gibi duruyor.  Günümüzde yaşam şartlarını geliştirmenin yanı sıra 3D Printerlar hayat kurtarmayı da başarıyor. İngiltere’de 3 boyutlu yazıcı kullanılarak üretilen leğen kemiğinin nakledildiği bir kanser hastası baktığımızda değnek yardımı ile yürümeyi başarabiliyor.  Bir diğer önemli hayat kurtaran operasyon ise Hollanda’da görüyoruz. 23 yasındaki bir hastanın kafatası 3D yazıcıdan üretilmiş sentetik bir kafatası ile değiştiriliyor ve bu yöntem ile hastanın önceki  yöntemlere göre daha olumlu bir sonuç veriyor. Hasta beyin fonksiyonlarını çok daha rahat şekilde geri kazanıyor. Tüm bu uygulamaların yanında sektörde medikal alanda 3 boyutlu yazıcılar ile yapay organ üretilebilmesi için çalışmalar dünyada tüm hızı ile sürdürülüyor.

Bilindiği gibi çoğu acil vakalarda özellikle bel bölgesinde veya beyin mekanizmasında meydana gelen kazalarda acil bir yardıma ihtiyaç vardır. Hastaya hemen müdahale edilmesi gerekiyordur ama uygun parçaları bulmak bazen haftaları bazen ise yılları alacaktır. Mesela geçen günlerde yurt dışında meydana gelen bir beyin kanaması geçiren hasta,  3D yazıcılarla yapılan implant sayesinde sağlıklı bir şekilde hayata döndürüldü. Böbrek nakli bekleyen hastalar içinde uygun böbreği bu yazıcılardan çıkartıp sağlıklı bir yaşama kavuşmasında etkili bir yöntem 3D yazıcılar, ilk başta prototip amaçlı kullanılmasına rağmen artık birçok organ naklinde de kullanılmaya başlandı. Böylece sağlık bakımından kötü durumda olan insanlar için büyük bir ışık kaynağı oldu. Çünkü bu yazıcılar inanılmaz şeylere imza atabiliyorlar. Gerektiği zaman organ yapımında kullanılabiliyor. Gerekli olduğu zaman sağlık bakımından artık yaşaması zor olan kişileri tekrar hayata döndürebiliyor. Bunlar mucizevi gibi görünse de gerçek. Bakalım bizleri daha neler bekliyor!


31 Mayıs 2019 Cuma

HEALTH SCANNER İLE ÖNEMLİ SAĞLIK DEĞERLERİNİZİ SADECE 60 SANİYEDE ÖĞRENEBİLECEĞİNİZİ SÖYLESEK!


Bütünsel (tamamlayıcı) tıp nedir, klasik tıptan farklı olarak hastalık belirtilerini ortadan kaldırmak için değil hastalığa sebep olan sağlık sorunlarını ortadan kaldırmak için geliştirilen yöntemler bütünüdür. Sağlıklı insan, bir bütün olarak sağlıklıdır. Beden, zihin ve ruh hepsi birlikte düzgün ve doğru işleyiş gerçekleştiriyorsa tam sağlıktan söz edilebilir. Bütünsel tıp iyileşmeyi beden, ruh ve zihin kombinesiyle yani bir bütün olarak ele alır. Örnek verecek olursak, zihinsel anlamda sağlıksız bir vücudun bedensel sağlığını da ruhsal sağlığını da kaybetmesi oldukça olasıdır. Bütünsel tıp, insan sağlığının çevresiyle ve yaşam tarzıyla da oldukça önemli olduğunu vurgular.

Tamamlayıcı tıp da Mora Terapi cihazları geliştirilmiştir. Bu cihazlar insan vücudunda doku ve sistemler arasındaki iletişimin elektro manyetik dalgalar yoluyla gerçekleştiği temeline dayanmaktadır. Mora Terapi cihazları biorezonans metodunun başlangıcı olarak kabul edilir. Gelişen teknolojinin de katkısıyla günümüzde pek çok farklı sağlık sorununun tedavisi için kullanılır hale gelmiştir.

Peki Health scanner nasıl etki eder?  Ana cihaza bağlı olarak bulunan el sensörü avuç içerisinde 60 saniye tutulduğunda kalp ritmi, böbrek fonksiyonu, karaciğer fonksiyonu, kemik hastalıkları, vücut toksinleri, beyin sinirleri, ağır metaller, aminoasitler, vitamin, mineral, eser element, cilt, göz, prostat, jinekoloji ve göğüs gibi 40’a yakın alandaki sağlık analizi 60 saniyede ölçülür. Hücre ve organların manyetik dalgalarını nano ve mikro boyutlarda ölçerek değerlendirme yapar. Tanı ve tedavi için birçok bilgiyi almanıza yardımcı olur. 40’a yakın sağlık değerini referans değerleriyle birlikte veren Bionic Health Scanner, kişiye değerlerini referans değerleri ile karşılaştırma imkanı verir. Health scanner ile yapılan düzenli ölçümler hasta durumunun kontrol edilmesini ve takip edilmesini oldukça kolaylaştırmaktadır. Health Scanner ile bulunan tüm çözümsel sonuçlar hastanın sağlığı için birer ipucu değeri taşımaktadır. 




            

27 Mayıs 2019 Pazartesi

Çağımızın ve Çoğumuzun Sorunu: Stres!

“Stres” gündelik hayatımızda büyük bir yer kapladığından dolayı “stres kavramı” hepimizin aklında bir şeyler canlanıyor. Gündelik hayatta bu kadar çok kullanım alanına sahip olup bu kadar ‘yanlış kullanılan’ bir kavrama rastlamak kolay değildir. Bu kavramın yozlaşmasının önemli bir sebebi insan vücudunu doğrudan etkileyen bir “hormonal olay” olmasıdır. İnsan hastalıklarının sebebi ve çözümlerinde doğrudan veya dolaylı bir rol oynaması stres kavramının halkın yoğun kullanımına girmesine ve sonuç olarak yozlaşmasına sebep olmuştur. Bunlara rağmen insanların genel kanısının aksine her olayı stresle bağdaştırmak doğru değildir. Hatta size ilginç gelecek bir bilgi daha, stres yönetildiği zaman yararlı bile olabilir! 
Stresin pek çok ciddi sağlık problemine yol açtığı söylenmesine rağmen Kaliforniya Üniversitesi’nde psikiyatri doçenti Kirsten Aschbacher gibi araştırmacıların çalışmaları sonucunda stresin yaşlanma karşıtı etkileri olduğu kanıtlanmış görünüyor. Yine Kaliforniya Üniversitesinde stresin biyolojisini beynin endişe durumlarına ve travmatik olaylara tepkisini moleküler düzeyde inceleyen Yardımcı Doçent Daniela Kaufer ise yine kısa süreli ve az yoğunluklu olarak tanımladığı iyi stresin dikkati ve zihinsel performansı artırdığını; hafızayı güçlendirdiğini söylüyor. Peki genel olarak strese karşı nasıl düşünmeli ve nasıl davranmalıyız?






Düşük seviyeli stres yaratan durumlar, nörotrofin adı verilen beyin hücresi üretimini tetikleyerek ve beyin içinde yer alan nöronlar arasındaki bağlantıları güçlendirerek üretkenliği ve yaratıcılığı artırıyor. Yapılan incelemeler doğrultusunda, stresin hafıza ve öğrenme süreci üzerinde de olumlu etkileri olduğunu gösteriyor. Birkaç saati geçmeyen orta dereceli stres yaşanması, az miktarda üretildiğinde bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olan kortizol hormonlarının üretilmesini sağlıyor. Vücut, stres karşısında alarma geçerek kendisini muhtemel bir yaralanma ya da enfeksiyona karşı da koruma durumuna alıyor. Bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde önemli role sahip bir kimyasal olan interlökinin fazladan üretilmesi için çalışmaya başlayan biyolojik yapı, geçici de olsa yüksek güvenlik durumuna geçiyor.

Stresle başarıya ulaşmak ve stresi eğlenceye çevirmek de mümkün!

Kabul edilebilir düzeydeki “iyi stres”, bir hedefe ulaşırken önemli bir motivasyon unsuru oluyor. Aynı; işlerin teslim süresinin, sınav zamanının ya da ödeme vadesinin yaklaştığı zamanlarda daha yaratıcı çözümler bulunup üretkenliğin artması gibi stres de daha hızlı ve daha üretken çalışılması yönünde kişiyi teşvik ediyor. Psikoloji uzmanları; iş yerindeki, spor karşılaşmasındaki ya da yaratıcı bir etkiye ihtiyaç duyulan müzik performansı, resim veya tiyatro gibi sanatlardaki başarının da kimi zaman “ilham” olarak da tanımlanabilen baskı kaynaklı bu “akış hâli” sayesinde yakalandığını söylüyor.

Elbette ki stres, sadece kişinin kontrolü dışında oluşmuyor. Dış etkenlerden kaynaklanan stresin iyi yönleri olduğu gibi bir de kişinin kendi iradesiyle yaşamayı tercih ettiği stresler bulunuyor ki onların da hayatı daha eğlenceli kılmak gibi bir fonksiyonu bulunuyor. Zaten sağlığa en yararlı olan da hayattan zevk alabilmek olduğundan bu türden stresleri bilinçli olarak yaşamayı tercih etmek gerekiyor. Ve sen olarak aşağıdaki maddeleri uygulamamızda hepimiz için fayda var;

1.      Stresin neden kaynaklandığını bulun,
2.      Zor zamanlardan geçtiğinizi kabul edin ve bunun için bir şeyler yapın,
3.      Size nelerin iyi geldiğini hatırlayın ve tekrar tekrar yapın,
4.      Bir uzmanla görüşün.

Yazımız umarız ki faydalı olur. Herkese stresten uzak yıllar!






17 Mayıs 2019 Cuma

Sindirim Dostu ve Düşmanı Besinler!


Sağlıksız beslenme, sigara, alkol ve stres derken bağırsaklarımızdaki iyi bakterilerin sayısı zamanla azalabiliyor. Bunun sonucunda sağlıklı bağırsak floramız bozularak hastalıklara davetiye çıkarıyor. Bağırsaklar, sindirim sistemimizin düzenli ve sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlayan en önemli organlardan biridir hatta başında gelir. Eğer yanlış bir beslenme alışkanlığına sahipseniz, sindirim sisteminiz doğru bir şekilde çalışmaz ve tuvalete çıkamama durumu, çok tuvalete çıkma durumu, ishal, kabızlık, gaz, şişkinlik gibi birtakım sağlık sorunlarıyla karşılaşabilirsiniz. Yazımızın devamında sindirim dostu olan ve olmayan besinleri sizinle paylaşacağız. Önce sindirimi zorlaştıran besinlerle başlayalım!






İlk sıralara birçoğumuzun maalesef çok sevdiği kahve ve çikolotayı eklesek yanlış yapmış olmayız. Bu besinlerin barındırdıkları bazı maddeler yemek borusundaki alt ucu gevşettiği için reflü şikâyetlerinin artmasına neden oluyor. Dolayısıyla bayram boyunca özellikle reflüye eğilimi olan kişilerin bu ürünleri tüketirken dikkat etmesi gerekiyor. Süt ve sütlü tatlılarda bulunan laktoz midede şişkinlik ve gaza neden olduğu için, bu iki besin aslında hepimizin aşina olduğu bir sindirim sistemi düşmanı. Bunun yerine yoğurt, peynir ve laktozsuz süt ile kalsiyum ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Reflünüz varsa ve tetiklenmeye müsait se acı kırmızı biber de uzak durmanız daha sağlıklı olacaktır; çünkü küçük çapta hemoroidi olan bir kişiyseniz dahi, çok acılı yemekler hemoroidin büyümesine, hatta kanamaya neden olabilir. Gazlı içecekleri ve kızartmaları hâliyle söylemimize bile gerek yok ama olsun, biz yine de söyleyelim. Uzak dursanız iyi olur!

Bu kadar “zarar adına bilgi” yeter diyorsanız sindirim sistemi arkadaşlarımızdan bahsetmeye başlayabiliriz.

Yüksek oranda lif içeren fasulye, bezelye ve mercimek gibi baklagiller sağlıklı bir bağırsak hareketine yardımcı olabilir. Bağırsakları çalıştıran bakliyat ürünleri aynı zamanda protein ve demir gibi mineraller açısından doğru bir kaynak. Aynı şekilde kuru meyveleri de sindirim sistemi dostu olarak tanımlayabiliriz. Örnek verecek olursak; 3 adet kurutulmuş incir 1.5 gram, 2 adet kuru kayısı 1.7 gram ve 3 adet kuru erik yaklaşık olarak 1.9 gram besin lifi içeriyor. Bu dostlar arasına taze meyvelerin de birçoğunu hatta neredeyse hepsini dahil edebiliriz. Meyveler lif bakımından zengindir ve günlük ihtiyacınız olan vitamin ve minerallerin çoğunu almanıza yardımcı olur; yüksek lif içeren meyveler arasında da kabuklu elma, portakal, çilek ve muzu sayabiliriz. Ve tabii ki tüm sebzeler; ancak ilk sıraya alacaklarımız kesinlikle enginar, brokoli, şalgam, mısır, Brüksel lahanası ve çok sevdiğimiz patates olmalı. Peki bu liflerin sindirilmesi gerekmiyor mu? Gıdalar yoluyla alınan liflerin sindirilmesi, bağırsakların daha kolay çalışması için gün boyu alınan sıvı miktarı önem taşımaktadır. Bu sıvının kahve ve çay gibi içecekler yerine su olarak alınması gerekmektedir. Yetersiz su tüketimi bağırsakların sertleşmesine ve tuvalete çıkmada zorlanmaya neden olabilir. Bir de kendi başına bağırsak dostu besinlerimiz mevcut, onları da maddeler hâlinde sıralayacak olursak:

1.      Kefir,
2.      Yoğurt,
3.      Badem,
4.      Turşu,
5.      Somon,
6.      Rezene çayı,
7.      Papatya çayı.

Unutmayın, Mora Terapi ile tanışarak tüm bu olumsuzlukların önüne geçebilecek ve sorunları tamamıyla ele alacak bütünsel sağlık hakkında bilgi sahibi olabilir ve bu çağın ötesinde terapi yöntemleriyle sağlık özgürlüğüne kavuşabilirsiniz. Herkese sağlıklı günler!

3 Mayıs 2019 Cuma

Ağır Metal Zehirlenmeleri Hakkında Ne Kadar Bilgiliyiz?

Sanayileşme, insanların yaşam alanlarındaki toksik ağır metallerle iyiden iyiye tanışmasına sebep oldu desek yanılmayız. Sanayileşmenin kirlettiği doğada yetişen bitkisel ve hayvansal gıdaların alımı, denizlerin kirlenmesi, geri dönüşümlü kullanılan malzemeler, yakıtlar ve bunların kirlettiği havada adeta insanoğlu kendini ister istemez zehirleyebiliyor. Ağır metaller, çevre şartlarına dayanıklı olduklarından insan ve diğer canlılarda birikebiliyorlar. Bunu biyoakümülasyon; çevrede bulunan ağır metallerin zaman içinde organizmada birikmesi şeklinde ve biyomagnifikasyon; besin zincirindeki küçük canlılardan daha büyük canlılara doğru gittikçe katlanarak birikmesi şeklinde yapmakta. Peki ağır metaller bizleri spesifik olarak ne yönde olumsuz etkiliyor?

Hâlsizlik, konsantrasyon bozukluğu, iştahsızlık, kas ya da eklem ağrıları, kansızlık problemi gibi pek çok farklı durumda gereken ilk nedenlerden bir tanesi de ağır metal zehirlenmeleridir. Bu, düşünüldüğünden çok sık rastlanan bir sorundur ve birçok farklı semptomla hayatımızda karşımıza çıkabilir. Ağır metal zehirlenmesinden muzdarip olmamız için sanayi işçisi olmamız da gerekmiyor; modern yaşamın her alanında ağır metallere maruz kalıyoruz. Şehir hayatında aldığımız her nefeste, hatta yemek pişirdiğimiz tava, içtiğimiz suyla bile ağır metallere maruz kalabiliyoruz. Ağır metal deyimiyle genel olarak vücudun gereksinimi olmayan endüstriyel ve sanayi ürünleriyle alınan toksik etkili elementler kast edilir. Kurşun, cıva, arsenik, alüminyum, kadmiyum gibi ağır metaller vücuda besinlerle, içme sularıyla hatta hava yoluyla buhar olarak girer, yumuşak dokularda birikip uzun yıllar kalır ve anneden çocuğa da geçme riski teşkil eder.



Olası olumsuzluklardan bahsedip biraz moralinizi bozmuş olabiliriz. Ama merak etmeyin, yazımızın bu bölümünde ağır metallere karşı koymak için neler yapmamız gerektiğinden ve “ağır metal detoksu”ndan bahsedeceğiz.

Öncelikle ve kesinlikle nedeni bilinmeyen kronik yorgunluk, kansızlık, halsizlik, savunma sistemi zayıflığı, kas, eklem ağrıları ve depresyon gibi sorunlarda vücutta ağır metal birikimi olup olmadığının kontrolü için gerekli testler yapılmalıdır. İthal, güvenliği zayıf oyuncaklardan çocukları uzak tutmalı, kaynağı belli olmayan boyalı seramikleri, teflonları, mutfak malzemelerini kullanmamalıyız. Gıda konusunda ise hepimizin çocuk yaştan itibaren öğrendi gibi sebze ve meyveleri iyi yıkamalı, içecek ve yiyecek ile temas eden alüminyum folyoların ısı ile temasından kaçınılmalıdır. Ucuz kumaş boyası, plastik baskı vb. gibi tehditlere karşın aşırı kalitesiz giyim ürünleri de bu konuda tehdit unsuru. Deniz ürünlerini dikkatli tüketmeli, hava kirliliğini ciddiye almalı, mümkünse trafik yoğunluğundan uzak bölgelerde yaşamak tercih edilmelidir. Ve tabii ki sigaradan kesinlikle ve kesinlikle uzak durulmalıdır.
Son olarak ise ağır metal detoksu için oldukça önemli besin takviyelerinden bahsetmemiz gerekir. Aşağıdaki yiyecek ve içecekler, dünya tarafından da bu konuda kabul görmüş, ağır metal zehirlenmesinin etkilerinden korunmak için rutin beslenme planımıza entegre edilebilir:

•        Brokoli
•        Brüksel lahanası
•        Kereviz
•        Kişniş
•        Lahana
•        Mantar
•        Fesleğen otu
•        Havuç
•        Ispanak
•        Pazı
•        Karalahana
•        Maydanoz
•        Narenciye (portakal, greyfurt, limon)
•        Sarımsak
•        Soğan
•        Spirulina
•        Zencefil
•        Zerdeçal

Yukarıdaki tüm besinlerin dahil edilebileceği ağır metal detoksuna yardımcı olabilecek besinlerden oluşan beslenme planı ve şelasyon terapisi ağır metalleri vücuttan uzaklaştırma yöntemlerinden bazılarıdır. Mora Terapi yönteminde ise yapılan elektro akupunktur testi ile vücudunuzda birikmiş ağır metaller tespit edilebilmekte ve ağır metal detoksu terapilerimizle birlikte yapılan şelasyon terapisi ile ağır metaller vücuttan uzaklaştırılabilmektedir. Yeni ve fonksiyonel, kişiye özel tedavi imkanı sunan “Mora Optima” opsiyonu ile çok geniş ve farklı endikasyonlarda otomatik çalışma imkanı sağlar. Tüm hasta bilgilerine, istenildiğinde Yeni Mora NOVA’daki veri saklama özelliği sayesinde kolaylıkla ulaşılabilir. Ağır metal ve yeni tüm diğer testler çok daha kolay bir şekilde uygulanabilir.

Herkese ağır metalden uzak, sağlıklı günler!


19 Nisan 2019 Cuma

Neden Antibiyotik Kullanırken Dikkat Etmeliyiz?

Antibiyotikler, enfeksiyon tedavisinde kullanılan ilaçlar olarak tanımlanır. Bakterilerin neden olduğu hastalıklara da enfeksiyon denir. Kelime anlamı ile de “antibiyotik” terimi, “hayata karşı” anlamına geliyor. Antibiyotikler de bakterileri çeşitli mekanizmalarla öldüren ve çoğalmasını durduran ilaçlar olarak enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Bazı antibiyotikler kısıtlı sayıda farklı bakteri türü ile savaşabilirken, bazıları ise “geniş spektrumlu” yani pek çok bakteri türüne etki edebilme niteliğine sahip. Sonuç olarak baktığımız zaman antibiyotikler birçoğumuzun hayatında olmazsa olmazların başında geliyor.

Ülkemizde reçetesiz antibiyotik alınamaması, bilinçli antibiyotik kullanımı konusunda farkındalık oluşturulması gibi tedbirlerle antibiyotik kullanımı yılda 250 milyon kutu gibi inanılmaz bir sayıdan yaklaşık 170 milyon kutuya düştü; ancak bu sayıya rağmen hâlen dünyada ve Avrupa’da en çok antibiyotik kullanan ülkelerin başında geliyoruz. Antibiyotikler diğer ilaç türlerine oranla maalesef en fazla suiistimal edilen ilaçlar arasında yer alıyor. 



Öncelikle bilinen en büyük yanlışlardan birisiyle başlayalım: Antibiyotik ateş düşürmez; sadece uygun doz ve şekillerde kullanıldığı zaman hastalığın kaynağı olan enfeksiyonu ortadan kaldırdığı için ateş düşer. Bu duruma soğuk algınlığı ve gribi de ekleyebiliriz, çünkü soğuk algınlığı ve grip çoğunlukla kendi kendine iyileşebilen hastalıklardır ve antibiyotik alımı gerektirmez. Aynı şekilde antibiyotikler herhangi bir ağrıyı dindirmez, burun akıntısı veya öksürük problemlerini de hafifletmez. Tüm ilaçlarda olduğu gibi yaygın ve yanlış kullanımda hızla direnç gelişir ve ilacın faydalı olacağı zamanlarda etkisi dirence bağlı olarak düşer. Antibiyotikle ilişkili olarak ishal oluşabilir, bağışıklık sistemine zarar verdiği ve vücuda yararlı mikroorganizmaların olduğu florayı değiştirdiğinden antibiyotik direnci gelişip, hastalıklar daha ciddi boyutlara ulaşabilir. Peki antibiyotikleri ne zaman ve nasıl kullanırsak faydalı sonuçlar alabiliriz?

İdeal antibiyotik kullanımında doğru tanı sonrası doğru ilaç tedavisi çıkış noktası olmalı. En uygun yoldan, etkin dozda, optimum aralıklarla ve uygun süreyle antibiyotik verilmelidir. Doğru antibiyotik kullanımı için,  mikrobiyolojik olarak kanıtlanmış bakteriyel bir enfeksiyonun varlığı sorgulanmalı. Buna “akılcı antibiyotik kullanımı” adı verilir. Akılcı antibiyotik kullanımı doğrultusunda uygun antimikrobiyal tedavi; hastalık şiddet ve süresinin kısaltılması, kronikleşmenin önlenmesi ve komplikasyonlar açısından oldukça önemlidir.

Unutmayalım ki akılı antibiyotik kullanımı, dünyada giderek yaygınlaşan ve bakteriyel enfeksiyonların tedavisini güçleştiren antibiyotik direncinden, aşırı antibiyotik kullanımının tıbbi, ekonomik ve toplumsal sakıncalarından koruyarak, sağlıklı kuşaklar oluşmasına katkı sağlar. Herkese sağlıklı ve enfeksiyondan uzak günler!

5 Nisan 2019 Cuma

Müziğin ve Sporun, Ritmin ve Vücudun Eşsiz Harmonisi!

Müzik ve spor; ayrı ayrı ele alındığında milyonlarca insanın vazgeçilmezleri arasında. Bazıları içinse ikisi birlikte de birbirinden asla ayrılmayacak konumda. Hayatınızda yer edinen ayrılmaz ikilileri düşünün; bir tanesine sahipseniz bile zihniniz direkt olarak öbürünü düşünecek ve yüksek ihtimalle onu da isteyip elde edeceksiniz. Hâl böyleyken müzik ve spor ikilisinin kimseye herhangi bir zararının olmaması, aksine uygulayan herkese yarar sağlayacağını bilmek de bu yazımızı keyifle okuyacak tüm takipçilerimiz için ekstra önem taşıyor!

Müziğin faydaları çağlardır tartışılıyor ve bilimsel olarak detaylıca inceleniyor; hatta Osmanlı dönemindeki Beyazıt Külliyesi’nde akıl hastalarının müzikle tedavi edildiği özel odalar bile bulunuyordu. Günlük hayatımızda müziğin psikolojik faydalarını düşündüğümüzde en basit hâliyle eğlenmek, konsantrasyon sağlamak ya da “kafa dağıtmak” için etkili olduğunu söyleyebiliriz. Burada bahsettiğimiz “kafa dağıtmak” fiilini zihnimizdeki kalabalık düşüncelerden arınıp, meditasyon misali tam konsantre olma durumu olarak düşünebilirsiniz.

Özellikle bireysel sporlarda konsantrasyon çok önemli. Örneğin birçok sporcuyu yarış öncesinde kulaklıkla görmenizin sebebi de budur. Bireysel sporları bir kenara koyarsak takım sporlarında da müzik, antrenman ve maç öncesi ısınma sırasında birçok sporcunun en iyi arkadaşı durumuna geliyor. Yanlış anlaşılma olmasın; müziği sporumuza katmamız ve bundan zevk veya fayda sağlamamız için tabii ki de profesyonel bir sporcu olmamıza gerek yok. Müzik evrensel ve herkes içindir; aynı spor gibi.                               


Müzikle rahatlama branş fark etmeksizin çok sık kullanılan bir yoldur. Günümüzde araştırmalar müziğin, egzersiz sırasında ve rahatlamada verimli etkileri olduğunu gösteriyor. Kanada'daki McGill Üniversitesi'nden David Levitin ve ekibinin araştırması, müzik dinlerken beynin morfin gibi etki gösteren opioid kimyasalını salgıladığını ve bunun da spor esnasında oluşan ağrıları azaltmaya yardımcı olduğunu gösterdi. New Scientist dergisinde yayınlanan Levtin ve ekibinin çalışmalarına göre müzik bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve stresi de azaltıyor.

Yine bu doğrultuda yapılan incelemelerde müziğin; dayanıklılık ve yüksek performansı sürdürmeyi gerektiren antrenmanlarda veya egzersiz sırasında, performansın süresini artırdığı ve büyük geri kazanım sağladığı tespit edilmiş. Örneğin ağırlık kaldırmada, ağırlığın kaldırıldığı süre ile seçilen müzik bölümlerine ayrılarak, aynı şekilde sürekli motivasyonun yükseltilmesi sağlanmış. Örneğin koşu yapıyorsak da tempomuzu müziğin ritmine göre rahatlıkla sabitleyebiliriz.

Hepimiz farklı zamanlarda farklı tarzlarda müzikler dinlemeyi severiz. Özellikle de bir iş yaparken, konsantre olmamız gerektiği anda, yorgun olduğumuz anlarda, sevinçli ve mutlu anlarımızın hepsinde farklı müziklerden hoşlanırız. Eğer siz de spor yaparken daha fazla çalışabilmek, sporu daha eğlenceli hâle getirmek ve daha fazla sonuç elde etmek istiyorsanız; kendiniz için sevdiğiniz müzik parçalarından oluşan bir liste oluşturabilir
ve bu müthiş ikiliyi yaşamanız boyunca bir arada uygulayabilirsiniz.

Bol müzikli sporlar!