28 Mart 2022 Pazartesi

DUYGU DURUM BOZUKLUĞU NEDEN YAŞANIR ?


                    

                          DUYGULARIMIZ

 Hayatımızda bizi biz yapan, kişiliğimizi oluşturan, eylemlerimize yön veren ve yaşamımızın, varoluşumuzun temel ögesi olan duygular; hayatın akışı içinde, akışa uygun olarak veya olmayarak değişir ve gelişir.

 Temel olarak yaşadığımız korku, sevinç, üzüntü, öfke, güven, kaygı, şaşkınlık, iğrenme gibi duygular kişinin tamamen zihninde ve bilinçaltında var olurlar ve tetikleyici bir durum ile ortaya çıkarlar.

Duygular doğuştan gelmez ve kontrol edilemezler. Her duygu tecrübe edilerek öğrenilir.

  Duyguların kontrolü tamamen akıldadır diyemeyiz. Kişi zamanla duygularının farkına vararak onları kodlayıp isimlendirir. Bazen de hayatın bir anında tetikleyici durum ile beraber hissedeceği duyguyu bastırmaya ve önlemeye çalışabilir. Bu durumun olumlu bir getirisi olmamakla beraber o duygunun verdiği mesajdan yoksun kalınır ve duygudan faydalanma gerçekleşmez. Duygular bize başta ihtiyaçlarımız olmak üzere pek çok şeyi hatırlatır. Ve hayatın akışı içinde hareketlerimiz de duygulara bağlıdır. Örneğin beyin bir tehlikeyle karşılaşılacağını anladığında korku kendini hissettirir.

Hayatın sürdürülebilirliği açısından duygularımız temel gereksinimimizdir ve duygularımızla barışık olup, onlardan kurtulmak istemek yerine onlara kendi iyiliğimiz için yön vermek bizim elimizdedir.

Duyguları başkası tarafından bastırılmış ya da kendi iradesi ile duygularını yok saymak isteyen insanlar vardır. Ve bu insanların hayatını etkileyen, olumsuzluklar getiren, akıl sağlığı problemleri diyebileceğimiz duygu durum bozuklukları olabilmektedir.


                   DUYGU-DURUM BOZUKLUĞU NEDEN YAŞANIR?

 Duygu-durum bozuklukları yaşanmasının temel nedeni psikolojik problemler kabul edilse de geçmişte yaşanılan tramvatik olaylar, kişinin doğup büyüdüğü ortam ve bu ortamda yaşanan vakalar, kayıplar (ölüm/ iş kaybı/ maddi kayıplar), fiziksel rahatsızlıklar, ilaç kullanımı veya bağımlılığı, az da olsa genetik faktörler, yalnızlık gibi etkenler de kişinin duygu-durum bozuklukları yaşamasını etkileyen faktörlerdendir.

Durumun psikolojik boyutunun yanında biyolojik etkileri de görülmektedir.

 Kişinin psikolojisini olumsuz etkilediğini belirttiğimiz durumlardan herhangi birine ya da birkaçına maruz kalındığında; kişi kendini iyi hissetmek için sosyal veya duygusal, tutunacak bir sebep aramaya başlar. Aradığı desteği bulamayınca ve sebep-sonuç ilişkisi kuramayınca da kendini çaresiz ve umutsuz hissetmeye başlar. Bu hisler zamanla yerini duygu durum bozukluğu olarak tarif ettiğimiz;  büyük bir atak olarak genellikle bir defa görülen ya da belirli aralıklarla gelen rahatsızlıklara sebep olabilmekle beraber, temel olarak iki uç duyguyla yani duygu-durum bozukluğuyla karşılaşılır.

     Depresyon

  Depresyon yaygın görülen bir bozukluk olmakla beraber, kişinin hayatını pek çok yönden olumsuz etkileyebilecek, yaşamını idame ettirecek faaliyetleri yapmasını engelleyebilecek ve insan ilişkilerini bozacak ya da bitirebilecek bir duygu-durum bozukluğudur. 

Depresyonun yaygınlığının sebebi, hayatın doğal akışında herkesin başına gelebilecek, önlenemeyen olayların depresyona neden olabilmesidir. 

Her insan kayıplar, zorluklar, üzüntüler yaşayabilir; engellere, baskılara, zorbalıklara maruz kalabilmektedir. Bu tür yaşanmışlıkların birikmesiyle ve çözüm üretilmeyip olumsuzlukların hayatın her alanına götürülmesi ve ‘An’ın yaşanamamasıyla birlikte, birikmiş ve bastırılmış duygular bir gün açığa çıkar. Üzüntünün, karamsarlığın en üst seviyede yaşandığı depresiflik hali, mutlaka tedavi edilmesi gereken bir durumdur. 


     Bipolar Bozukluk (Manik- Depresif Durum)

  Bipolar bozukluğu olan kişiler, Mani dönemi ve depresif dönem olmak üzere iki farklı duygu durumunu içeren dönemlerden geçerler. 

Ani duygu değişimleri, bir anda gelen aşırı coşku, heyecan, mutluluk, hızlı düşünme ve konuşma gibi belirtileri olan Mani durumu ile birlikte, bu duygular yerini tam tersine yani depresif duygulara ve belirtilere bırakabilir. Ve asıl sorun da bu duyguların çok kısa sürede değişmesidir. Her iki duygu durumu da atak şeklinde gelir.

Bahsedilen belirtilere sahip Bipolar bozukluğu olan kişiler, bu ani duygu değişimleri ve tüm duygu durumlarının aşırı uç noktada yaşanması sebebiyle hayatını dengesiz yaşamaya başlamakta ve bu durumdan olumsuz etkilenerek çevresini de olumsuz etkilemektedir.

Depresyonda olduğu gibi Mani durumunda ve Bipolar bozuklukta da kesinlikle hekime başvurulmalı ve tedaviye başlanmalıdır.

Ne yazık ki duygu-durum bozuklukları tamamen kontrol altına alınması mümkün olmayan ve tekrarlaması olası olan rahatsızlıklardır.

Hekimin gerekli gördüğü takdirde ilaç kullanımı olmakla birlikte tedaviyi desteklemek amacıyla doğanın ve bitkilerin güç ve enerjisinden de yararlanmakta fayda olacaktır.


   DUYGU-DURUM BOZUKLUKLARINDA BACH ÇİÇEKLERİ TERAPİSİ 

  Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi, kişinin zihnindeki tüm olumsuz duygu düşüncelerden kurtulmasına yardımcı olur. Bu duygular örneğin; mutsuzluk, ilgi eksikliği, çaresizlik, öfke, nefret vb.dir. 

Zihnin ve ruhun sağlıklı olmadığı bir durumda bütünsel sağlık düşünülemez. Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi de tam bu noktada daha sağlıklı, mutlu ve dingin bir zihin ve ruh için çalışır. Ayrıca Mora Terapi seanslarında kişiden olumsuz düşüncelerin uzaklaştırılmasının yanı sıra sağlıklı beslenmeye de yöneltme yapılır. Bu sayede kişi ruhen ve bedenen sağlığına kavuşur ve bütünsel olarak bir denge sağlanmış olur.


15 Mart 2022 Salı

STRESLE BAŞA ÇIKMA YÖNTEMLERİ

 



Sakinlik

Stres; günümüzde oldukça sık yaşadığımız bir duygu durum bozukluğu haline gelmiştir. Strese sebep olacak pek çok nedenle karşı karşıya kalmaktayız. Stres; temel sebebi öfke, korku, kaygı veya heyecan olabilen bir durumdur. Stresten kurtulmak için sebebiyet verecek olan bu durumlarla karşılaşmaktan kaçınmak önemlidir. Ama bazen kaçmak mümkün olmadığında ve stres altına girildiğinde sakin kalmak, sakinleşmeye çalışmak gerekir. Zaten bu durumları yaşamamak için sakinleştirecek aktiviteler yapmak ve sakin bir yaşam sürebilmek önemlidir. Sakinleşmek için kriz anlarında derin nefes almak işe yarayan bir yöntemdir.


Müzik

Müziğin iyileştirici ve sakinleştirici gücü olduğu herkesçe bilinmektedir. Stresle karşılaşıldığında ve/veya karşılaşılma olasılığını düşürmek için müziğin bu güçlerinden yararlanmak oldukça faydalı olacaktır. Dingin ve sakin bir zihnin kaygılanma, aşırı korku ve heyecan yaşama ihtimali düşüktür. Ama insanın doğası gereği bu tip duyguları yaşaması muhtemeldir. Stres anlarında yalnız kalınabilecek, kişinin kendini güvende ve rahat hissettiği bir ortamda zihni rahatlatacak ve kişiyi sakinleştirecek bir müzik açıp dinlemesi stresten uzaklaşmasına yardımcı olacaktır. Özellikle beynin Teta frekanslarını harekete geçiren dinlendirici müzikler dinlemek sakinleşmek için etkili bir yöntemdir.


Hobi

Günlük hayatın koşuşturmasından, kalabalığından ve insanı strese sokabilecek çeşitli durumlardan uzaklaşmak isteyenler için hobi edinmek doğru bir yöntem olacaktır. Boş zamanlarda hem zihni dinlendirmek hem hayal gücünü geliştirmek ve başka bir dünyayı keşfetmek için farklı türlerde roman ve hikayeler okumak güzel bir hobi olabilecektir. Kişinin isteğine ve kendini iyi hissetmesine bağlı olarak resim yapmak, herhangi bir film veya dizi izlemek, yemek yapmak, doğada yürüyüş veya bir spor yapmak, bir müzik aleti çalmaya çalışmak gibi hobiler edinmek stresten uzaklaşmak için çözüm olacaktır.


Meditasyon 

Pek çok duygu durum bozukluğuna iyi gelen ve genel olarak kişiyi sakinleştirmeye yarayan diğer bir yöntem de meditasyon yapmaktır. Meditasyon esnasında derin nefes almak ve tamamen pozitif düşünceye odaklanmak önemlidir. Meditasyon yapmak için yalnız ve sessiz bir ortam tercih edilse de çalışırken ofiste vb. bir yerde de ihtiyaç duyulduğunda sakinleşmek ve olumsuzluklardan uzaklaşmak için birkaç dakika meditasyon yapmak doğru olacaktır. Meditasyonun püf noktası tamamen kişinin kendine odaklanması, doğru nefes alıp vermesi ve oksijenle temasında kendini rahat hissetmesi böylelikle zihnindeki korkudan, kaygıdan vs. Kurtulmasıdır.



Motivasyon 

Stresle karşılaşılabilecek kriz durumlarında o anın olumsuzluğuna odaklanmak ve o anda kalmak yerine, sakinleşip daha ileriyi düşünerek o krizden uzaklaşmak için kendine motive edici bir neden oluşturmak önemlidir. Böyle durumlarda kişinin karamsarlığa kapılmaması stresle başa çıkabilmek için kendine güvenmesi ve bu konuda motivasyonunu kaybetmemesi gerekir. 



Seyahat

Özellikle büyük şehirlerde koşuşturma içinde ve aralıksız, dinlenmeden çalışan ve yaşayan kişiler için ya da hayatın temposundan ve stresinden uzaklaşmak, zihnini dinlendirmek isteyenler için seyahat etmek doğru bir tercih ve yöntemdir. Her zamanki yaşam alanından uzaklaşmak farklı bir atmosfer solumak kişiyi sakinleştirecek, güzel bir ara vermesini sağlayacaktır.


Egzersiz

Kişinin strese maruz kaldığı durumlarda zihinde olduğu gibi bedende de bir rahatsızlık meydana gelebilmektedir. Stresin pek çok hastalığa sebep olabileceği bilinir. Stresten uzaklaşmak için yapılabilecek bir diğer şey de egzersizdir. Bedeni rahatlatmaya yönelik olarak yoga, zinde kalmak ve hareketsizlikten kaçınmak için yürüyüş ya da tenis, voleybol, yüzme gibi egzersizlere yönelmek doğru bir çözüm olabilecektir.



Mora Terapi

Kişinin günlük yaşamında hissettiği stresi ve kaygıları azaltmak, ani öfke nöbetlerini gidermek, sabırsızlık, kararsızlık, takıntılı olmak gibi çok farklı duygu durum bozukluklarını gidermek amacıyla kullanılan Bach Çiçekleri Terapisi, elektromanyetik frekanslardaki dengelenmeyle kişide pozitif değişim sağlıyor. Strese maruz kalarak bozulan elektromanyetik sinyallerin vücuttan atılmasıyla kişi rahatlama, duygu durumunda gözlemlenebilen sakinlik ve mutluluk dikkat çeker.  Bu terapi ile ruh hali dengelendiği için oluşan olumlu düşünce hali, organik rahatsızlıklarda da iyileşme görülmesine neden oluyor.


28 Şubat 2022 Pazartesi

MAGNEZYUM KULLANIMI NEDEN ÖNEMLİDİR

                    



           MAGNEZYUM 

Magnezyum vücutta en çok bulunan 4 mineralden biridir ve vücuttaki işleyişte önemli rolü vardır. Ayrıca magnezyum vücutta kendiliğinden üretilemez, dışarıdan alınması gerekir.

Vücudumuzda enerji mekanizmasını harekete geçirmekle görevli olan ve işleyiş düzeni için hayati önem taşıyan magnezyumun diğer görevleri şunlardır:

Sinir ve kas sistemi için oldukça gereklidir. Kasların güçlenmesini sağlar.

Ağız ve diş sağlığını desteklemeye ve korumaya yardımcı olur.

Tiroit, insülin ve cinsel hormonların dengeli ve kalmasını sağlar.

Kan basıncının normal değerde kalmasına yardımcı olur.

Beyin ve kalpte daha fazla bulunan magnezyum bu organların sağlığı için önemlidir.

Kalsiyum ve potasyumun işlevini arttırır.

Hücre bölünmesinde de önemli bir faktördür.

Magnezyum eksikliği yani ‘hipomagnezemi’ bazı kişilerde görülebilir. Örneğin; fazla terleyen kişilerde magnezyum atılımı fazla olur. Gebelikte magnezyum eksikliği görülme olasılığı yüksektir, bunun sebebi gebelikte vücudun daha fazla magnezyuma ihtiyaç duymasıdır. Gastrointestinal hastalıklar da fazladan magnezyum ihtiyacı ortaya çıkarabilmektedir. Magnezyum eksikliği görüldüğü takdirde eğer  dışarıdan takviye yapılmazsa vücut kemiklerde depolanan magnezyumu tüketmeye başlar. Vücudumuz için gerekli ve önemli olan magnezyum; eksiklik olduğu halde bazı belirtiler göstermektedir. Bu belirtiler şunlardır :

Halsizlik, yorgunluk

İştahsızlık 

Bulantı, kusma

Saç dökülmesi 

Dikkat dağınıklığı 

Kas krampları

Fibromiyalji (genel kas ağrıları)

Uyuşma

Kalpte ritim bozukluğu

Magnezyum kullanımı eksikliğin giderilmesi için oldukça önemlidir. Ve magnezyum eksikliği bazı sağlık sorunlarına sebep olabilmektedir:

Tip 2 Diyabet

Kemik erimesi

Hipoglisemi 

Hipertansiyon

Depresyon

Astım ve migren semptomlarında artış

Kalp ve solunum rahatsızlıkları 

Huzursuz bacak sendromu

Bunlar gibi sağlık sorunlarını yaşamamak için magnezyum eksikliğinin tanı ve tedavisi çok önemlidir. 

Belirtilere sahip kişilerin bir sağlık kurumuna başvurması gereklidir. Magnezyum eksikliği tespit edildiği halde, kişiye doktor tarafından magnezyum hapı ve multivitaminler şeklinde takviyeler verilmektedir. Eksikliğin ileri boyutta olduğu kişilere damar yolu ile magnezyum takviyesi de uygulanabilmektedir.

Magnezyum eksikliği yaşamamak ve eksikliği gidermek için magnezyum içeriği yüksek besinleri tüketmek de gerekir. 

Magnezyum İçeren Besinler

Baklagiller ( mercimek, nohut, barbunya, fasulye...)

Yeşil yapraklı sebzeler ( ıspanak, pazı...)

Avokado, enginar, fasulye, brokoli...

Tahıllar ( yulaf, buğday, susam, çavdar...)

Bitter çikolata 

Süt

Somon ve Uskumru Balığı 







18 Şubat 2022 Cuma

YEŞİL ÇAYIN BİLİNMEYEN FAYDALARI...




      Yeşil çay; çay bitkisinin tepe tomurcuğundan ve oradaki yapraklardan üretilir. Yeşil çay ve siyah çay aynı bitkiden üretilir. Yeşil çayın siyah çaydan farkı ise daha az işlem görmesidir. İkisinin arasındaki temel fark şudur: Siyah çay kurutulurken oksijenle tepkimeye girer, yeşil çay ise okside olmamış bir çay türüdür. Yeşil çay ve siyah çayın üretim şeklinden kaynaklanan farklılık, içerik ve besin değeri olarak da ortaya çıkar. 

Yeşil çayın içerdiği kafein miktarı siyah çaydaki kadar fazla değildir. Böylelikle çarpıntı, gerginlik gibi rahatsızlıklara sebep olmaz. Aşırıya kaçmayacak miktarda kafein de hafızaya iyi gelmektedir.


İnsan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri kanıtlanmış ve uzmanlarca önerilen yeşil çayın faydalarını inceleyelim:

Yeşil çay antioksidan zenginidir. Antioksidan; hastalıklarla savaşmak için oldukça önemlidir ve son zamanlarda oldukça popülerdir.


Yeşil çayın içerisinde polifenol bulunur. Polifenoller bitkilerde bulunur ve bitkilerin renk değişikliğinden sorumludur. Antioksidan zenginliği olan polifenoller yaşlanmaya, kansere sebep olan moleküllerle savaşır. Bilimsel araştırmalar yeşil çay içmenin kadınlarda meme kanseri, erkeklerde prostat kanseri riskini azalttığını ortaya koymuştur.


Yeterli miktarda tüketilen yeşil çay; beyinde hareketlerin kontrolünden sorumlu olan dopamin üreten hücrelerinin bozulması sonucu ortaya çıkan Parkinson hastalığı ile savaşır.


Nöroprotektif etkisi olan yeşil çay düzenli tüketildiğinde Alzheimer riskini azaltmaya yardımcı olur.


İçeriğindeki kateşinler sayesinde görme kaybı ve bozuklukları ile de savaşan yeşil çay, yine düzenli tüketim ile göz hastalıklarını önlemeye yarar. Ayrıca bu kateşinler ağız sağlığına da faydalıdır.


Yeşil çayın iyi ve kötü kolesterol oranını da dengelediği bilinmektedir.


Yapılan araştırmalar sonucu yeşil çayın, insülin direncini azalttığı ve kan şekerini düzenlediği bilinmektedir. Yeşil çayın diyabetten koruduğu da bilinmektedir.


Yeşil çay; kronik hastalıkları ve kalp-damar hastalıkları önlemeye yardımcı olur.


Sağlıklı ve güzel bir cildin sırlarından biri de yeşil çaydır. Bu özelliği de antioksidan içeriğinden gelmektedir.


Kilo vermek için diyet yapan kişilerin listesinde de yeri olan yeşil çayın yağ yaktırıcı etkisinin olduğu da bilinir.


           YEŞİL ÇAY NASIL VE NE KADAR TÜKETİLMELİDİR ? 


 Yeşil çayın pek çok faydasının olduğundan bahsetmiş olduk. Bu olumlu yönlerden yararlanabilmek için yapılması ve dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. 

Yeşil çay poşet şeklinde ve toz halinde satılmaktadır. Poşet şeklinde olanı üzerindeki talimatlara uygun olarak kolayca hazırlayabilmek mümkündür. Piyasada toz halinde bulunan yeşil çayların hazırlanması da oldukça pratiktir. Demleme, suyun sıcaklığı, musluk suyu olmaması önemli adımlardır. Bu adımlara dikkat etmek hem daha lezzetli bir çay içmeyi sağlar, hem de çayın olumlu etkilerinden üst düzeyde yararlanmayı sağlar.  

Günde ortalama 2-3 bardak yeşil çay tüketilebilmektedir. Bu sayı genel bir açıklama olsa da kişinin bünyesine göre değişiklik gösterebilir. Rahatsızlık vermediği derecede düzenli olarak tüketilirse olumlu yönlerinden faydalanılabilir. 


7 Şubat 2022 Pazartesi

MORA CİHAZININ AVANTAJLARI NELERDİR

 


  MORA NOVA CİHAZI NEDİR?

 Mora Nova cihazı Dr. Franz Morell ve Erich Rasche tarafından geliştirilen orijinal biorezonans tedavi uygulamasının EN yenilikçi versiyonlarındandır. Yazılım olarak da oldukça gelişmiştir ve son teknoloji ile üretilmiştir.

  BİOREZONANS NEDİR?

 Biorezonans terapisi bir bütünsel tıp yöntemi olup, bütünsel tıp bakış açısını pek çok özelliğiyle kullanan harika bir araçtır. Dr. Morell ve Erich Rasche birlikte geliştirdikleri bu yönteme “biorezonans” ismini vermiş ve 1977 yılında da ilk defa piyasaya sürdükleri cihazları MORA olarak markalaştırmışlardır.

Kısacası, Mora Terapi cihazları dünyadaki ilk biorezonans cihazlarıdır ve 1977’den bu yana sürekli yeni teknolojiye uyumlandırılarak geliştirilmekte ve bütünsel tıp terapistleri ve doktorları için mükemmel birer araç niteliği taşımaktadırlar.

 Biorezonans terapisi; elektromanyetik frekanslar kullanarak vücudun her hücresine etki edebilmek, blokajları ortadan kaldırmak, vücutta bağımlılık veya toksisiteye maruz kalmaktan kaynaklı birikmiş toksinleri uzaklaştırmak, hastalıkları ortaya çıkaran zararlı etkenleri ortadan kaldırmak ve vücudun kendi kendini iyileştirme kapasitesini arttırarak rejenerasyonu başlatmak üzerinedir. Biorezonans terapisi; dünyanın pek çok yerinde yaygın olarak kullanılan, 0,1 hertz ve 1000 hertz arası frekans bilgisini kullanabilen, hemen hemen hiçbir yan etkisi olmayan, ağrısız, acısız ve non invasiv bir terapi yöntemidir. Biyolojik sistemlerdeki fiziksel fenomenleri kullandığı için bu yöntem biyofiziksel terapiler başlığı altında yer alır. 

  MORA TERAPİ NASIL UYGULANIR?

 Mora terapi kişilerin kendi vücut frekanslarını kullanarak uygulanan bir terapi yöntemidir. Tedavi genellikle kişi otururken ve kimi gerekli durumlarda da yatar pozisyonda uygulanır. Mora Nova cihazı terapiyi alacak kişinin vücudunun herhangi bir yerinden içine girecek bir sisteme sahip değildir. Yani non invasiv’dir. Sadece el ve ayak elektrotları ve/veya vücut üzerindeki enerji meridyenlerinin tamamını gören kesişim noktalarına koyulan elektrotlar vasıtasıyla bilgi alışverişi sağlanır ve terapiler yapılır. Terapi süresi yarım saat ile 1 saat arası değişmektedir. Terapi sırasında yalnızca elektromanyetik dalga alışverişi yapılır. En önemli özelliği hemen hemen hiçbir yan etkisinin olmamasıdır. Terapilerde, öncesi ve sonrası yapılacaklara dikkat edildiğinde yorgunluk, bağırsak yumuşaması, baş ağrısı gibi oluşabilecek hafif yan etkiler tamamen elimine edilir. Uygulamacılar tarafından terapiye giren kişiler hassaslıkla takip edilir ve ön uyarılar ve bilgilendirmeler mutlaka yapılır.

Mora Terapi kullanımı kolay ve etkinliği yüksek bir terapi metodudur. Özellikle bağımlılık, kilo kontrolü, alerji, duygu durum bozuklukları, ağrı ve vücuttan toksik madde atılımları için kullanılmakta ve olumlu dönüşler alınmaktadır.

Bütünsel ve fonksiyonel tıp yaklaşımını kullanan uzman pratisyenler ve doktorlar için her türlü kronik hastalık terapisinde iyi bir yardımcı araç niteliğindedir.


Mora Terapi ile destek verilebilen bazı problemler;

-  Bağımlılıklar (Sigara bağımlılığı, Alkol Bağımlılığı, İlaç bağımlılıkları, Gıda bağımlılığı)

- Genel sağlığın desteklenmesi

- Kronik hastalıklarda destek 

- Kronik yorgunluk sendromu

-  Fibromiyalji

- Ameliyat sonrası iyileşmenin hızlandırılması

- Romatizmal hastalıklar ve kas iskelet sistemi ağrıları

- Alerjiler ve Alerji kökenli sağlık problemleri (Egzama hastalığı , sedef hastalığı, alerjik rinit , sinüzit, alerjik astım, gıda alerjileri, solunum yolu alerjileri)

- Detox – Vücudun toksinlerden temizlenmesi

- Gıda duyarlılıkları

- Bağışıklığın güçlendirilmesi

-  Obezite – zayıflama terapileri

- Karaciğer problemleri

- Mide – Bağırsak sistemi

-  Duygu durum bozuklukları


MORA CİHAZLARININ AVANTAJLARI

Mora terapi uygulanırken Mora biorezonans cihazları kullanılır. Sonuçlarına bakıldığında yüksek kullanıcı memnuniyetleri olması cihazların yaygın kullanımı için tercih sebebidir. 

Biorezonansın mucidinin firması tarafından üretilen cihazlar olması bir avantajdır. 1970’lerin başlarından beri know-how içeride saklı tutulduğundan, firmanın yeni nesil mühendis ve doktorları tarafından sürekli geliştirilme olanağı bulunmuştur. 

Şu an dünyadaki en pratik kullanımlı, tam otomatik, software ve hardware’i birlikte barındıran, çift kanallı (aynı anda iki tedaviyi yapabilen), frekans tarama kapasitesi en gelişmiş ve en ince ayar frekans tarama özelliğine sahip cihazlardır. 

Dr. Morel’in ve Mora Terapi camiasında uzun yıllar çalışmış pek çok doktorun da bütünsel tıp yöntemleri üzerinde çokça çalışmış olmaları dolayısıyla, cihaz biorezonans metoduyla birlikte kullanılabilen 50’ye yakın test kit ve modül opsiyonuna sahiptir. Bütünsel Tıp’ın farklı uzmanlık alanlarıyla ilgilenenler kendi alanlarıyla Mora Terapi biorezonans metodunu birlikte kullanma şansı da bulabilmektedir.

Biorezonans metodu içerisinde yapılmış olan pek çok ilke Mora Cihazları imza atmıştır. Renk terapileri, homeopatik ilaç test kitleri, doktorların kendi özel program yazılımlarını cihaz üzerine yazma opsiyonu, EAV ile yapılabilen teşhis imkanı ve hatta bu teşhis metodunun farklı doktorlarca geliştirilmiş versiyonları (Dr. Cornelissen teşhis metodu gibi)  pek çok teknolojik avantajı vardır.


%100 Almanya üretimidir. Firma yıllar içinde kurumsallaşırken kalite standartlarından asla ödün vermemiş, artan rekabet koşulları ve piyasa şartlarına rağmen en kaliteli malzeme kullanma ( manyetik iletkenlik dolayısıyla altın kaplama elektrotlar – mora cihazlarını sarı renk elektrotlarından tanıyabilirsiniz-, 3-4 katla dışarıdaki elektromanyetik alandan koruyan kablolar vb…) alışkanlığını kesinlikle bırakmamıştır.


Biorezonans cihazları üreticileri içerisinde Dünya standartlarındaki yönetmeliklere, belgelendirme sistemlerine uyan yegane firmalardan biridir.


Türkiye’de Mora markasını oturtmuş, bütünsel tıp cihazlarının farklı alanlarıyla da çalışan (biyofoton, manyetik alan, quantum frekans sistemleri gibi) EDT Sağlık Hizmetleri tarafından aynı titizlikle 15 yıldır sektöre hizmet vermekte başarıdan başarıya koşmaktadır. Türkiye’de de aynı dünyada olduğu gibi Mora Terapi cihazları sektörün en başarılı doktorlarının, hastanelerinin ve pek çok sağlık kuruluşunun başarılarına ortak olmaktadır.

Sorularınızı info@mora.com.tr adresine göndermekten çekinmeyiniz. 

28 Ocak 2022 Cuma

SAĞLIKLI BİR HAYAT İÇİN 7 BESLENME ÖNERİSİ

 




SAĞLIKLI BİR HAYAT İÇİN 7 BESLENME ÖNERİSİ 

Sağlıklı bir hayat için en önemli olan şey beslenmedir. Beslenme şekli doğrudan kişinin hayat kalitesine etki ettiğinden dikkat etmek gerekmektedir. Daha sağlıklı bir hayat için aşağıdaki beslenme önerilerini uygulayabilirsiniz.


1-ÖĞÜN ATLAMAMAK

Beslenmenin düzenli olması sağlıklı olması kadar önemlidir. Öncelikle kahvaltı öğünü, atlanmaması gereken sağlıklı olmak için çok gerekli bir öğündür. Kahvaltı gibi öğle yemeği, akşam yemeği ve ara öğünler de atlanmamalıdır. Öğün atlamak metabolizmayı yavaşlatır. Ayrıca açlık süresi uzatılınca veya çikolata gibi tatlı ürünlerle geçiştirilince kan şekeri dengesi de bozulur. Öğünleri atlamamak kadar önemli diğer bir şey de yeterli su tüketmek gerektiğidir.


2-RAFİNE ŞEKER TÜKETMEMEK

Rafine şeker tüketiminden kaçınmak sağlıklı yaşam için oldukça önemlidir. Rafine yani işlenmiş şeker, şeker pancarı veya kamışında bulunan şekerin işlenmesiyle elde edilir. Sofra şekeri olarak bildiğimiz ve pek çok alanda kullanılan toz şeker, rafine şekerdir. Hazır tatlı gıdaların da neredeyse tamamı rafine şeker içermektedir. Rafine şeker, kan şekerinin dengesini bozduğu için tatlı krizi anlarında tüketilmesi doğru değildir. Rafine şeker; bağışıklık sistemine faydası olan vitamin ve minerallerin emilimini yavaşlatır. Fazla tüketilmesi obezite, tip 2 diyabeti ve daha pek çok hastalığa sebep olur. 


3-TUZ TÜKETİMİNİ AZALTMAK

Günümüzde tuz tüketimiyle ilgili bir bilinçlenme ve farkındalık oluşmaya başlamıştır. Fakat tuzun yemeklerde fazla kullanılmasının zararları hâlâ tam olarak bilinmemektedir. Fazla tuz tüketimi ilk olarak tansiyonu etkiler. Tansiyon aniden yükselebilir. Ve fazla tuz tüketmek böbreklere de zarar verir.


4-SEBZE MEYVE TÜKETMEYE ÖZEN GÖSTERMEK

Sağlıklı beslenmenin olmazsa olmazları sebze ve meyvelerdir. Önemli ölçüde su içeren sebze meyveler; içeriklerinde pek çok vitamin de bulundurduğu için beslenme düzenine kesinlikle eklenmelidir. Her sebze meyvenin farklı faydası olduğu için tüketirken çeşitlilik sağlamak da gerekmektedir.


5-FAST FOOD TÜKETMEMEK

Sağlıklı bir yaşam için sağlıklı beslenmek gerekir. Günümüzde tüketimi dünya çapında oldukça artan fast food yiyeceklerin sağlığa zararları hemen herkes tarafından bilinmektedir. İçeriği hiç temiz olmayan başta trans yağ olmak üzere pek çok katkı maddesi ve zararlı besin içeren fast food yiyecekler; obezite, diyabet, kadınlarda adet düzensizliği, kalp-damar rahatsızlıkları gibi önemli hastalıklara neden olmaktadır. Hamburger, pizza, çeşitli kızartmalar, gazlı içecekler ve paketlenmiş pek çok gıda fast food grubuna girmektedir.


6-VEJETARYEN BESLENMEK

Oldukça yaygın olmaya başlayan vejetaryen beslenme de insan sağlığı üzerindeki olumlu etkisini ispatlamıştır. Vejetaryen beslenme kırmızı et, tavuk, balık ve yumurta, inek sütü, peynir gibi hayvansal tüm gıdaların tüketimini sonlandırmaya yönelik beslenme şeklidir. Bazı insanlar hayvanların tüketiminin etik olmadığını düşünmesi sebebiyle başka bir kısım ise tamamıyla hayvansal gıdaların fayda sağlamadığı ve sebze tüketiminin daha sağlıklı olduğu gerekçesiyle vejetaryen beslenme şeklini uygulamaktadır. Tüketilmek üzere satışa sunulan hayvanların yetiştirilmesi için fabrikalar kullanıldığından dolaylı olarak çevre kirliliğine sebep olunmaktadır. Vejetaryen beslenme dolayısıyla daha bir çevre yaratmayı da amaçlar. İnsan sağlığı konusunda ise kilo vermeye, kolesterolü önlemeye yardımcıdır ve daha pek çok rahatsızlığın engeller.


7-AKDENİZ BESLENME MODELİNİ UYGULAMAK

Akdeniz beslenme modeli sağlıklı yaşamak için tercih edilebilecek bir beslenme modelidir. Akdeniz beslenme modeli, özellikle yeşil yapraklı sebzelerin tüketiminin ağırlıkta olduğu beslenme modelidir. Bu beslenme modelinde sebze meyve tüketimiyle beraber her öğün baklagil ve tahıl tüketilmesi de önemlidir. Akdeniz beslenme modelinde en sağlıklı olan yağ olduğu için sadece zeytinyağı tüketimi tercih edilmektedir. Kırmızı et ve tavuk tüketimi yerine protein kaynağı olarak balık ve diğer deniz ürünleri, Akdeniz beslenme modelinin temel kaynaklarındandır. Bu beslenme modelinin oldukça sağlıklı olduğu, Alzheimer, obezite, kanser gibi hastalıklara yakalanma oranını düşürdüğü ve bu beslenme modelinin ömrü uzattığı kanıtlanmıştır.




18 Ocak 2022 Salı

SÜREKLİ BİR ŞEYLER YEMEK İSTİYORUM DİYORSANIZ...




 SÜREKLİ BİR ŞEYLER YEMEK İSTİYORUM DİYORSANIZ...

Günümüzde birçoğumuz bizim için çok önemli olan beslenmeyi düzenli bir şekilde uygulamıyoruz ve sağlıklı beslenmeye de özen göstermiyoruz. Çeşitli sebeplerden ötürü bozulan beslenme düzeni; hazır gıda ve fast food'a yönelimi arttırmaktadır. Bu tip yiyecekler, içeriğindeki çeşitli maddeler sebebiyle geçici bir tokluk hissi oluşturur. Ayrıca bunlar ve benzeri ürünlerin çoğu, bağımlılık yapma özelliğine sahiptir. Bu özellik gıda bağımlılığı sebeplerinden biridir. Beslenme düzenimizin bozulması ve sağlıksız beslenmenin vücuda olumlu bir etkisi olmamakla beraber birçok olumsuz dönütü vardır. Sağlıksız yiyecekler, sürekli şeker, yağ, tuz, karbonhidrat ağırlıklı beslenme, zamanla doyumsuzluk hissini ve sürekli yemek yeme isteğini ortaya çıkarır. Gıda bağımlılığı işte böyle oluşmaktadır. Yukarıda bahsi geçen tuz, şeker vb. maddelerin fazla tüketimi insanda bağımlılık oluşturabilmektedir. 

Gıda sektöründe, satılan ürünlerin katkı maddesi yüklü olması ve bağımlılık oluşturabilecek gıdaların piyasaya sürülmesi çok olağan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Satış oranını yükseltmek için uygulanan bu yöntem hiç sağlıklı değildir. Bu gıdaların çoğu yağ, şeker ve kalori değeri çok yüksek ve bağımlılık yaratabilecek gıdalardır. 

KİŞİ NEDEN GIDA BAĞIMLISI OLUR?

Gıda bağımlılığının temel sebebi bir gıdanın kontrolsüz bir şekilde fazlaca tüketilmesidir. Gıda bağımlısı bir kişi aç olmasa bile ‘Sürekli bir şeyler yemek istiyorum’ şikayetine sahip olabilir. Gıda bağımlılığında karşı konulamayan temel iki şey yağ ve şekerdir. Gıda bağımlılığı olan kişi o gıdayı tükettiğinde beyin bir ödül mekanizması geliştirir. Kişi bağımlı olduğu gıdayı tükettiğinde haz duymaktadır. Asıl problem tokluk hissinin ve tüketim kaynaklı haz ve mutluluğun geçici olmasıdır. Beyin yemek yedikten kısa bir süre sonra tüketimin tekrarlanmasını istemeye odaklanmaktadır. Bu bir döngü olarak tekrar eder. Kişi bir gıdayı fazla ve kontrolsüz tüketmesi nedeniyle bağımlı olur, o gıdayı aç olmasa bile sürekli tüketmek ister, kısa bir doyum anı yaşar ve tekrar tüketme isteği yaşar. Bir gıdayı kontrolsüz şekilde tüketim davranışının farklı sebepleri olabilmektedir. 

Beynin bağımlılık bölgesini etkin hale getiren gıdalar daha çok glisemik indeksi yüksek yani kan şekerini hızla yükselten gıdalardır. Bu gıdaların başında karbonhidratlar ve şeker oranı yüksek besinler gelir. Örneğin; beyaz ekmek, kek, makarna, pirinç, glikoz içeren tüm gıdalar, paketli abur cuburlar, ve glisemik indeksi yüksek bazı meyveler...


Gıda bağımlılığının sebebi kimi zaman stres, üzüntü gibi duygu durumları olabilir. Stresli bir hayat süren kişi, özellikle kan şekerini yükselten yiyeceklere bağımlı olabilmektedir. Özellikle yağ, şeker, karbonhidrat miktarı yüksek besinler, stresliyken tüketildiğinde beyin bunu ödül olarak algıladığından kişi haz ve mutluluk yaşar. Bu tüketimin getirdiği mutluluk kişinin yaşadığı stresi geçici de olsa ortadan kaldırdığı için stres anında kontrolsüz gıda tüketimine meyillenme olmaktadır. Bu durum tekrarlandığında bağımlılık ortaya çıkmış olur.

Stres ve beraberinde getirdiği düzensiz beslenme gıda bağımlılığının yanında kişide hormonal bozukluklara da yol açabilmektedir. Sağlıksız fast food yiyecekler, işlenmiş hazır gıdalar insanların hormonal gelişimini oldukça kötü etkilemektedir. Özellikle kadınlarda çok önemli hormonal bozukluklar sıkça görülmektedir. Örneğin; kemik erimesi, adet düzensizliği, aşırı tüylenme, kısırlık, polikistik over sendromu, vajinada kuruluk, çeşitli cinsel problemler, depresyon kadınlarda sık görülen hormonal bozukluklardır. İşte bu bozuklukların temel nedeni düzensiz ve sağlıksız beslenmedir. 

MORA TERAPİ İLE BAĞIMLILIKTAN KURTULMAK!

Başta bağımlılık olmak üzere çeşitli sorunların tedavisinde uygulanan, modern biorezonans tedavi şekli olan Mora terapi ile gıda bağımlılığı bitirilebilmektedir. Gıda bağımlılığı tedavisi uygulanırken Mora Nova cihazının bir bölümüne bağımlı olunan madde yerleştirilir. Biorezonans tedavi, ayna yöntemiyle yani birbirine ters olan iki titreşimin birbirini yok edeceği ilkesiyle çalışır. Bu sebeple bağımlı olunan maddenin titreşimi ters çevrilip vücuda verildiğinde bağımlılık etkisi ya çok üst düzeyde azalır ya da tamamen silinir.

Mora terapi aynı zamanda hormon regülasyon tedavisi de vermektedir.

Kişinin sağlıklı frekansları da cihaz tarafından otomatik olarak yükseltileceğinden hormonal, metabolik ve duygusal durumu da cihaz öncesine göre çok daha iyi olacaktır. Ek olarak duygu durum tedavileri de Bach Çiçekleri terapisi ile terapistin uygun gördüğü durumlarda yapılır.