25 Eylül 2014 Perşembe

Beslenme Çantasından Cevizi Eksik Etmeyin

Okulların açılmasıyla birlikte ailelerin, yaz tatildeyken bazı değişikliklere uğrayan alışkanlıkları tekrar düzene sokmaları gerekiyor. Özellikle besleme bu konuda büyük önem taşıyor.  Çocukların gerek sağlıklı ve düzenli beslenmesi, gerekse okul başarılarını bir basamak üste taşıması için yiyip içtiklerine çok dikkat edilmesi gerekiyor. Kahvaltının çocuklar için en önemli öğün olduğunu söyleyen Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Yeşim Çelik, okul çağı çocuklarda beslenme hakkında bilgi verdi.
Anne-baba çocuğa örnek olmalı
Yaz tatilinde kazanılan yeni alışkanlıklar (uyku saatlerindeki değişiklikler, sabah geç kalkıldığı için kahvaltı saatinin sarkması ya da öğle yemeğinin atlanması, sıvı tüketiminin ve ara öğünlerin azalması) okulların açılmasıyla yerini; yeterli, dengeli ve düzenli beslenmeye bırakmalıdır.  Yetersiz ve düzensiz hale gelen bu beslenme alışkanlıklarını düzenlemede, anne babalara büyük iş düşmektedir. Çocuğu zorlayarak veya ödül-ceza yöntemiyle değil; mantıklı bir şekilde anlatarak ve onlara örnek olarak düzeni sağlamak gerekmektedir. Çocukların duyduklarından ziyade gördüklerini uyguladıkları unutulmamalıdır.
Kahvaltı alışkanlık haline gelmeli
Çocuklar için kahvaltı en önemli öğündür. Sağlıklı bir kahvaltı, çocukların güne zinde başlamasını sağlamakta, gün içerisinde yapılan faaliyetlerin; anlama, algılama, anımsama ve verimli bir şekilde olması açısından büyük önem taşımaktadır. Kahvaltının ebeveynlerin gözetiminde, okula gitmeden yapılması önerilmektedir. Dengeli bir kahvaltının çocukların okul başarısında olumlu etkileri vardır. Kahvaltı yapılmadığı durumlarda yorgunluk, dikkat dağınıklığı, baş ağrısı ve okul başarısında düşmeler gözlemlenir. Bu nedenle kahvaltıyı alışkanlık haline getirmek gerekmektedir.

Beslenme çantasından cevizi eksik etmeyin
Dengeli bir kahvaltıda; peynir, yumurta, tahıllı ekmek, domates, salatalık, maydanoz, biber gibi yeşillikler ile dilimlenmiş taze meyveler mevsimine uygun olarak bulundurulmalıdır. İçecek olarak da taze sıkılmış meyve suyu ve süt tercih edilmelidir. Ceviz, kahvaltılarda olması gereken, içeriğindeki yağ asitleri ile beyin gelişimine yardımcı bir besindir. Pekmez, bal, fındık ezmesi veya reçel de çocukların günlük enerjilerine katkıda bulunabilecek karbonhidratlı besinlerdir. Bazen çeşitlilik sağlamak için çocuklara kahvaltılık gevrekler de verilebilir. Yanına taze sıkılmış meyve suyu, taze dilimlenmiş meyve, ceviz ve fındık eklenirse kahvaltı daha yeterli hale gelecektir. Çocukların sıkılmamaları açısından bazen kahvaltıda peynirli veya sebzeli gözleme, börek veya simit de verilebilir.
Öğle yemeğinin evde hazırlanması önemli
Çocuğun okulda geçirdiği vakitlerde beslenme olanaklarını çok iyi tanımak gerekmektedir. Bazı okullar tabldot seçenekleri sunmakta, bazı okullarda ise fastfood tarzı yemeklere çocuklar çok rahat ulaşmaktadır. Ayrıca toplu beslenme yapılan yerlerde çıkan yemekler, çocukların damak tadına uygun olmayabilir ya da alışkın olmadıkları yemekleri tüketmek istemeyebilirler. Bu konuda çocuk asla suçlanmamalıdır. Aileler, okulda hazırlanan menüleri kontrol ederek, çıkan yemekler konusunda fikir sahibi olabilir ve çocuğun öğle yemeğini tüketmek istemediği durumlarda evden götürmesi sağlanabilir. Bu durumda, tavuklu, peynirli, ton balıklı sandviçler hazırlanabilir; yanına salata, ayran, süt veya meyve suyu gibi alternatifler sunulabilir.
Ara öğün yapmayan çocuklar daha çok abur cubur tüketiyor
Vaktinin büyük kısmını okulda geçiren çocukların beslenme çantasına sağlıklı atıştırmalıklar konulmalıdır. Aşırı yağlı, şekerli, tuzlu yiyeceklerden ve gazlı içeceklerden uzak durulmalı; bunların yerine süt, yoğurt, taze meyve, meyve suyu,  kuru yemiş, kuru meyve, peynirli sandviç, evde yapılmış kek ya da kurabiye gibi atıştırmalıklar tercih edilmelidir. Yapılan araştırmalar, ara öğün yapmayan çocukların abur cuburu daha çok tükettiğini, ana öğünleri de kimi zaman atladıklarını göstermektedir.
Akşam yemeklerinde et ve sebze tercih edilmeli
Akşam yemeklerini çocuğunuzla yemeniz, sadece porsiyonunu doğru ayarlamanız gerekmektedir. Akşam yemeklerinde et ile pişirilen sebze yemekleri; süt grubundan ayran ya da yoğurt; tahıl grubundan ise pilav, makarna ya da ekmek eksik edilmemelidir. Özellikle kalsiyum içeriği fazla olan süt ve süt ürünleri çocuğunuzun kemik ve diş gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Sebze yemeği ile vitamin, mineral ve karbonhidrat ihtiyacı karşılanır. Çocukların sağlıklı beslenmesi için gerekli porsiyon yetişkinlerin ortalama 1/3′ü kadardır. Bunun dışında çocuğa fazlasını yemesi konusunda ısrarcı olunmamalıdır.
Küçük yaşlarda su içme alışkanlığı kazandırılmalı
Çocuklara su içme alışkanlığını küçük yaşlarda kazandırmak çok önemlidir. Okula giderken mutlaka yanlarına su şişesi koyulmalı ve gün içerisinde bunu tüketmeleri konusunda telkinde bulunulmalıdır. Sağlıklı beslenme alışkanlığı, çocuklara okul ve sosyal hayatta zindelik, başarı getirmektedir. Alışkanlıkların değişmesinin zaman aldığı unutulmamalıdır. Yaz boyunca serbestçe yemeye alışan çocuğun, sağlıklı bir beslenmeye geçmesi için zaman gereklidir. Bu konuda ailelere düşen, onlara karşı sabırlı ve destekleyici bir yaklaşım izlemeleridir.
http://www.sagliktayenilikler.com/cocuk-beslenmesine-nelere-dikkat-etmeli/


22 Eylül 2014 Pazartesi

"Yediklerim tuzlu geliyor..."

Beni tanıyan ve yemek yediğimi gören herkes bir kez "Yapma Allah aşkına kendini öldürüyorsun, kör olacaksın vs." gibi bir konuşma yapmıştır. Ve karşılığında da "Ama benim tansiyonun çok düşük tuz yemezsem her tarafım titriyor" cevabını mutlaka almıştır.


Duyduk duymadık demeyin! Biliyorum beni seven bütün dostlarım memnun olacak. Ben de inanamıyorum. İki gün önce Mora Terapist Servet hanımın listesinden "Döner"imi zevkle yerken ağzım burnum birbirine karıştı. İlk kez sizlerin "Çok tuzlu" dediğiniz de yüzünüzün aldığı şekil bende oluştu ve anladım. Öğğğ "çok tuzlu" iğrenç bir şeymiş.

İnsanın ağzının içi yangın yeri gibi oluyor, yamuşuyorsun, dilinin üzerindeki tüycükler şişip, isyan ediyor. Hele boğazından yutağa geçerken eyvahlar olsun.

Olsun da; Bu da ne ben tuzu severim tuzsuz bir lokma yiyemem. Bana neler oluyor dehşete düştüm. Karşımda yemeğini zevkle yiyen kızım durumumu anladı ve kıs kıs gülerek: "Tuzlu mu geldi?" diye sordu, düşünün.

Ertesi gün ikinci Mora Terapi seansım için Uzmanlar Tıp Merkezi & Estetik, Bakırköy'de Servet hanıma gittim. Başıma geleni anlattım. Güldü ve beni şoka uğratan sözcükler dudaklarından döküldü: "Gayet normal Hürriyet Hanım ben sizin tuz bağımlısı olduğunuzu henüz öğrendim ama zaten size uyguladığımız terapide tuzda vardı. Mora Terapi bağımlılıkları gidermek için var. Biz sizden kilo yapabilecek herşeyi siliyoruz." dedi.

Daha ilk seansta asla ayrılmak istemediğim TUZumdan ayrıldım. Servet Hanım terapiye başlamadan "Önce insanın kendisinin istemesi lazım" demişti. Bence yanılıyor. Çünkü bana "tuzu sizden sileceğiz" deseydi emin olun kabul etmezdim. Asla tuzumdan ayrılmazdım. Oysa şimdi yediğim yiyeceklerin tadını daha bir başka alıyorum. Yanımdan hiç ayırmadığım tuzlukla, rutubetlenip akmıyor diye çay tabaklarına tepeleme doldurup yarısını yemeğime döktüğüm, yarısını da acı biberimi batırıp yediğim TUZla işim kalmadı.

VE en ilginci yemeklerin piştiği kadar tuzlu yani benim için "tuzsuz yemek" hiçbir yerimi titretmiyor:)) Beni mutsuz etmiyor. Aksine acayip mutluyum. Teşekkürler Mora Terapi, Teşekkürler Servet Hanım, teşekkürler Uzmanlar...

Mora Terapi ile yapılabileceklere sonsuz inanıyorum. Alkol, uyuşturucu, sigara ve yeme bağımlılıklarına kesin çözüm olabileceğine inancım sonsuz. Ama tabii ki benim ikinci seansım daha bu bakalım devamında neler olacak. Hele ki ben ikinci seansımdan sonra Mersin'e uçuyorum. Sevgili kankardeşim Aslı benim için içli köfteler, dolmalar ve en sevdiğim herşeyi döktürecek. Mersin'e 67 kilo gidiyorum. Bakalım dönüşte ne olacak?


Kendimi seviyorum, sizi seviyorum. Kendinize iyi davranın. Sevgiyle kalın

Hürriyet Turnalı
http://www.hport.com.tr/hurriyet-turnali/kendimi-bastan-yaratiyorum-6-sok-olay-mora-terapi-yediklerim-tuzlu-geliyor

19 Eylül 2014 Cuma

Mora Terapi ile Zayıflama Deneyimi

Haydi buyrun "bu da nereden çıktı şimdi?" demeyin, haklısınız. Vallahi ben bile kendime şaşırdım.

Hayatım boyunca öyle sık sık ya da düzenli bir periyotta estetik merkezlerine giden bir olmadım. Hatta krem bile kullanmadım desem gayet doğru olur. Ben bu tip işlerde biraz üşengecim. Banyo bitiminde Johnson's Baby bebek yağını yüzümden tabanıma kadar sürer iki dakika bekler tekrar bir duşlanır çıkarım. Bütün bakımım bu kadar. Toplasan hayatımda üç yada dört kez bir estetik merkezine gitmişim. Bunlardan biri de Uzman estetisyen Servet Çetin hanımın Eskişehir'deki güzellik merkezi..

Servet hanım son derece konusunda bilgili, son derece güler yüzlü, konuşması zevkli, hoş ve zarif bir hanım nasıl olmuşta dostluğumuz uzun bir ara vermiş bilemedim. Ama mailini okur okumaz hatırladım ve hemen aradım. Uzunca hasret giderdiğimiz konuşmamızın sonunda dedi ki;

"Hürriyet'çiğim müsait olur olmaz bana geliyorsun ve sana Mora Terapi uygulamaya başlayıp o hiç sevmediğin listelerden birini veriyorum."

ŞOK! İmdat uzun zamandır görüşmediğim bir dost ve diyet listesi. Allah'tan o Eskişehir'de ben İstanbul'dayım üstelik Mora Terapi diye bir şey hiç duymamışım.

"Bebeğim Eskişehir'e bu aralar gelmem biraz zor" dedim.

İKİNCİ ŞOK! Servet Hanım Eskişehir'den İstanbul'a transfer olmuş ve Uzmanlar Estetik adlı kuruluşun yöneticisi ve kendisi Uzman estetisyenliğin yanı sıra Mora Terapist. Kaçar yanım kalmadı.

Tabii ki gittim. Harika bir estetik merkezi "Uzmanlar Estetik" pırıl pırıl, ışıl ışıl... Uzmanlar Tıp Merkezi de varmış. Servet Hanım Mora Terapi hakkında bana şöyle bilgiler verdi (kısa geçiyorum çünkü işlemler sırasında çektiğimiz videolarla size kendisi tüm detayı anlatacak):

Mora-Terapi ile hamur işi, ekmek, makarna, tatlı, çikolata yada benzeri yiyeceklere olan düşkünlük siliniyormuş. Açlık hissi azalıyormuş. Enerji dengelendiği için psikolojik durum rahatlıyor ve bir yandan da vücut ağrıları azalıyormuş. İnanılmaz ilginç geldi. Ben her şeyin beyinde bittiğine inananlardanım. Tabii ki tek faydası zayıflamaya yardımcı olmak değil. Sigara bırakmak, uyuşturucu ve alkol tedavisi ve bir çok kullanıldığı alan varmış zamanla tek tek size anlattıracağım. İnandım ve Mora Terapiye başladım.


 .


 Çiplendim ben:))



Hürriyet Turnalı/hport.com.tr
http://www.hport.com.tr/hurriyet-turnali/kendimi-bastan-yaratiyorum-5-mora-terapi-ile-zayiflanir-mi-mora-terapi-nedir

17 Eylül 2014 Çarşamba

İş Yaşamında Stresle Baş Etmek

Hayatımızın ortalama üçte birini geçirdiğimiz iş yerlerimiz, olumlu–olumsuz etkileriyle yaşantımızda önemli bir yer tutarak psikolojimizi derinden etkiliyor.



Psikolog Ayşe Yanık Knudsen, ekonomik koşulların ağırlaşması ve rekabet koşullarının artması sonucu çalışanlardan beklentilerin daha da yükseldiğini belirtiyor. İş ve çalışma koşullarının çalışan üzerinde oluşturduğu baskının da strese yol açtığını vurgulayan Knudsen, “Aşırı stres kişiler için de kurumlar için de sorunlara yol açar, verimliliği düşürür, kişinin yakın çevresini ve toplum sağlığını da olumsuz yönde etkiler” diyor.

İŞ YERİNDE STRESİN NEDENLERİ
Gerek çalışanların kendi beklentileri, gerekse patronların beklentileri, insan iç dünyasında gerilimlere yol açabilir. Psikolog Knudsen’e göre, çok fazla sorumluluk altında olmak, görev dağılımında adaletsizlik olduğunu düşünmek, mesleki ilerleme ile ilgili endişeler, birlikte çalıştığı ekipte uyumsuzluk yaşamak, alınan ücret ve maaşlar konusunda kaygıların olması, kişinin yaptığı önemsiz ya da var olmayan hataların büyütülmesi, arkasından konuşulması, dışlanması, bilgi saklanması, yanlış giden her şeyin faturasının ona çıkarılması, bağırılması, hakaret edilmesi gibi nedenler çalışanlarda strese neden oluyor.

PATRON VE ÇALIŞANLAR BİRBİRİNİ ANLAMAZ
Söz konusu kişi bir işverense, onun da strese girmesine neden olacak birçok etken var. Knudsen o etkenleri şöyle sıralıyor: “Şirketinin geleceği, çalışanların uyumsuzluğu ve problemleri, alt yöneticilerin sorunları, finans ve yatırım planlamaları strese neden oluyor. İşverenlerin yüklendikleri stres, genelde çalışanlardan daha fazladır. Ama umumiyetle patron ve çalışanlar birbirini anlamazlar, kendi yüklendikleri stresi önemser, diğerininkini yok sayarlar.”

STRESİN YARATTIĞI OLUMSUZ SONUÇLAR
Stresle baş edilemeyen durumlarda insanlarda hem bedensel hem de psikolojik sorunlar görülüyor. Başa çıkamadığı streslerin birikmesi sonucu kişide uyku bozukluğu, içine kapanık bir ruh haline bürünme, işe odaklanamama ve görevlere gerektiğinde yoğunlaşamama gibi durumlar ortaya çıkabiliyor. Performans ve verimliliğin düşmesi şirketlerde gizli kayıplara yol açıyor. İşyerinde değersiz ve baskı altında hissetme, gelecek üzerine kaygıların artması, kişinin içine kapanık bir ruh haline bürünmesine neden olabiliyor. İş stresi, sigara ve alkol gibi sağlıksız alışkanlıkları tetiklerken şirketlerde kayıplara yol açıyor.

İŞ YERİNDE STRESLE NASIL BAŞ EDİLİR?
Strese neden olan faktörleri tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da onunla mücadele etmenin yolları mevcut. Psikolog Ayşe Yanık Knudsen, o yollarla ilgili olarak da şunları söylüyor:

“İş yerindeki koşulları ve sizi rahatsız eden durumları uygun bir dille yöneticinizle paylaşın. İş yerinde güvendiğiniz arkadaşlarınızdan yardım isteyebilirsiniz. Ne olursa olsun eve iş getirmeyin. Eşinize, sevdiklerinize, çocuklarınıza mutlaka zaman ayırın. Düzenli aralıklarla aile büyüklerinizi arayın ve ziyaret edin. Kendinize ve hobilerinize zaman ayırın. Kitap okumak, müzik dinlemek, yürüyüş yapmak ya da sevdiğiniz bir arkadaşınızla bir kafede oturup sohbet etmek de size iyi gelecektir. Belirli aralıklarla iş yerinde dolaşın, yürüyün ya da merdiven inip çıkın. Mümkünse temiz hava alın, hareket etmeniz kan dolaşımınızın da harekete geçmesine yardımcı olacaktır. Her yolu denemenize rağmen stresiniz devam ediyorsa, daha verimli olabileceğiniz ve kendinizi daha mutlu hissedebileceğiniz bir iş araştırabilirsiniz. Ancak işinizle ilgili ani bir karar vermekten kaçınmalısınız. Sorunlarla başa çıkılamadığı durumlarda bir uzmandan yardım alın.”
http://www.ntvmsnbc.com/id/25319865

15 Eylül 2014 Pazartesi

Bağışıklık Sisteminizi Kışa Hazırlayın

Havalar soğudu, kış geldi. Yoğun stres, uykusuzluk ve dengesiz beslenme bağışıklık sistemini direkt olarak zayıflatıyor.  Peki bağışıklık sisteminiz kışa hazır mı? Kışı hasta olmadan, sağlıklı geçirmek için bağışıklık sistemini desteklemek şart! Liv Hospital İç hastalıkları Uzmanı Dr. Alev Özsarı bağışıklık sistemini kuvvetlendirecek 10 öneriyi anlattı…
1) Doğru beslenin Tam tahıllı ürünler, karbonhidrat, protein ve yağı dengeli tüketin. Sigara, alkol, şekerden uzak durun. Antioksidan alın. Antioksidanlar hücreye zarar veren maddeleri, serbest radikalleri yakalar ve yok eder. Soğan, sarımsak, ıspanak, dereotu, maydanoz, turunçgiller, domates, brokoli antioksidan açısından zengindir. Taze ve mevsiminde sebze meyve yiyin.
2) Yeterli ve kaliteli uyuyun: Kaliteli uyku sağlığımız için en az su içmek kadar önemlidir. İyi bir uykunun başlıca ölçüsünün kişinin sabah dinç uyanması ve kendisini gün içinde zinde hissetmesidir. Kalitesiz bir uyku verimi düşürür, konsantrasyonu bozar, bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur.
3) Haftada en az 3 gün açık havada yürüyün: Yoğun trafik ve egzoz dumanından kurtulun ve yeşil alanlara yürüyüş yapın. Özellikle açık ve temiz havada zaman geçirilmesi sağlam bir vücut ve güçlü bir bağışıklık sistemi için oldukça yardımcıdır.
4) Bilgisayar başında ve hareketsiz çok zaman geçirmeyin
5) Gereksiz ilaç kullanımından, özellikle gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının.
6) Düzenli egzersiz yapın: Hastalıktan korunmada ve engellemede egzersizin çok büyük bir önemi var. Düzenli egzersiz bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor, virüslerle ve bakterilerle savaşmayı sağlıyor.
7) Kendinizi aşırı derecede yormayın: Dinlenmek için kendinize zaman tanıyın.
8) Stresten uzak durun ya da stresi yönetmeye çalışın:  Stresliyken vücut stresi yok edebilmek için maddeler üretir ve dengesini şaşırır ve immün sistemde çöküş meydana gelir. Bu nedenle stres dönemlerinde hepimiz daha sık hasta oluruz. Mesela uçuk çıkar.
9) Sevdiklerimizle bol vakit geçirin, güçlü sosyal bağlar kurun
10) Pozitif düşünün, olumlu olmak insanı bedenen ve duygusal olarak rahatlatır.
http://www.sagliktayenilikler.com/bagisiklik-sisteminiz-kisa-hazir-mi/


9 Eylül 2014 Salı

Doktora Danışmadan alınan Ağrı Kesiciler Ağrıyı Artırabilir


Ülkemizde yapılan çalışmalara göre en sık rastlanan ağrı yerleri; baş, bel (%13.2), bacaklar (%13.2) ve karın bölgesi (%11.2) olarak sıralanıyor. Türkiye’de başağrısı sıklığını saptayan epidemiyolojik çalışmaya göre ise migren yüzde 16, gerilim tipi başağrısı ise yüzde 35 oranında görülüyor. Özellikle baş ağrılarından mustarip olanların yaptığı en büyük yanlış ise sık ağrı kesici kullanımı. Doktora danışmadan ve sık aralıklarla alınan ağrı kesiciler, ağrıyı azaltmıyor aksine artırıyor.
Türk Nöroloji Derneği (TND) Yönetim Kurulu Üyesi ve Algoloji Çalışma Grubu Moderatörü Doç. Dr. Levent Ertuğrul İnan, küme tipi başağrılarının özellikle erkeklerde daha çok görüldüğünü belirtiyor. Dünya ile karşılaştırıldığında baş ağrılarının Avrupa ve Kuzey Amerika ile benzerlik gösterdiğini anlatan Doç. Dr. Levent Ertuğrul İnan, Uzakdoğu’da baş ağrısının daha az görüldüğüne dikkat çekiyor.
Batı illerinde ağrı sıklığı daha fazla
Çocuklukta da baş ağrısının sık görüldüğünü ifade eden Doç. Dr. İnan, bölgelere göre ağrı haritasını şöyle açıkladı:
“Türk Eczacılar Birliği ve Türk Algoloji Derneği’nin birlikte yaptığı çalışmada araştırmaya katılan kişilerin yüzde 63.5′i son üç ay içinde ağrıdan yalandıklarını belirtmişlerdir. Ağrı çekenlerin yüzde 73.2′sinde bu ağrı 6 aydan uzun süren ağrılar yani kronik ağrılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ağrısı olanların yarısı (yüzde 50.1) batı, yaklaşık beşte biri (yüzde 18) orta bölgede, yüzde 5.5′i kuzeyde ve yüzde 9.1′i güneyde yaşamaktadır.”
Doktora danışmadan ağrı kesici kullanmayın
Türkiye’de ağrı konusunda yapılan en önemli hatanın ağrı kesici kullanımında görüldüğünü vurguluyan Doç. Dr. Levent Ertuğrul İnan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türk Eczacıları Birliği’nin verdiği rapora göre kişi başına düşen ağrı kesici miktarı yıllık iki kutudur. 1999 yılında yapılan çalışmada ağrısı olan kişilerin yüzde 73′ünün ağrı kesici kullandığı tespit edilmiştir.
Türkiye’de diğer ülkelerde olduğu gibi doktora danışmadan ağrı kesicilerin sık kullanımı yaygın görülmektedir. Örneğin baş ağrısında  ağrı kesicinin sık kullanımının; tersine baş ağrısını artırıp tedaviyi zorlaştırdığı bilinmektedir.”
http://www.sagliktayenilikler.com/yanlis-agri-kesici-kullanimi-agriyi-azaltmiyor/