9 Ağustos 2019 Cuma

YÜKSEK TANSİYONA DİKKAT!



Her 3 yetişkinden birinin yüksek tansiyon hastası olduğu ülkemizde, bu konu göz ardı edilemeyecek kadar önemli.

Genellikle enseden başlayan baş ağrısı, kulakta çınlama ve uğultu, baş dönmesi, çift veya bulanık görme, burun kanamaları, ve düzensiz kalp atışı gibi belirtilerle kendini gösteren hipertansiyon ilerleyerek kalp yetersizliğine de zemin hazırlayabiliyor. Ayrıca felç, görme kaybı ve böbrek yetersizliğinin de en önemli nedenlerinden biri.

Kanın normalden yüksek bir kuvvetle damarlar boyunca aşırı basınç uygulamasına yüksek tansiyon denir. Normal ideal tansiyon 120-80 mm HG olarak kabul edilmektedir. Yüksek tansiyon tanısı için bu değerlerden birinin yüksek çıkması yeterlidir.

Yüksek tansiyon riskini arttıran faktörlerin başında özellikle hareketsiz ve stresli yaşam, alkol, sigara tüketimi, aşırı kilo özellikle santral obezite denilen göbek yağlanması geliyor.

İleri yaş hastalığı olarak bilinmekle birlikte kötü beslenme ve yaşam alışkanlıkları dolayısıyla genç yaşlarda da ne yazık ki artık görülüyor. 50 yaş altı grupta erkeklerde görülme sıklığı fazlayken, 55 yaş üstünde ise kadınlarda görülme sıklığı artmakta.


Diyabet yani şeker hastalığı olanlarda yüksek tansiyon çok sık görülüyor.

Düzenli egzersiz ve kilonun kontrol altında tutulması bu sorunun önüne geçilmesi için çok önemli. Haftada en az 3-4 gün, en az 30-45 dk tempolu yürüyüş yapılmalı.

Aynı şekilde çok tuz kullanma alışkanlığı bırakılmalı. Daha çok sebze, meyve, tam tahıl tüketilmeli. Tuz, doymuş ve trans yağ tüketimi azaltılmalı. Yağda kızartılmış besinler, hamur işleri, işlenmiş et ürünleri ve sakatatlardan uzak durulmalı.

Yüksek tansiyon konusunu ihmal etmeyin. Bu rahatsızlıklardan kaynaklanan komplikasyonlar diğer hastalıklara kıyasla daha ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Üstelik yüksek tansiyon, daha fazla çalışıp vücudunuza kan pompalamak zorunda olduğundan kalbinize de zarar verir.

Sağlıklı beslenin, düzenli spor yapın, sağlıklı kiloda kalın, alkol tüketiminizi azaltın, sigaradan uzak durun ve tuz kullanımınız konusunda çok dikkatli olun.

Ayrıca, Mora Terapi ile yapılan frekans temizliği tedavilerinde doktorunuzla birlikte koruyucu önlemleri almanız kolaylaşır ve uzun vadeli risklerden korunursunuz.

Sağlık dolu günler.




28 Temmuz 2019 Pazar

BÜTÜNSEL TIP NEDEN DAHA YAYGIN OLARAK KULLANILMALI?


Bütüncül veya Bütünsel Tıp olarak adlandırılan tıp, klasik batı tıbbı yaklaşımından farklı olarak hastalara ruhsal, duygusal, zihinsel ve çevresel açıdan da bakar ve kişinin bütün olarak, tüm yönlerinin mümkün olduğunca doğal ve az zarar göreceği yollarla iyileştirme yollarını arar. Hastaların ruhsal, zihinsel, çevresel ve bedensel olarak tüm yönlerinin tutarlılık halinde bir bütün olarak sağlıklılık haline getirilmesini amaçlar. Farklı modaliteleri içeren bir tedaviler bütünüdür.
En bilinen teknikler; akupunktur, homeopati, beslenme şekli değiştirme, frekans tedavileri, ses terapileri, aromatik terapiler, zihin-beden bütünlüğünü içeren terapiler (yoga, tai chi vb), bitkisel tedaviler, meditasyon, nefes terapileri, özel bütüncül masajlar vb.’dir.
Doktor ve terapistler hastanın akıl, beden iyileşmesinde inanç sistemleri kadar hastaların çevresel faktörlerinin de önemli olduğunu dikkate alırlar. Bütüncül tıp terapistlerinin ideallerinin temeli, gerçek iyileşme için bedensel iyileşmeye ek olarak zihnin ve ruhun (ve duyguların) da beslenmesinin gerekliliğidir. Böylelikle uzun vadede geri dönüşümün çok azalacağı veya ortadan kalkacağı bir iyileşme haline ulaşılacağı, hastanın acısını azaltacaklarını ve böylelikle hastalıkla başa çıkılmasının veya hastalığın yenilmesinin kolaylaşacağını varsayarlar ki bu varsayım, bütünsel tıp ile klasik tıbbın birlikte kullanıldığı veya tek başına klasik tıbbın kullanıldığı karşılaştırmalı çalışma ve gözlemlere bakıldığında doğrulanmaktadır. Genellikle bu tedaviler hastaların zor hastalıklarla başa çıkmasını kolaylaştırmaktadırlar. Ayrıca hastane, tahlil vb maliyetler de azalmaktadır. Hastaların ağrı, sıkıntı, depresyon gibi hastalıktan kaynaklı sorunları da çok çok azalmaktadır.







Modern-klasik batı tıbbının eksikliklerinin en önemlisi; sıklıkla hastaları tek bir organ, semptom, organ sistemi veya tanıya indirgiyor olmasıdır. Örneğin hastanelerde bile hastalar doktorlar arasında “oda 6’daki safra kesesi” veya “ünitedeki kalp krizi” diye adlandırılırlar. Klasik batı tıbbının bizi, yaşamın ve biyolojinin karmaşıklığını farkına varıp bu karmaşıklığı tanı koyma ve tedavi sürecine dahil etmede kısıtladığı noktalar çoktur. Bir hastanın ihtiyaçlarını değerlendirmek için çoğu zaman birden fazla modaliteye ihtiyaç duyulur. Bu da bütünsel veya bütüncül tıbbın alanıdır. Böylelikle hastanın sağlıklı haline geri dönmesi için gereken tüm bileşen ve faktörler derinlemesine ele alınır. Bu ortamda hem doktorlara, hem fizyoterapistlere, hem psikolojik danışmanlara ve hem de beslenme danışmanlarına aynı anda ihtiyaç duyulur.

Vücudun çoklu karmaşıklıklarına ve doğal dünyamızla olan ilişkilerine derinlemesine girilir, hastanın genetiğinin çevresinden nasıl etkilendiği değerlendirilir, toksinler, kimyasal maddeler ve stresin vücuttaki etkileri ele alınır ve en önemlisi insan doğasının doğal besinlere, doğal güneş ışığına, suya, doğal ortamlara ve rahatlama ve neşeye duyulan gereksinimleri vurgulanır.

Bütünsel Tıp, hasta bakım maliyetlerini azaltırken, hasta bakımı sonuçlarını da iyileştirmektedir. Kaliforniya’da büyük bir devlet hastanesinde 160 hasta üzerinde yapılan bir çalışmada, hasta tedavilerinin klasik batı tıbbı ve bütünsel tıp yöntemleriyle birleştirilerek yapıldığı zaman, hastaların semptom iyileşmelerinde artışlar olduğunu gözlemlenmiştir.

Aynı şekilde kanserli hastalar üzerinde yapılan çalışmalarda bütünsel tıp kullanılan hastaların acılarında azalma, iştah, anksiyete, uyku bozuklukları, yorgunluk, bilişsel ve duygusal problemlerinde çok daha olumlu yönde iyileşme olduğu görülmüştür.

Bütünsel Tıbbın uygulanmasının önündeki en önemli engel, konuyla ilgili eğitim eksikliğidir.  Avrupa’dakinin aksine, özellikle Amerika’da hastanelerdeki tıp pratisyen ve terapistleri bu konuya olumlu bakmakla birlikte pek azı bu konuda yeterince eğitimli olduklarını düşündüklerini söylemektedirler. Avrupa’da pek çok ülkede bütünsel tıp ayrı bir ana bilim dalı olarak üniversitelerde okutulmaktadır. Ülkemizde de ne yazık ki konu henüz emekleme aşamasında olup, sadece kısa dönemli kurs ve eğitimlerle desteklenmeye çalışılmaktadır.

Kaynaklar:          * Integrative Medicine as a Vital Component of Patient Care – A. Muacevic & J. R. Adler
*The Difference between Functional Medicine, Holistic Medicine, Natural Medicine and Integrative Medicine – Dr. Scott Resnick

22 Temmuz 2019 Pazartesi

HOMEOPATİ NEDİR?


Grekçe’de “homeos -benzer”, “pathos-hastalık” demektir. Homeopati, “benzeri benzer ile tedavi etme” (similia similibus currentur) prensibine dayanır.

Homeopati 18. Yüzyılın başlarında Alman Doktor Samuel Hahnemann tarafından bulunan ve vücudun kendini doğal olarak iyileştirmesine yardım eden bir tamamlayıcı tedavidir.

Hastalık belirtileri aslında hastalık ile savaşan vücutta meydana gelen değişikliklerdir. Klasik tıp bu belirtileri ortadan kaldırmaya çalışır.  Öksürüğü keser, ateşi düşürür, ağrıyı dindirir. Homeopati ise belirtileri olduğu gibi ele alır, vücudun savunma sistemine dair işaretler olarak görür, bastırmaya çalışmaz.

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre en sık kullanılan tamamlayıcı tıp yöntemidir. Avrupa’da halkın %50’den fazlası homeopatik tedavi görmekte, doktorların %50’den fazlası homeopatiyi diğer tedavi yöntemleri ile birlikte önermektedir

Fransa’da geçtiğimiz yıllarda yapılan bir araştırmada reçetelenen ilaçların %60’ının homeopatik ilaç olduğu, hastaların %75’inin homeopatik ilaçlara dair daha etkin ve daha az yan etkisiz görüşünde olduğu görülmüştür. Bu konuda ülkemizde henüz bir düzenleme yapılmamış olmakla birlikte, Homeopatik ilaçları genel olarak Avrupa ve İngiltere’deki eczanelerde bulmak her zaman mümkündür.







Homeopatide hastalık tanımı, beden, zihnin ve ruhun “bütün olarak” etkilenmesi, organizmanın tamamının dengesinin bozulmasıdır. Hastalığın sebebi bir organda meydana gelen bozukluk değil bütünün (bedenin yaşam enerjisinin, kendi iyileştirme gücünün) dengesinin bozulmasıdır. Homeopatik maddelerin enerji verici özelliklerinden faydalanarak vücuttaki uyum ve denge yeniden sağlanır. Vücudun savunma ve iyileşme sistemleri güçlenir, bir başka deyişle kişinin yaşama gücünü harekete geçirir. Herkesin DNA sarmalı kendine özgüdür ve bu sarmal o kişinin fiziksel ve psişik özelliklerini belirler. Bu yüzden homeopatide değişik organların bozulmasında değişik ilaç vermek yerine, insanın bütününü kapsayan bir ilaç seçilir.


Bu tedavideki amaç, hastaya zarar vermeden, ılımlı ve güvenilir bir yolla hastalığı tümüyle ve kökten iyileştirmektir.

Sağlık dolu günler.

17 Temmuz 2019 Çarşamba

DAHA SAĞLIKLI BİR HAYAT İÇİN MUTLU OLMAK NEDEN ÖNEMLİ?


Mutluluk, bireyin sevinç, neşe, umut ve güven gibi duyguları daha sık yaşaması ve genel anlamda yaşamından memnun olması şeklinde tanımlanıyor. Tıp ve psikoloji konusunda çalışan akademisyenlerin de sık sık üzerine basarak vurguladıkları gibi mutluluk, ruhsal ve fiziksel sağlıkla doğrudan ilişkili.

Mutluluk aslında kişinin hayatı keyif alarak, anlamlı şekilde yaşamasıdır. Mutlu bireyler olumlu duyguları, olumsuz duygulara göre daha sık yaşarlar. Her şeyden önemlisi mutlu insanlar başkalarına ve çevrelerine zarar vermez, saldırganlık düzeyleri düşüktür. Etkileşimde oldukları insanların hayatlarına zarar vermek bir tarafa, onların mutluluğuna veya psikolojik iyi oluşlarına da katkı sağlarlar.

Bugün mutluluk üzerine yapılan araştırmalar, mutlu insanların daha uzun yaşadığını, daha sağlıklı olduklarını, iş ve özel yaşamlarında daha üretici ve verimli olduklarını ve dolayısıyla da daha başarılı olduklarını ortaya koymaktadır.





Aynı şekilde mutlu ve mutsuz insanları sağlık açısından karşılaştırdığımızda ise mutlular lehine çok önemli avantajlardan bahsedebiliriz. Neden mutlu insanlar daha sağlıklıdır? Çünkü bağışıklık sistemleri daha güçlüdür, daha az ağrı yaşarlar, daha düşük stres düzeyine sahiptirler, hastalandıklarında daha çabuk iyileşirler. Ayrıca yapılan kapsamlı araştırmalar mutlu insanların yaşam sürelerinin belirgin bir biçimde daha uzun olduğuna işaret etmektedir. Örneğin Illinois Üniversitesi ve Texas Üniversitesi iş birliği ile yapılan bir klinik çalışmada mutlu olduğunu söyleyen kişilerin, kendilerini mutsuz olarak tanımlayan kişilere oranla %14 oranında daha uzun yaşadıklarını tespit etmişlerdir. Tabi bunda fiziksel olarak hastalıklara yakalanma oranlarının düşük olması kadar, riskli davranışlara daha az girmeleri de önemli bir etmendir (örneğin güvenli bir cinsel hayatı tercih etmeleri, araba kullanırken emniyet kemeri takmaları, daha az hayati riski olan durumlara kendilerini sokmaları vb.).


Unutmayalım ki pozitif ruh halindeyken, stresle ilişkili hormonlarımız daha az salgılanır, vücut direncimiz artar ve hatta yara iyileşmelerinde hızlanmalar bile görülür. Mutluluğun tek başına sağlığımızla ilgili en önemli bağlantısı belki de hormonal durumumuza olan etkisidir. Hormon düzensizlikleri veya stres hormonlarındaki artış direkt sağlığımızı birincil derecede olumsuz etkileyen etmenlerin başında geliyor. Tam tersi hormon salgılarımızdaki düzenlilik ve yeterlilik ise sağlığımıza olumlu etkenlerin başında gelir.

Doğru beslen, egzersiz yap, yeterince ve kaliteli uyu, bol su iç uyarılarına “Mutlu olmak için çaba göster, kronik öfkeden uzak dur” uyarısını da eklememiz gerekiyor. Yapılan tüm çalışmalar gösteriyor ki mutluluğun ve olumlu duyguların daha sağlıklı olmaya ve daha uzun yaşamaya önemli bir katkısı var.

Mutlulukla ve sağlıkla kalın.

21 Haziran 2019 Cuma

Biorezonans ve MORA Terapi Nedir?

Özellikle son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz ve aşina olduğumuz biorezonans, en yalın tanımıyla bir enerji tıbbı yöntemidir. Rezonans kelimesi elektronikten gelir ve iki eş elektriksel sinyalin birbirini seçmesi ve ilişkiye geçmesi olarak tanımlanabilir. Biyolojik sistemler için rezonans fenomenini kullanan yöntemlere ve teknolojilere genel olarak biorezonans adı verilir. Biyofiziksel bir teknik olduğu için kimyasal ilaçlar ve herhangi başka bir madde kullanılmaz. Yöntem elektromanyetik frekanslarla uygulanır; ama tahmin edildiği veya korkulduğu gibi yoğun ve tehlike arz eden bir frekans değil, biorezonans cihazından yayılan elektromanyetik frekansın gücü neredeyse bir cep telefonundan yayılanın binde biri kadar.

Bu tıp yöntemi, hücreler arasındaki ve vücudun bütünü içindeki iletişimi bozan yabancı frekansların ortadan kaldırılması vücut üzerindeki stresi ortadan kaldırır ve sistemin düzgün biçimde işleyebilmesini sağlar. Rezonanslar, özellikle elektromanyetik rezonanslar, fiziksel sağlık için büyük önem taşır. İnsanların, hayvanların ve hatta bitkilerin sağlığı, her bir somatik hücre ve her bir organ tarafından oluşturulan bu spesifik rezonansların bozulmadan kalmasına bağlıdır. Sadece tüm enstrümanları doğru akort edildiğinde uyum içerisinde performans sergileyebilen bir senfoni orkestrası gibi, insan vücudu da rezonansları ve elektromanyetik frekansları doğru ve doğayla uyumlu olduğunda ideal bir şekilde çalışır. Bu yöntem, non-invasiv ve yan etkisiz olduğundan uygulama basittir, bu da yöntemin çığır açmasında ve etkin bir şekilde kullanmasında büyük rol oynuyor. Yan etkisi olmayan bu yöntemde bilinmesi gereken en önemli unsur ise kalp pili olanlarda, organ nakli yapılmış kişilerde ve gebeliğin ilk 3 aylık döneminde kullanılmamasıdır.

 

Peki biorezonans yönteminin temelini oluşturduğu MORA ve MORA Terapi nedir? Öncelikle kelimenin etimolojisinden başlarsak MORA ismi bu tekniğinin yaratıcısı Dr. Franz MOrell ve Eric RAsche'nin soyadlarının baş harflerinin birleşiminden doğuyor. Dr. Morell, yetmişli yılların ortalarında damadı Elektronik Mühendisi Eric Rasche ile birlikte, vücudun kendi rezonanslarını (salınımlarını) kaydedebilen, analiz edebilen, düzeltebilen ve ardından düzenlenmiş salınımları insan vücuduna geri verebilen bir cihaz geliştirdi. Bu, klasik Biorezonans metodunun doğuşuydu. Özellikle Almanya ve Avrupa ülkelerinde biorezonans metodu olarak adlandırılan tamamlayıcı – integratif tıp akımının başlamasına neden oldu. 35 yıldır, bilimsel çalışmalarla da desteklenen Morell-Rasche yöntemi yıllar içinde terapi etkinliği ve başarısı nedeniyle tüm dünyada yaygın bir şekilde kullanılan bir yöntem haline geldi. Bu nedenledir ki pek çok farklı yöntem ve cihaz da biorezonans isminin saygınlığı dolayısıyla aynı işlevleri yapmamasına rağmen bu ismi kullanmaktadır. İsim benzerliklerinin yanıltıcı olmaması adına ve MORA cihazıyla yapılan uygulamaların kendine has etkinliğinden dolayı bu sitede bahsedilen yöntem MORA Terapi olarak anılıyor.

Homeopati olarak bilinen ve tüm dünyada hızlı şekilde yayılan bir tamamlayıcı tıp yönteminin, geleneksel Çin tıbbının temel önermeleriyle harmanlanması ve bu bilginin yüksek teknolojiyle birleştirilmesi MORA Terapi’yi yarattı. Homeopati de yaklaşık 200 yıl kadar önce yine Almanya’da Dr. Hahneman tarafından standardize edilmiş çok eski bir tedavi yöntemi.
Tüm bu tedavi yöntemlerinin ana kullanım alanları;
  • Sigara ve Alkol Bırakma
  • Kronik Ağrı Tedavisi
  • Alerji Tedavileri
  • Obezite / Kilo Verme.
Mora Terapi’nin tedavi yöntemlerini ise 3 maddede tanımlayacak olursak, elektromanyetik frekanslar;

·    Cilt üzerine konulan elektrotlar yardımıyla,
·        Cihazın giriş yeri içerisine konulan maddeler yardımıyla (örneğin sigara ya da alerjen madde),
·        Cihazın giriş yeri içerisine konulan patolojik vücut sıvıları (örneğin idrar yolu enfeksiyonu olan bir kişinin idrarı) yardımıyla cihaz içine alınır. Optik uncoupling/ayırma uygulandıktan sonra frekans, MORA’ya özgü bir filtre içinden geçirilerek sabit fazlı olarak ters çevrilir ve kişinin vücuduna verilir.

Tıp endüstrisinde çığır açan bu tedavi yöntemi hakkında daha fazla bilgi almak, faydalanmak isterseniz, bu “sağlıklı teknolojiyi” ülkemizde uygulayan Mora Türkiye’ye web sitemizden, sosyal medya kanallarımızdan (Instagram, Twitter, LinkedIn, Facebook) linklere tıklayarak, isterseniz de 0 216 405 14 52’i arayarak ulaşabilirsiniz. Unutmayın, siz sağlığınız için bir adım atmaya karar verdiğinizde biz de sizinle bu yolu birlikte ilerlemek isteriz.


Herkese sağlıklı günler! J




7 Haziran 2019 Cuma

Sağlık Endüstrisinde Gelişmeler: 3D Yazıcı ve Katmanlı İmalat

3D yazıcıların (üç boyutlu baskı) ve katmanlı imalatın kullanılmaya başladığı tarihin başlangıcına baktığımızda öncelikle eşyaların basıldığını görebiliriz; telefon kabı, gözlük, ayakkabı, elbise, mimari modeller… Ve şimdi sağlık sektöründe yapay organ basımı denemeleri, eksik kemik parçalarını tamamlama ve kişiye özel protez yapımı gibi araştırmalar ile geleceğin umut ışığı olma yolunda hızla ilerliyor. Yakın tarihte teknoloji ve sağlığın en verimli buluşması diyebilir ve heyecanla 3D imalat ürünlerini bekleyebiliriz: Çünkü bu teknoloji birçok hayali gerçeğe dönüştürüyor!

3D üretim teknolojisinin sağladığı faydaları biraz daha açacak olursak uzman sağlıkçı Jimmie Beacham'ın yorumuna bakabiliriz: “3D baskı birçok insana fayda sağlayabilir. Tarama süreci sonrasında hastalarıyla konuşan doktorlar, modeli kullanarak sorunun kaynağını görsel olarak anlatabilir ve konunun daha net anlaşılmasını sağlayabilir. Bu modeller, karmaşık ameliyatların planlama aşamasında cerrahlara yardımcı olabilir. Cerrahlar için zorluk yaratan konulardan biri, organ konumunun her insanda bire bir aynı olmamasıdır. Bu modeller sayesinde, bir organın sıra dışı bir açıya veya farklı bir şekle sahip olduğu durumlarda, doktorlar bunu önceden görebilir, hastanın vücuduna dalıp sorunu bulmaya çalışmak yerine önceden daha detaylı plan yapabilirler.




Gün geçtikçe kullanımı artan 3D yazıcılardan üretilen protezler, yapay organ denemeleri gelecekte günümüzde sorun olarak görülen birçok hastalığa çözüm olacak gibi duruyor.  Günümüzde yaşam şartlarını geliştirmenin yanı sıra 3D Printerlar hayat kurtarmayı da başarıyor. İngiltere’de 3 boyutlu yazıcı kullanılarak üretilen leğen kemiğinin nakledildiği bir kanser hastası baktığımızda değnek yardımı ile yürümeyi başarabiliyor.  Bir diğer önemli hayat kurtaran operasyon ise Hollanda’da görüyoruz. 23 yasındaki bir hastanın kafatası 3D yazıcıdan üretilmiş sentetik bir kafatası ile değiştiriliyor ve bu yöntem ile hastanın önceki  yöntemlere göre daha olumlu bir sonuç veriyor. Hasta beyin fonksiyonlarını çok daha rahat şekilde geri kazanıyor. Tüm bu uygulamaların yanında sektörde medikal alanda 3 boyutlu yazıcılar ile yapay organ üretilebilmesi için çalışmalar dünyada tüm hızı ile sürdürülüyor.

Bilindiği gibi çoğu acil vakalarda özellikle bel bölgesinde veya beyin mekanizmasında meydana gelen kazalarda acil bir yardıma ihtiyaç vardır. Hastaya hemen müdahale edilmesi gerekiyordur ama uygun parçaları bulmak bazen haftaları bazen ise yılları alacaktır. Mesela geçen günlerde yurt dışında meydana gelen bir beyin kanaması geçiren hasta,  3D yazıcılarla yapılan implant sayesinde sağlıklı bir şekilde hayata döndürüldü. Böbrek nakli bekleyen hastalar içinde uygun böbreği bu yazıcılardan çıkartıp sağlıklı bir yaşama kavuşmasında etkili bir yöntem 3D yazıcılar, ilk başta prototip amaçlı kullanılmasına rağmen artık birçok organ naklinde de kullanılmaya başlandı. Böylece sağlık bakımından kötü durumda olan insanlar için büyük bir ışık kaynağı oldu. Çünkü bu yazıcılar inanılmaz şeylere imza atabiliyorlar. Gerektiği zaman organ yapımında kullanılabiliyor. Gerekli olduğu zaman sağlık bakımından artık yaşaması zor olan kişileri tekrar hayata döndürebiliyor. Bunlar mucizevi gibi görünse de gerçek. Bakalım bizleri daha neler bekliyor!


31 Mayıs 2019 Cuma

HEALTH SCANNER İLE ÖNEMLİ SAĞLIK DEĞERLERİNİZİ SADECE 60 SANİYEDE ÖĞRENEBİLECEĞİNİZİ SÖYLESEK!


Bütünsel (tamamlayıcı) tıp nedir, klasik tıptan farklı olarak hastalık belirtilerini ortadan kaldırmak için değil hastalığa sebep olan sağlık sorunlarını ortadan kaldırmak için geliştirilen yöntemler bütünüdür. Sağlıklı insan, bir bütün olarak sağlıklıdır. Beden, zihin ve ruh hepsi birlikte düzgün ve doğru işleyiş gerçekleştiriyorsa tam sağlıktan söz edilebilir. Bütünsel tıp iyileşmeyi beden, ruh ve zihin kombinesiyle yani bir bütün olarak ele alır. Örnek verecek olursak, zihinsel anlamda sağlıksız bir vücudun bedensel sağlığını da ruhsal sağlığını da kaybetmesi oldukça olasıdır. Bütünsel tıp, insan sağlığının çevresiyle ve yaşam tarzıyla da oldukça önemli olduğunu vurgular.

Tamamlayıcı tıp da Mora Terapi cihazları geliştirilmiştir. Bu cihazlar insan vücudunda doku ve sistemler arasındaki iletişimin elektro manyetik dalgalar yoluyla gerçekleştiği temeline dayanmaktadır. Mora Terapi cihazları biorezonans metodunun başlangıcı olarak kabul edilir. Gelişen teknolojinin de katkısıyla günümüzde pek çok farklı sağlık sorununun tedavisi için kullanılır hale gelmiştir.

Peki Health scanner nasıl etki eder?  Ana cihaza bağlı olarak bulunan el sensörü avuç içerisinde 60 saniye tutulduğunda kalp ritmi, böbrek fonksiyonu, karaciğer fonksiyonu, kemik hastalıkları, vücut toksinleri, beyin sinirleri, ağır metaller, aminoasitler, vitamin, mineral, eser element, cilt, göz, prostat, jinekoloji ve göğüs gibi 40’a yakın alandaki sağlık analizi 60 saniyede ölçülür. Hücre ve organların manyetik dalgalarını nano ve mikro boyutlarda ölçerek değerlendirme yapar. Tanı ve tedavi için birçok bilgiyi almanıza yardımcı olur. 40’a yakın sağlık değerini referans değerleriyle birlikte veren Bionic Health Scanner, kişiye değerlerini referans değerleri ile karşılaştırma imkanı verir. Health scanner ile yapılan düzenli ölçümler hasta durumunun kontrol edilmesini ve takip edilmesini oldukça kolaylaştırmaktadır. Health Scanner ile bulunan tüm çözümsel sonuçlar hastanın sağlığı için birer ipucu değeri taşımaktadır.