9 Eylül 2014 Salı

Doktora Danışmadan alınan Ağrı Kesiciler Ağrıyı Artırabilir


Ülkemizde yapılan çalışmalara göre en sık rastlanan ağrı yerleri; baş, bel (%13.2), bacaklar (%13.2) ve karın bölgesi (%11.2) olarak sıralanıyor. Türkiye’de başağrısı sıklığını saptayan epidemiyolojik çalışmaya göre ise migren yüzde 16, gerilim tipi başağrısı ise yüzde 35 oranında görülüyor. Özellikle baş ağrılarından mustarip olanların yaptığı en büyük yanlış ise sık ağrı kesici kullanımı. Doktora danışmadan ve sık aralıklarla alınan ağrı kesiciler, ağrıyı azaltmıyor aksine artırıyor.
Türk Nöroloji Derneği (TND) Yönetim Kurulu Üyesi ve Algoloji Çalışma Grubu Moderatörü Doç. Dr. Levent Ertuğrul İnan, küme tipi başağrılarının özellikle erkeklerde daha çok görüldüğünü belirtiyor. Dünya ile karşılaştırıldığında baş ağrılarının Avrupa ve Kuzey Amerika ile benzerlik gösterdiğini anlatan Doç. Dr. Levent Ertuğrul İnan, Uzakdoğu’da baş ağrısının daha az görüldüğüne dikkat çekiyor.
Batı illerinde ağrı sıklığı daha fazla
Çocuklukta da baş ağrısının sık görüldüğünü ifade eden Doç. Dr. İnan, bölgelere göre ağrı haritasını şöyle açıkladı:
“Türk Eczacılar Birliği ve Türk Algoloji Derneği’nin birlikte yaptığı çalışmada araştırmaya katılan kişilerin yüzde 63.5′i son üç ay içinde ağrıdan yalandıklarını belirtmişlerdir. Ağrı çekenlerin yüzde 73.2′sinde bu ağrı 6 aydan uzun süren ağrılar yani kronik ağrılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ağrısı olanların yarısı (yüzde 50.1) batı, yaklaşık beşte biri (yüzde 18) orta bölgede, yüzde 5.5′i kuzeyde ve yüzde 9.1′i güneyde yaşamaktadır.”
Doktora danışmadan ağrı kesici kullanmayın
Türkiye’de ağrı konusunda yapılan en önemli hatanın ağrı kesici kullanımında görüldüğünü vurguluyan Doç. Dr. Levent Ertuğrul İnan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türk Eczacıları Birliği’nin verdiği rapora göre kişi başına düşen ağrı kesici miktarı yıllık iki kutudur. 1999 yılında yapılan çalışmada ağrısı olan kişilerin yüzde 73′ünün ağrı kesici kullandığı tespit edilmiştir.
Türkiye’de diğer ülkelerde olduğu gibi doktora danışmadan ağrı kesicilerin sık kullanımı yaygın görülmektedir. Örneğin baş ağrısında  ağrı kesicinin sık kullanımının; tersine baş ağrısını artırıp tedaviyi zorlaştırdığı bilinmektedir.”
http://www.sagliktayenilikler.com/yanlis-agri-kesici-kullanimi-agriyi-azaltmiyor/

4 Eylül 2014 Perşembe

Ağrının Uyarıcı Etkilerini Dikkate Alın

Akut ağrı pek çok hastalığın en erken belirtisi olduğu için ağrı çeken çok sayıda kişi zaman geçirmeden doktora başvuruyor. Bu sayede ağrının uyarıcı ve dikkate alınması gereken yönünden yararlanılmış oluyor.

Dünya Ağrı Enstitüsü Vakfı CEO’su ve Türk Ağrı Derneği Başkanı Prof. Dr. Serdar Erdine, "Hangi tür ağrıların altında hangi hastalıklar yatıyor?" sorusuna yanıt verdi.

BAŞ ÇEVRESİ
* Sinüzit: Sinüs adı verilen ve kafatasında bulunan boşlukların iltihabı, burun ve göz çevresinde şiddetli ağrıya yol açar.

* Zona: Zona adı verilen sinir iltihaplarında yüzün tutulan sinirinde çok şiddetli ağrılar görülür. Buna en çok göz çevresinde rastlanır.

* Nevralji: Yüze giden sinirlerin elektrik çarpması tarzındaki ağrılarıdır. Yüz yıkama, traş olma veya yemek yeme gibi durumlarda ortaya çıkar.

* Kulak ağrısı: Dış, iç ve orta kulak yolu iltihapları şiddetli kulak ağrısına yol açar.

* Başın üst bölümü: Beyin kanaması, hipertansiyona bağlı başağrıları, kafa içi basıncının değişmelerine bağlı ağrılar, menenjit ve ensefalit gibi merkezi sinir sistemi enfeksiyonları, beyin tümörleri başın üst bölümünde ağrı ortaya çıkaran nedenlerdir.

* Boyunda kireçlenmeler: Boyundaki kas spazmlarına ve kireçlenmelere bağlı ağrılar başın arkasına yayılabilir.

* Boynun arkasında uyuşukluk ve elektrik çarpması tarzında ağrı: Saçlı derinin arka bölümünün duyusunu sağlayan oksipital sinirin sıkışmalarında tek taraflı ağrı ortaya çıkabilir.

BEL AĞRILARI
* Bel bölgesinde akut ağrı: Bu ağrı türü en çok kas spazmlarıyla ilişkilidir. Omurga kaynaklı ağrılar da en fazla belde görülür.

* Bel fıtığı: Bel fıtığı, kalçaya ve bacaklara yayılan şiddetli ağrıya neden olur. Belin ortasında ortaya çıkan bu ani ve çok şiddetli ağrı akla bel omurlarında çökme kırığını getirir. Özellikle kemik erimesi bulunan hastalarda bu durum sık görülür.

* Kireçlenmeler: Kireçlenmeler, belde yer alan çeşitli eklemlerin iltihaplanması ve omurga kanalı darlıkları bel ağrısına neden olabilir.

* Zona: Bu sorun halinde karnın aynı tarafıyla birlikte belde de ağrı oluşur.

GÖĞÜS VE SIRT BÖLGESİ
* Göğsün ön bölümü: Bu bölgede yer alan ağrıların en bilinen ve korkulanı kalp kaynaklı ağrılardır. Kalp damarlarının daralmasına bağlı göğüs ağrısı göğsün ön bölümünde hissedilir. Sol tarafa doğru yayılsa da genellikle yaygın olma eğilimindedir ve göğsün bütün ön duvarını kaplar.

* Kalp kılıfı iltihabı-perikardit: Kalp damarlarında darlık dışında kalp kaynaklı başka bir ağrı da kalp zarının iltihaplanmasına bağlı olan ağrıdır.

* Ana damarların yırtılması: Kalpten çıkan büyük damarların yırtılmalarına bağlı olan şiddetli ağrıdır.

* Kalbe bağlı olmayan ağrılar: Kalbin dışında akciğerin akut hastalıklarında da bu bölgede ağrı görülür. Bunların en önemlileri plörezi, pnömotoraks, akciğer kanseri ve akciğer embolisidir. Göğsün ön bölümündeki diğer ağrı nedenleri, reflü hastalığına bağlı göğüs kemiği arkasında yanma, kas kaynaklı ağrılar, kaburga kemiklerinin çatlaması, kırılması ya da kireçlenmesine bağlı ağrılar ile zona ağrılarıdır.

SIRT BÖLGESİ
* Kas spazmı: Akciğer hastalıkları bu bölgede de ağrıya neden olabilir. Ancak sırt ağrılarının en sık görülme nedenleri akut kas spazmlarıdır.

* Kireçlenmeler ve sırt fıtığı: Omurga hastalıkları (sırt omurlarında fıtıklaşma, skolyoz ve kifoz gibi omurga eğrilikleri veya omurganın sırt bölümünde kireçlenme) da önemli sırt ağrısı nedenidir.

* Zona: Akut sırt ağrısına yol açabilir.

* Safrakesesi hastalıkları: Ağrı sırtın sağına yayılabilir.

KARIN BÖLGESİ
* Apandisit: İncebağırsak hastalıkları ve apandisit (erken dönemde) bu bölgede ağrıya neden olur.

* Boğulmuş göbek fıtığı: Bu sorunun varlığında göbek çevresinde ağrı hissedilir.

* Üst orta bölge: Bu bölgenin ağrıları genellikle mide, onikiparmak bağırsağı, pankreasın iltihabi hastalıkları ve kanserleri ile ilgilidir. Safrakesesi taşı, tümörü ve iltihabında ağrı bu bölgeye yayılabilir. Diyafram fıtığında da karnın üst orta bölümünde ağrı meydana gelebilir.

* Üst sol bölge: Bazen mide, dalak, pankreas ve kalınbağırsakla ilgili hastalıklarda ağrı görülebilir. Özellikle travma sonrasında karnın bu bölümünde meydana gelen ağrı dalak yırtılmasını akla getirir.

* Üst sağ bölge: Safrakesesi taşları, iltihapları ve kanserleri, bu bölgedeki ağrının ilk akla gelen nedenleridir. Karaciğer hastalıkları, özellikle karaciğerin çok fazla büyümesine ve kapsülünün gerilmesine bağlı olarak ağrıya neden olabilir. Bazen pankreas veya onikiparmak bağırsağından kaynaklanan hastalıklar da karnın sağ üst bölgesinde ağrıya yol açar.

* Alt orta bölge: Bu bölgede ağrı, kalınbağırsak iltihaplarına, kadınlarda idrar yolu enfeksiyonları ya da üreme organları ile ilgili hastalıklara bağlı olabilir. Bu bölgenin sık görülen ağrılı bir hastalığı da spastik kolondur.

* Alt sol bölge: Son bağırsaktan kaynaklanan problemler sıklıkla bu bölgede ağrıya yol açar. Divertikülit adı verilen özel bir kalınbağırsak iltihabı ile Crohn hastalığı bu ağrılara yol açan örnekler arasındadır.

* Alt sağ bölge: Kalınbağırsak hastalıklarında bu bölgede de ağrı görülür. Apandisit ağrısının, başlangıç döneminin ardından karnın sağ alt bölümüne yayıldığı unutulmamalıdır.

*Tüm karın bölgelerinde ağrı: Karnın tümünde yaygın akut ağrı en çok; spastik kolonda, bağırsak tıkanmaları veya delinmelerinde, karın zarı iltihabında (peritonit), ailesel Akdeniz ateşi hastalığında ve karın içi kanamalarda görülür.

http://www.haberturk.com/saglik/haber/788283-iste-vucudun-agri-haritasi

2 Eylül 2014 Salı

Kilomuzu Korumak Kilo Vermekten Daha Zor

Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, kiloyu vermek kadar korumanında sağlık açısından son derece önemli olduğunu söyledi.
Enç, konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada, “Fazla kilolarınızdan kurtuldunuz. Ya tekrar geri alırsak diye mi endişeleniyoruz. Peki, şimdi ne yapmak gerekiyor? Eski yeme alışkanlıklarımıza geri dönüp, nasıl olsa 1-2 kilodan bir şey olmaz deyip, eskisi gibi kontrolsüz yemeğe mi başlayacağız? Tabii ki hayır. Kilo vermenin devamı olarak kilo kontrolünde olmanızda önemli” diye konuştu.
Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç konu ile ilgili yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti; “Öncelikle hiçbir zaman unutmamız gereken nokta koruyabileceğimiz ağırlık hedef noktamız olmalı ve doğru bir diyet programından sonra her zaman beslenmemizi kontrol altında tutmalıyız.
Aslında birçoğumuz da kilo korumanın, kilo vermekten daha zor olduğunu birkaç kez deneyimlemişizdir. Kiloyu koruma konusunda yetersiz kalınması, iki temel nedene bağlanabilir.
Birincisi; Gerçekçi olmayan ve ulaşılamaz hedefler belirlenmesidir. Sonuca ulaşılsa dahi o kiloyu korumanın oldukça zor olur çünkü ulaşılan kilo bireyin sabitlemek de zorlanacağı kilodur ve birey bu kiloyu uzun süreli koruyamayacaktır. Bunun sonucunda da birey kendini kısır bir döngünün (kilo alıp-verme) içinde bulacaktır.
İkincisi ise; Bireyler, zayıflama programında kazandıkları olumlu beslenme alışkanlıklarını devam ettirmezler ve program süresince yaptıkları aktiviteyi bırakırlarsa, kiloyu koruyamama ve tekrar kilo almaları olasıdır. Diyet yaparken ,koruma zamanında kesinlikle uygulayamacağımız kuralları uzmanınızla belirleyerek diyette yer vermediğimizde korumamız çok daha kolay olur.
Bu programlarda ki genel amaçta; kaybedilen kiloların tekrar geri alınmasını önlemek veya minimum düzeyde olmasını sağlamak ve sağlıklı-dengeli beslenmeyi yaşam şekli haline getirmektir.
“Yine mi diyet yapmam gerekiyor? Ben hiçbir zaman, istediğim gibi yemek yiyemeyecek miyim?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim.


 Tabi ki istediğimiz, sevdiğimiz, keyif aldığımız besinleri tüketebileceğiz ancak kilo almak istemiyorsak yapılan aktivite yani harcanan enerji ile alınan enerjiyi dengede tutmamız gerekiyor.
Örneğin; özel bir gündesiniz (doğum günü, parti, kokteyl, yılbaşı, bayramlar, arkadaşlarla buluşma, akşam yemeği gibi) burada 3 seçiminiz olduğunu düşünün ve hangisini seçmek istediğinize siz karar verin.
* Bugün sizin doğum gününüz ve arkadaşlarınız akşam için size sürpriz bir parti hazırlamış. İlk önce yemek yiyeceksiniz, sonra mumlarınızı üfleyeceksiniz. Oysa siz daha yeni fazla kilolarınızdan kurtulmuşsunuz ve kilonuzu korumak istiyorsunuz.

Pratik püf noktaları ile özel zamanlardan dolayı oluşan veya biraz kaçırdığınızdan dolayı kilo almaya başladığınızı hissettiğinizde acil önlemler diyelim birlikte;
Günlük sıvı tüketimimizi hemen kontrol altına alarak daha fazla su ve aynı zamanda sıvı grubunda yer alan ödem atabileceğimiz bitki çaylarından tüketimizi arttıyoruz
Aktivitemiz eskisine göre azaldımı? 15 dk ekleyeceğimiz aktivite haftada 105 dk,ayda da 420 dk daha fazla enerji kaybettiğimizi gösterir,o zaman hemen başlıyalım.
Gelelim beslenmemizle ilgili alacağımız önlemlerimize,aralıklı beslenmek yani ara öğün atlamamak olmazsa olmazımız diyelim.
Porsıyonlarımızı küçültmek hemen ve çok rahat kontrolunu sağlayabileceğimiz bir önlemimiz .
Ana öğünlerimizden birine hemen ızgara içerikli bir salata eklemek veya akşam öğünümüzde bir hafta 1 yumurtalı menemen ve yanında 2 dilim tahıllı ekmek ekleyebiliriz.
Ara öğünlerimizde metabolizmamızı hızlandirmamız şart ve bunun için hem tok tutacak hemde protein alımımızı arttıracak 3 tam ceviz veya 10 fındık veya 10 badem tercih edelim.
Tatlıda canımız istiyor ama hemen 1-2 kilo da vermek istiyoruz o ama 1 bardak yağsız sıcak süte 1 dal tarçın çubuğu bekletelim ve ara öğün olarak yanında tahıllı 1-2 adet kurabiye ile diyetimizi renklendirebiliriz.
Hem antioksidan etkisi olan hem kan yapıcı özelliği olan aynı zamanda mevsim meyveside olan NAR ,kış aylarında yavaşlayan metabolizmamız için super bir tercihimiz olmalı,püf noktaları ile sağlıklı ve formda günler diliyorum.”
http://www.stargundem.com/ajanslar/kiloyu-vermek-kadar-korumakta-onemli-691374.html

29 Ağustos 2014 Cuma

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun


Rize'deki Mora Merkezimiz ve Dr. Fatma Seha KETENCİ

Türkiye`de, yılda yaklaşık 100 bin kişi sigara ve sigaraya bağlı hastalıklardan hayatını kaybediyor. Sigara bağımlılığı ise alternatif tedavi yöntemleri sayesinde tek seansta sorun olmaktan çıkıyor.
Rize’de yaklaşık dört aydan beri faaliyet gösteren MORA sigara bırakma merkezi, bağımlılara, kulak arkasından elektrik akımıyla masaj yapılarak uygulanan tedavi yöntemini başarıyla yürütüyor. Ağrısız, acısız ve yan etkisiz olan bu tedavi yönteminde, beynin kendini `nikotinsizlik` durumuna adapte etmesi sırasında yaşanan sıkıntıları ortadan kaldırmak için bağımlılara, kulak arkasından elektrik akımıyla masaj yapılıyor. Bu sırada beyin endorfin hormonu salgılıyor ve nikotin ihtiyacından kurtuluyor.
Sigara bıraktırma merkezinde görevli uzman Doktor Fatma Ketenci, yaptığı açıklamada, sigara bağımlısı kişinin her 2 kulağındaki belirli refleks noktalarına çok düşük gerilimli elektrik akımları uygulayarak vücudun endorfin salgılamasını sağladıklarını söyledi. Endorfin hormonunun kişide sigara içme isteği oluştuğunda devreye girerek vücudun nikotin ihtiyacını giderdiğini kaydeden Erus, uygulamadaki özelliğin nikotine nikotin olarak değil de endorfin olarak cevap vermesi olduğuna dikkat çekti.
Bu tedavi yöntemini uyguladıkları bağımlıların büyük bir kısmının ilk seansta sigarayı bıraktığını anlatan Ketenci, ihtiyaç duyulması halinde kişilere 4 seans daha uygulayabildiklerini belirterek, "Bu programa katılanlara 1 saat süren tek seans yeterlidir. Kişi son sigarasını içtikten 72 saat sonra nikotin vücuttan tamamen atılır. 15 gün içinde beyin nikotine fiziksel bağımlılıktan tamamen kurtulur. 3 ay ile 6 ay içinde de nikotine psikolojik bağımlılık sona erer." diye konuştu.
Şimdiye kadar Rize’de 37 kişi üzerinde bu tedavi yöntemini uyguladıklarını ve 35’inin sigarayı bıraktığını bununla beraber yüzde 92 oranında başarı sağladıklarını vurgulayan Ketenci, “Rize’de ilk defa açmış olduğumuz MORO Rize tedavi merkezine gelen tiryakiler ceplerinde sigara paketi ile geliyorlar, tedavi sonrası paketi çöpe atıyorlar. Çağımızın vebası olan bu illetten tek seansta kurtulmak mümkün” diye konuştu.
MORA TERAPİ
MORA ismi bu tekniğin yaratıcısı Dr. Franz MORELL ve Elektrik  Müh. Eric RASCHE ‘nin soyadlarının baş harflerinin birleşimidir.1970 li yıllarda Almanya’da ve Avrupa’da   biyorezonans metodu olarak kullanılan Mora Terapi zaman içinde tüm dünyaya yayılmış ve son 10 yıldırda Türkiye’de uygulanmaktadır. 
Sağlık Bakanlığı tarafından  onaylı olup hiçbir yan etkisi bulunmamaktadır.
MORA TERAPİ KISACA
Maddenin çevresinde oluşan elektromanyetik alandaki frekansların tedavi amacıyla kullanılmasıdır. Vücuttaki elektriksel aktivite için toksik, problemli bilgi frekansının ters çevrilerek vücuttan silinmesi işlemidir.
 Yurt dışında birçok hastalığın tedavisinde tamamlayıcı tıp olarak kullanılan Mora Terapi ülkemizde, ağırlıklı olarak sigara bağımlılığı, karbonhidrat bağımlılığı ve ağrı tedavisinde uygulanmaktadır.
ETKİ MEKANİZMASI
Elektromanyetik frekanslar ; cilt üzerine konulan elektrotlar , cihazın girişine konan madde ve vücut sıvısının yardımıyla cihaz içine alınır
Optik  uncoupling/ ayırma uygulandıktan sonra frekans moraya özgü bir filtreden geçerek sabit ters fazlı olarak ters çevrilir ve vücuda geri verilir. Bu sayede bağımlılığı olan maddenin vücutta oluşturduğu frekans bilgisi silinir ve böylece bağımlılık ortadan kalkar.
MORA TERAPİ UYGULANIŞI
Kişi önerilen detoks programına  uyguladıktan sonra seansa alınır .
Vücudun belli noktalarına elektrotlar bağlanır, bu işlem 50 dk sürer,işlem esnasında  kişi rahatsızlık verici  herhangi bir şey  hissetmez.Genel olarak rahatlama hali mevcuttur.
Tedavinin devamında  metal para şeklindeki frekans yüklü ÇİP  (göbek altına yapıştırılan) ve kişiye verilen hemeopatik sıvı ( frekans yüklü su) ile sağlanır.
Mora –biyorezonans sigara için tek seanstır . Tedavi etkinliği sağlanamayan  kişilerde ihtiyaç duyulduğunda  bir destek seans ücretsiz olarak verilebilir.
MORA TERAPİ BAŞARI
Sigara üzerine yapılan çalışmalarda kendi iradesiyle destek almadan bırakmaya çalısan her 100 tiryakiden  ancak 3 tanesi başarılı olurken bu başarı oranı MORA TERAPİ ile % 92’dir.
Mora Terapinin etkisi  fiziksel bağımlılık üzerinedir.
KİMLERE UYGULANAMAZ

Epilepsi (sara) hastaları ,kalp pili takılı olan hastalar ve gebeler.
MORA TERAPİ
MORA ismi bu tekniğin yaratıcısı Dr. Franz MORELL ve Elektrik  Müh. Eric RASCHE ‘nin soyadlarının baş harflerinin birleşimidir.1970 li yıllarda Almanya’da ve Avrupa’da   biyorezonans metodu olarak kullanılan Mora Terapi zaman içinde tüm dünyaya yayılmış ve son 10 yıldırda Türkiye’de uygulanmaktadır. 

Dr. Fatma Seha KETENCİ
MORA RİZE
ADRES: EKREM ORHON MAH. LEYLA SOK. ŞİŞMAN APT. KAT 2 NO:2 KÜLTÜR MERKEZİ YANI RİZE
TEL: 0 464 212 11 12

http://www.ajans53.com/Haber/Rizede-Sigara-Tiryakilerine-Tek-Seansta-Cozum-13413.html

15 Ağustos 2014 Cuma

Anne Karnında Obeziteyle Savaş



Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Emre Atabek, çağın hastalığı haline gelen obezliğin birçok nedenini olduğunu söyledi. Obezliğin temelinin anne karnında atıldığını hatırlatan Prof. Dr. Atabek, kilosu düşük olduğu için aşırı beslenen bebeğin obezliğe yatkın hale getirildiğini ifade ederek şunları kaydetti:
''Düzensiz bir şekilde bol gıda ve enerji alan çocuğun yağ dokusunda hızlı bir artış görülüyor. Bu da çocuğu şişman biri haline getiriyor. Dünyaya geldikten sonra adaptasyon sürecindeyken çocuğa gıda alımı konusunda aşırı yükleniliyor. Birçok araştırma da erişkin dönemde görülen metabolik bozukluklar gibi rahatsızlıkların düşük doğum ağırlığıyla bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Anne karnında bebek, büyümesini oksijen ve gıda desteğiyle sürdürüyor. Anne kendisinin ve bebeğinin beslenmesine çok dikkat etmeli. Bebeğe, anneye ve göbek bağına bağlı hastalıklar nedeniyle anne karnında yeterli gelişemeyen bebek düşük doğum ağırlıklı olarak doğabilmektedir. Bu süreçten sonra dış ortamda aşırı beslenmeye maruz kalan bebek, obezite riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Anne karnındaki açlığı takip eden dış ortamdaki aşırı beslenme yağ dokusuyla sonuçlanıyor. Hareketsiz bir hayat tarzıyla birlikte de genellike 6-7 yaşlarında obezite ortaya çıkmaktadır.''
HASTALIKLARIN TEMELİ BU DÖNEMDE ATILIYORAnne karnındaki dönemin kritik periyodunda yetersiz beslenme metabolik-endokrin değişikliklere yol açabileceğini vurgulayan Atabek, bebekte büyüme sınırlanarak enerji ihtiyacı olanla karşılanmaya çalışılacağını dile getirdi.
Ancak bu adaptasyonun kalıcı yapısal ve fonksiyonel değişikliklere dönüştüğüne ve erişkin hastalıkların temelinin atılmış olduğuna dikkati çeken Atabek, çalışmaların düşük doğum ağırlıklı bebeklerin erişkin dönemde obezite, tip 2 diyabet, anormal karbonhidrat ve lipid metabolizması, hipertansiyon, koroner kalp hastalığı gösterdiğini söyledi.

Bu tür çocukların ilerleyen dönemlerinde kansere yakalanma riskinin de daha fazla olduğunu anlatan Atabek, bu durumun önüne geçebilmek için gebeliğin sağlıklı takibi ve gebelikte problemlere erken müdahale edilmesi önerisinde bulundu.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25342606